Turizm sektöründe gündemdeki gelişmeler, demografik istihdam yapısı

Bugün sizlere çok farklı bir açıdan değişik bir konuyu yazmak istedim. Belki de çok kişinin ayni izlenimler ile benzer şekillerde dile getirdiği çok ortak noktalarda dikkat ettiğimiz ancak yazıya dökmediğimiz bir o kadar da hassas bir konu.

Turizm sektöründe çalışanlar ve bu çalışanların halkımız üzerine yansımaları üzerine bir bakış ortaya koymak istiyorum ama bunu kaleme almadan önce bazı güncel sektöre dair paylaşımlarım olacak.

Bir süre önce açıklamalarını yaptığım ve konunun içerisinde olsun veya olmasın; Casino sektörü ile Kıbrıs ekonomisinin çarklarının nasıl döndüğüne dair kamu ile paylaştığım görüşlerim beklediğimden çok daha fazla olumlu karşılandı.

Sektörümüz büyük bir kabuk değiştirmenin eşiğine geldi. Bu kabuk değişimi, Türkiyemizin beklentilerini bir türlü karşılamaktan uzak her iki tarafın (TC- KKTC) yapısal dönüşüm noktasında eksik turizm hamleleri ve devletin bu sektöre TC’nin beklentilerine yönelik gerekli önemi verememesi soncunda bardak taşma noktasına geldi.

Yavaş yavaş hep yıllardır üzerinde durduğum ülke olarak turizm sektöründe kendi ayaklarımız üzerinde nasıl dururuz noktasında yapılması gereken açılımlar Anavatanın artık herkesçe kabul etmesi gerektiği turizm teşvik modeline ve sistemine bakış açısının kesinlikle değiştiğini içine sindirmesi gerekli.

Bunu eğer kabul edersek; sadece içerisinde bulunduğumuz turizm sezonunu değil, önümüzdeki orta vadede beş, uzun vadede on yılı nasıl bir sistematik yapı içerisine turizm gelişimini stratejik olarak sokarız onun hesabı içerisinde olmalı.

Turizm otelcilik ve hizmet sektörü de olanlar farklı bir açıdan, toplum ve halkımız başka bir noktadan, çalışanlar ise bambaşka bir durumdan kendi çıkarı ve bakışı ile konuşur ise hiçbir yere varamayacağımızı açık bir yüreklilikle vurgulamalıyım.

Ne yazık ki devlet turizm siyaseti üretmekten hiç de sevindirici bir noktada değil. Sektörün önüne konulan yeni bir açılım, yeni bir bakış, yeni bir turizm felsefesi hemen hemen yok.

Kamuya paylaşılan uçak biletlerinin pahalılığından başka bir söylem de yok. Ancak gittikçe artarak dikkat etmemiz gereken bir gerçekliğe doğru yol aldığımız da kesin.

Turizm sektörü kaybedilme noktasına frenleri patlamış bir kamyon gibi gitmeye başladı. Bu aşamada, her zaman olduğu gibi doğru bildiklerimi en objektif bir şekilde ele alacağım.

Kendi ayaklarımız üzerinde nasıl dururuz?

Çok uzun zamandır paylaşmadım ama artık kamudaki görevlerimizi ifa ettiğimiz süreçte, gizli kalması gerekli olan bazı toplumsal faydaya yönelik çalışmaların belki kamuoyuna aktarılmasında da artık bir sakınca görmüyorum açıkçası.

Çok büyük uğraşlar ve sektörel hamleler yaptığımız ve üzerine titrediğim turizm sektörünün bugün geldiği nokta çok da olumlu değil maalesef.

Görevde olduğumuz dönemlerde bu açılımları gerçekleştirmediğimiz şeklindeki eleştirileri de hiç de yapıcı bakmıyorum çünkü bizlerin o dönemlerde devlet mekanizması olarak üzerinde çalıştığımız büyük açılımlar vardı. Neydi bunlar?

Özellikle turizm geliştirme ve tanıtma fonu altında kurulacak çatının içerisine, maliyeye düşen ve devlet geliri sayılan ve kaynağı turizm sektörüne aktarılmayan gelirlerin adilane bir mekanizma içerisinde turizm sektörüne aktarılması ile ilgili yaptığımız çalışmalar vardı.

Bu aşamada; hükümetin en üst makamı olan dönemin başbakanı Sn Tufan Erhürman artık tıkanıklığın farkına varmış ve her bakanlık kendine gelir artırıcı çalışmaları hayata geçirmek üzerine düğmeye basmıştı.

Öncelikle belirtmek isterim, Tufan Hoca rasyonel düşünce yapısı içerisinde kendine getirilen her açılımı büyük bir titizlik içerisinde ele aldı ve sonuçlarını kendi uzmanlığı olan hukuk çerçevesinde nasıl çözerim noktasında bir strateji geliştirdi.

Bizler de bu çerçevede bütün hazırlıklarımızı yaparak devlete büyük bir rahatlama getirecek kendi bakanlıklarımıza yönelik açılımlarımızı tüm bakanlar kurulu ile paylaştık.

Gerçekten büyük adımlardı yapılacak olanlar ama hükümetin bunu uygulayacak ömrü yetmedi veya yettirilmedi.

Turizm ve Çevre Bakanlığı olarak; açılımlarını yaptığımız yeni kaynaklar bulmaya yönelik çalışmalar neticesinde yaklaşık seksen beş milyon Türk Lirası bir ek gelir öngörmüştüm.

Turizm ve Konaklama sektörü çalışanları demografik yapıları.

Çok yakın bir zamanda turizm sektöründe hangi alt sektörün ne kadar çalışanı olduğunu çok detaylı bir şekilde açıklayacağım ama konu oraya gelmeden önce; eğer ki bu ada bir turizm adası ise genel eğitim planlaması içerisinde sektörün en ağır topu durumunda olan casino sektörünün ihtiyaçlarının giderilmesi ve ayrıca özellikle otelcilik eğitiminin çok teknik yapıda yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Çok iyi hatırlıyorum, en son sektörde aktif olarak çalıştığım dönemde; 2014 yılında Le Chateau Lambousa Otelimizin renovasyonunu tamamlayıp hizmete açtığımız zamanda açılış öncesi bir çok firma ile çalışma imkanı yakalamıştık.

Bir otel yaparken, geçmişte saymıştım ve yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık bin iki yüze ile bin beş yüze yakın firma ile temasınız oluyor.

Kendi alanlarına göre birçok ithalatçı, beyaz eşya, mobilya, avize, elektrik ekipmanları, mutfak araç gereçleri, temizlik malzemeleri, gıda, alkollü, alkolsüz içecekler, teknolojik ekipmanlar vs. Bu firmaların istihdam ettiği kişilerin tahmin edebileceğiniz gibi birçoğu uzun yıllar Kıbrıs’ta yaşayan Anavatan Türkiyemizden gelen kişiler, vatandaş olanlar ile birlikte Kıbrıslı çalışanlar idi.

İstihdam noktasında ise, hatta biz oteli açarken bile bu kişiler arasında fark gözetmeksizin bilgi, beceri ve tecrübelerine göre istihdam etmeye özen göstermiştik.

Siz bakmayın uzun yıllardır yasa gereği çalışanların yüzde yetmişi Kıbrıs vatandaşı olması gerekir denilen söze. Kıbrıs’ta böyle bir yasa turizm sektöründe yok. Rastlayan var ise lütfen beni bilgilendirsin.

Ancak otelin tabiri caiz ise kaba inşaatının temizliğinin ve günlük inşaat işçisi olarak çalışmak için bulduğumuz Kıbrıs vatandaşı sayısı yüzde onu bile bulmuyordu.

Neyse konumuz bunun ile alakalı olmasına rağmen tam da yazacaklarım bu değil; o dönemlerde otelimiz açıldıktan sonra çalışan Türkiye Cumhuriyeti’nden çalışma izni ile gelen kişilerin oranı yüzde kırk beş, Kıbrıs kökenli kişilerin sayısı yüzde yirmi beş, üçüncü dünya ülkelerinden gelenlerin sayısı ise yüzde otuz civarlarında idi.

Kesinlikle konumuz ırkçılık değil ve bu gayrette de asla değilim, belirtmek istediğim nokta sadece demografik yapı ve içinde bulunduğumuz sektörün çalışanları ile ilgili durumu.

Eşitlenen asgari ücret ve sonuçları

Hepinizin de bildiği üzere beş yıl önce Türkiye’de 730 TL net olan asgari ücret KKTC de 1350 TL idi. Yaklaşık iki katı daha fazla olan bir net maaş vardı Kıbrıs’ta. Böylesine bir ortamda herkesin de takdir edeceği üzere burada çalışmak daha cazipti. Genellikle alt kadrolar ve orta düzey yöneticilerin bir çoğu da (servis elemanları, departman sorumluları ve departman müdürleri) bu kesimden olan kişilerdi. Ancak Türkiye’mizin ekonomik gelişimi ile hizmet sektöründe gözlenen ilerleme; son üç yıl içinde rüzgarın Kıbrıs yönünden terse doğru esmesine sebep oldu.

Şöyle ki; Türkiye ile Kıbrıs arasında asgari ücret farkının hemen hemen kapanması Türkiye’den buraya ekmek kazanmak için gelen kişiler için cazip olmaktan çıktı.

Böyle bir durumda pazar boşluk bırakmaz felsefesi burada da devreye girdi ve birçok kurum ve kuruluşumuz bu boşluğu Uzakdoğu ülkelerinden doldurmaya başladı. (Pakistan, Bangladeş, Vietnam, Filipinler vs ). Bugünlerde turizm sektöründe hizmetliler anlamında çalışanların oranı % 50 Uzakdoğu, %35 TC, %15 KKTC vatandaşı olarak karşımıza çıkmakta.

Üniversiteler- Turizm Bakanlığı- Çalışma Bakanlığı üçgeni çok önemli bir detay

Ülkemizde bildiğim kadarı ile yedi, sekiz üniversitenin turizm fakülteleri ve gastronomi bölümleri var. Bu üniversitelerde de yaklaşık üç bin iki yüz civarı öğrenci aktif olarak okuyor.

Burada en önemli olay, birçok öğrencinin yaklaşık yirmi altı bin yataklık otelcilik sektöründen ve diğer restoran, kafe ve benzerlerinden yeteri kadar istihdam edilmedikleri bir ortam söz konusu.

Oysa otelcilik yaptığım dönemlerden de biliyorum, bu öğrencilere kalacak yer, su, elektrik ve hatta üç öğün yemek gibi harcamalar yapmak zorunda kalmadığınız için bu öğrencilerin istihdam edilmesi daha ekonomik oluyor.

Yasa ile sadece haftada yirmi saat yani yarı zamanlı çalıştırılabilen bu gençlerimiz ben inanıyorum ki daha sonraki dönemlerde mutlaka tam zamanlı statüde de çalıştırılabilir ve bu öğrencilerin hayata atılmalarına da olanak sağlanabilir.

Diğer taraftan ise; üniversiteler de sadece yaz aylarında bu öğrencileri staja veya yarı zamanlı çalışmaya teşvik değil tüm yıl çalıştırılabilecek düzenlemeleri devletin yapacağı kanundaki değişiklikler ile hayata geçirebilmeli.

Ancak, çok önemli bir konu daha var, otellerimiz servis yani hizmet edebilecek potansiyelin ihtiyacını öncelikle karşılamak için bu üniversitelerimiz ile istişare içerisinde olmalı. Kısacası potansiyel buralardan karşılanmalı.

Böylelikle şekil disiplininin sağlandığı, görsel açıdan da tüm halkımızın onay verdiği, Kıbrıs coğrafyasını iyi bilen, misafirin sorduğu zaman en azından Kıbrıs’a ait bir tarihi yeri zorlanmadan söyleyebilecek kişileri görmek hepimizi daha fazla mutlu edecektir. Hemen hemen tüm sektörümüze yayılan Uzakdoğu’dan gelen bu potansiyelin de istihdam edilmesinin de ayrıca önüne geçilecektir.

Otelciler Birliği- Üniversiteler- Turizm Sektörü işbirliği

Bu aşamada, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB) da bu anlamda yeni hamleler ortaya koyarak daha etkin bir turizm stratejisi ile tüm yukarıda bahsettiğim paydaşlar ile sürekli dirsek temasında olabilmeli.

Hiçbir kurum veya kuruluşu eleştirmek değil niyetim ama bugün böylesine bir turizm potansiyeli var iken ve bu potansiyeli döndürebilecek insan gücü kaynağı hazır bu kadar üniversitemiz, turizm liseleri (hatta Girne Turizm Lisesi olduğunu biliyor musunuz?) var iken inanın çok yazık ediyoruz.

Bu anlamda yakınen çalışma fırsatı bulduğum sevgili Dimağ Çağıner vizyonunu KITOB’a taşırken bu anlamda yeni adımlar atacağına da inanıyorum.

Üniversite- STK (sivil toplum kuruluşu) ve sektörel işbirliği müthiş bir dinamizm ve işbirliğinde olmalı. Yurt dışına kaçan her kuruş bir milli servettir.

Bu aşamada, sakın kimse, “öğrenciler ilk günden müdür olmak istiyor” gibi klişe olmuş kelimeler söylemesin, bu laflar artık çok gerilerde kaldı.

Herkes, ekmeğin aslanın ağzında değil de midesinde olduğunun farkında. Yeni ve ufku açık, dünyayı gezen Z-kuşağı nesiller artık bayrağı devralmak için kendi kuşaklarının da getirdiği teknoloji kullanımı ve bakış açıları ile çok dinamik bir o kadar da yönlendirilmeye muhtaç.

Yeter ki, devlet, üniversiteler, özel sektör ve ilgili sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek bu potansiyelin ortaya çıkması için çaba sarf edelim...

Turizm dolu günler bizlerin olsun.

YORUM EKLE

banner108

banner107

banner88

banner96