Tüketiyoruz ve tükeniyoruz…

Hayatın birçok alanında olduğu gibi, ekonomide de, denge, en önemli unsurların başındadır.

Birçok canlı veya cansız varlığı inceleyin, dengenin, her varlığın, sağlıklı işleyişinde, hayati önemi olduğunu rahatça görebilirsiniz.

İnsan bünyesini düşündüğünüzde; beslendiği oranda hareket veya hareket ettiği oranda beslenme ihtiyacı, sağlıklı bir bünye için gerekli ve doğru olandır. Bunun dışındaki davranışlar, insan bünyesi için zararlı olduğu kadar varlığın idamesi için hayati bir tehdittir.

Benzer dengeler ekonomiler için de ayni prensip doğrultusunda çalışır.

Ne kadar geliriniz varsa, o kadar harcarsınız.

Bir şekilde harcamalarınızı yükseltmek istiyorsanız, bunu yaparken, gelirinizi artırmanın yönlerini de bulmak bir zorunluluktur.

En temel ekonomik göstergelerin başında, ticaret dengesi gelir.

KKTC ekonomisini tam manası ile bir genel kalıba oturtmak mümkün olmasa da, ithalatı, servisle karşılayan bir modele, daha yakın olduğumuzu söyleyebiliriz.

Modele genel bir itirazım olmamakla beraber, dengelerin ayarının kaçtığını belirtmek isterim.

KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’na bağlı Ticaret Dairesi verilerini incelediğimizde karşımıza çıkan tablonun, içinde bulunduğumuz ekonomik yapının, yanlışlığını ifade etmekten başka izahı yoktur.

Verilere göre, 2020 yılı Ocak - Aralık dönemi ithalatı, bir önceki yıla oranla %22.3 düşüş göstererek 1,220 milyar dolar olarak gerçekleşirken, ayni dönemin ihracat rakamı ise, %27.7 artışla, 101 milyon dolar olarak gerçekleşti. İthalatın, ihracatı karşılama oranı %8.27,  ihracatın GSYİH’ya oranına bakıldığında ise %42.5, ithalat tarafında ise %3.5 oranını görüyoruz.

Yakın ve kıyaslama kolaylığı açısından, Güney Kıbrıs’ın oranlarına baktığımızda ise, 2019  yılı için toplam ihracatın 3,146  milyar dolar olduğunu, aynı dönemde toplam  ithalatın 8,235 milyar dolar, ithalatın ihracatı karşılama oranının %38.2, İhracatın GSYİH’ya oranına bakıldığında  %33, ithalat tarafında ise %12.6 oranını görüyoruz.

Yukarıda bizi içeren rakamların bize anlattığı ise  giderek kendimize yetmekten uzaklaştığımızdır.

1974 Kıbrıs adası için, dönüm noktalarından biridir. İdare tam manası ile bölünmüştür.

1974’ten bugüne kadar onlar kendilerini, biz de tüm olumsuzluklara rağmen kendimizi yönetmeye çalıştık.

1974’de yaşanan bölünmüşlüğün üzerinden nereyse yarım asır zaman geçti. Bölünmüşlükten, en fazla zararı, Kıbrıslı Türkler görmüştür ve hala daha da görmektedir.

Rumların geçen zaman içinde, her türlü uluslararası arenada, kendilerini Kıbrıs’ın tek temsilcisi ve sahibi gibi göstermelerinin önüne bir türlü geçemememizin ekonomik olumsuzluğunun faturasını sadece Kıbrıslı Türkler ödedi ve ödemeye devam ediyor.

1973 yılında, o zamanki adı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Gümrük Birliği anlaşması, Mağusa Limanı’ndan, Avrupa Birliği’ne doğrudan ihracatı kapsıyordu. 1991 yılında, karar üreterek, ihraç ürünlere ‘Port Of Famagusta’ yerine, ‘KKTC’ mührü vuracağız dedik.  Rumlar konuyu AB Adalet Divanı’na taşıdı. Dava 3 yıl sürdü, taraf olmayı kabul edip, savunma yapmadık. Sonuç hüsran ve KKTC gümrük birliği anlaşmasından muaf tutularak, %15 ek gümrük vergisine tabi tutuldu. Dava neticesinden sonra, o dönemki ihracat yıllık AB’ye ihracat 45-50 milyon dolar seviyesinden, 15-20 milyon dolar seviyesine geriledi. Yıllık kayıp, o dönemin rakamları ile 39 milyon dolar civarı. Sorumluluk kimin, sizin takdiriniz.

Süreçte, onlar uluslararası anlaşmalar yapmaya devam ederken, biz hep seyreden ve haksızlığa uğradığını iddia eden taraf olduk.


Türkiye’nin, AB ile gümrük birliği anlaşması uğruna, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyeliğine onay verildi.

AB üyesi, Kıbrıs Cumhuriyeti, münhasır ekonomik bölge anlaşmaları yaptı.  İlan ettiği, münhasır ekonomik alanları, parsellere böldü. Dünyada güçlü lobisi olan EXXON Mobil, ENI, Total gibi şirketlere petrol ve doğal gaz arama ihalesine çıktı.

Aralarında, İsrail, İtalya, Yunanistan, Mısır, Ürdün ve Filistin’in de bulunduğu ülkelerle Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda yer aldılar ve en önemlisi uluslararası ekonominin bir parçası oldular.

Yukarıda saydıklarımın, geçen zamanda, fazlası olmuş ama eksiği olmamıştır.

Bu noktada, ana sorunumuzun ihracat noktasında olduğunu söylemek mümkün.

Sanayi dairesinin ihracatı artırma tedbirlerini, okudum. Beğenmemek mümkün değil.

‘Kağıt üstünde’  yazılı verilen destekler, süt ürünlerine verilen destek dışında, hep kağıt üstünde kalmış.

Birçok üreticinin, geçmişten gelen navlun destek ödemelerinin yapılmadığını biliyorum.


İthalat ve ihracatın, gayri safi milli hasıla içindeki payı, ülkenin ekonomik gelir yapısına göre, doğru şekillendirmek zorunda olunan unsurların önde gelenlerindendir.

Gerçeğimiz ise, kendi kendimize yetmekten hızla uzaklaştığımızdır.

Tüketiyoruz ama tükettiğimiz oranında gelirimiz yok.

Aslında, tüketiyoruz ve tükeniyoruz…

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75