​​​​​​​Trajedi-lirik operalardan trajikomik bir ölüme: Jean Baptiste Lully

Kısa çizgilerle hayatı
Asıl adı ‘Giovanni Battista Lulli’ olan Lully, 1632 yılında İtalya’nın Floransa kentinde yoksul bir değirmencinin oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesinde müzisyen yoktu ve ailenin de Lully’e müzik eğitimi aldırması maddi açıdan imkânsızdı.

Ancak müziğe olan yeteneği sayesinde keman ve gitar çalmayı ve bale yapmayı kendi kendine öğrendi. 1646 yılında, yani daha 14 yaşında iken Fransız Guise Dükü’nün oğlu tarafından Fransa’ya götürüldü ve Paris’te yaşayan Montpensiere Düşesi Anne Marie malikânesine hizmetli olarak girdi.

Asıl işi düşese İtalyanca dersleri vermek idi. Çalıştığı süre içinde konserleri ve tiyatroları izledi ve Nicolas Metru’dan müzik teorisi dersleri aldı. Yine bu süre içinde Fransızca öğrenmeyi de başardı. Bunun yanında, keman çalışına tanık olan Kont Nogent’in yardımıyla düşesin özel çalgı takımına da alındı. Lully, 1652 yılında, henüz 14 yaşında olan Fransa Kralı XIV Louis’ye keman dersleri vermek üzere saray hizmetine girdi. Bale ve dans çalışmalarına da devam ediyordu. 1653’te sarayda balet oldu. Bazılarına kralın da katıldığı bale gösterilerinde dans ediyordu.

1653 yılında “Balletdes Nuits” adlı bir eğlence balesinin müziğini besteledi. Müziği çok beğenen kral, Lully’i, saray çalgı müziği besteciliğine getirdi. Çembalo ve bestekârlık dersleri alan Lully, konserler ve balelerden çıkmıyor ve Fransız sanatseverlerin zevklerini ve müzikten ne beklediklerini öğrenmek için çaba sarf ediyordu. 1661 yılında Fransız vatandaşı oldu, Paris’e yerleşti, evlendi ve öldüğü 1687 yılına kadar da bu şehirde yaşadı.

Çalışmalarıyla klâsik batı müziğine, özellikle Fransız müziğine çok önemli katkılar getirdiği ve bu nedenle döneminin en fazla tanınan Fransız bestecisi olduğu tüm kaynaklarca ifade edilir. Ama Lully’i tanıtan ve yücelten bu çalışmalar kadar, daha 45 yaşındayken trajik bir “iş kazası” sonunda ölmesi de, onun sıklıkla anılmasına, anlatılmasına ve tanınmasına yol açmıştır!
 

Çalışmaları ve klâsik batı müziğine yaptığı katkılar
 

Hakkında yapılan bütün çalışmalarda, Lully’nin müziğe olan yeteneği vurgulanmıştır. Ama müzikle ilgisi olan herkesin bir yere gelebilme peşinde koştuğu orta barok dönemi Fransa’sında, İtalya’dan Fransa’ya göçmen olarak gele ve sonradan Fransız vatandaşı olan, Fransızcayı bile İtalyan aksanıyla konuşan bir gencin kısa zamanda başarı kazanabilmesi pek mümkün değildi.

Ama Lully, bu olumsuzluğu, müzik yeteneği, organizasyon yapma başarısı, girişimci karakteri ve özellikle hırsı ile kısa zamanda yenmeyi başardı. Kral Lully’i, ilk önce “Grand Band” adını verdiği kendi keman orkestrasına aldı. Ancak bu orkestrayı kapatınca önce 10, daha sonra da 20 kemandan oluşan “Les Petits Violindu Roi” orkestrasını kurdu ve Lully’i de bu orkestranın başına geçirdi.

Bu kazandığı ilk ciddi başarıydı. Bu orkestra yanında bireysel çalışmaları da devam ediyordu. Lully bale dersleri almış olan bir dansçı idi ve dans dersleri de veriyordu. Orkestra ile ilgilenirken, dans edecekler arasında kralında bulunduğu saray dansları ve baleler besteledi. Bu çalışmalarını çok beğenen kral, 1661 yılında Lully’i “Kralın Bestecisi” sıfatıyla çalıştırmaya başladı ve 1662 yılında da Kraliyet Ailesi’nin müzik yönetmeni oldu.

Kralın bale ve dans sevgisi nedeniyle 1660’lı yıllar içinde daha ziyade balo ve dans eserleri besteledi ve kralla birlikte dans etti. Lully, dans ve balenin, kralı elde tutmanın en iyi yolu olduğunu çok iyi biliyordu. Kralın desteğini kaybetmemek için her türlü önlemi alıyor ve çok çalışıyordu!

Bu çalışmalar içinde kralın ona olan desteğini arttıran en akıllıca davranışı ise Versay’ın oyun yazarı olarak görev yapmakta olan Moliere ile 1663-1671 yılları arasında işbirliği yapması olmuştur. Lully bu işbirliği süresince, “La Mariage Foce (1664)”, “L’Amour de Medecin (1665)”, “Le Bourgeois Gentilhomme (1670)” gibi ünlü komedilere eşlik edecek müzikleri bestelemiş ve bu besteler Kral tarafından çok beğenilmiştir.

Hatta Kral, bu ortak çalışma sırasında Osmanlı elçisinin kabulünde icra edilmek üzere bir “Absürd Türk Balesi” bestelemesini istemiştir. Bunun üzerine, Lully bir de “Türk Marşı” yazmış ve bestelemiştir. Aralarında çok büyük bir fark olmakla beraber, bu marş, Lully’nin, Mozart’tan önce “Türk Marşı” yazan besteci olarak anılmasını sağlamıştır. Lully, bu çalışmaları ile, kendisinden sonra, geçici olarak da olsa, Fransız sanat geleneği haline gelecek olan “Komedi-Bale” tarzını geliştirmiş oldu.

Kral bu çalışmalardan çok memnundu. Ancak, yaşlandığı için yavaş yavaş dans etmeyi bıraktı. Bunun üzerine, “Fransızca opera bestelemem mümkün değildir” diyen Lully, yeni bir tarz olarak, İtalyan operalarının Fransız halkının beklentilerine uygun olarak bestelenmesi konusuna önem verdi ve özellikle operalar ile Fransız dili arasında bir uyum sağlamayı hedef aldı.

1672’de, Kralın ve Maliye Bakanı’nın desteği ile Fransız operasını geliştirme konusunda tüm yetki Lully’e verildi. Bu yetkiyle beraber Lully, Fransız operasını, operalarda kukla oynatılmasını bile yasaklayarak, “komedi-bale” tarzından “trajedi-lirik” tarzına taşıdı ki, bu Lully’nin Fransız operasına yaptığı en büyük hizmettir. Nitekim bu nedenle Lully,“Fransız operasını kuran müzisyen olarak bilinmektedir.
 

“Traji-lirik” operadan “traji-komik” bir “iş kazası” sonucu ölümü

Lully, 16 bale müziği, 16 opera ve 3 de dini eser üretmiştir. “Cadmus ile Harnione (1673)”, “Alceste (1674)”, “Thesee (1675)”, “Arys (1675)”, “ Isis (1677)”,”Bellerophon (1679)”, Persee (1682)”, “Aice ile Galathee (1686)  ve Armide (1686) bunların en çok bilinen ve dinlenen operalarıdır.

1686 yılında Kral XIV. Louis ağır bir hastalık geçirir, ancak iyileşir. İyileşen kral, iyileşmesini kutlamak üzere Lully’den bir konser düzenlemesini ister. Bunun üzerine Lully, törensel bir ilâhi niteliğinde olan ve ağırlıklı olarak krala bağlılığını sergileyen “Te Deum” adlı Latince eserini yazar ve besteler. Organize edilen konser 8 Ocak 1687’de verilir. Sıra “Te Deum”un çalınmasına geldiğinde Lully, orkestra şefliği yapmak üzere sahneye çıkar. O yıllarda orkestra şefleri, bugün olduğu gibi “şef batonu” kullanmayıp, ritim ve birliği sağlamak için genelde tahtadan, bazen de sıkıştırılmış mukavvalardan yapılan bir değnek kullanıyorlardı.

Lully’nin elinde de tahtadan bir değnek vardı. Lully bu değnekle orkestrayı yönetirken, eserin belli bir yerinde, müziğe güç ve hız kazandırmak için elindeki tahta değneği, var gücüyle, yere vuruyorum diye ayağına vurur! Değnek ayak başparmağını ciddi olarak yaralar ve yapılan tedaviye rağmen ayağı mikrop kapar. Oluşan enfeksiyon geçmez ve bacağına doğru yayılmaya başlar.

Bunun üzerine doktorlar başparmağının kesilmesinin tek çare olduğunu söylerler ama Lully buna müsaade etmez. Bacakta kangren oluşur ve enfeksiyon bütün vücuda yayılır. Lully, yaşadığı bu şansız “iş kazası” nedeniyle 22 Mart 1687’de hayatını kaybeder ve Paris’te bulunan Notre-Dame-des-Victories Kilisesi’nde bulunan mezarına defnedilir.
Lully, “şanslı” bir besteci olarak anılır. Gerçekten, altında yatan asıl neden düşese İtalyanca öğretmek olsa da, ders almadan kendi kendine öğrendiği keman bilgisinin Fransa’ya göç etmesini sağlanması Lully’nin en büyük şansı olmuştur. Ama o da, müziği olan yeteneğini, Fransız halkını çok iyi gözlemleyerek halkın istediklerini doğru bir biçimde tespit etmesi, insanlarla ilişkilerini çok akıllıca kullanması, bu sayede kralın desteğini sağlaması ve çok çalışmasıyla bu şansa sahip çıkmıştır.

Maddi yönden de hiçbir sıkıntı çekmemiş ve toplumsal itibarını da hiç kaybetmemiştir. 1600’lerde, Paris’in merkezinde 5 ev, kırsal kesiminde 2 malikane ve 800.000 Fransız Frangı’nı miras bırakmak her müzisyene nasip olmuyordu!

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110