Türk Milleti Devletiyle Kıbrıs Ekseninde Dünya Barışı Adına Büyük Bedeller Ödemiş Tutarlı Diplomasileriyle Günümüzde Örnek Hale Gelmiştir -4

Dünya savaşlarına, tahribatlara ve kan akmasına sebep olanlar petrolü en çok gasp edenlerdir. Her şey petrol için! Vesselam
 

   “I.nci ve II. nci Dünya Savaşları sırasında ve sonrasında, Emperyal Devletlerin en büyük ilgi alanları ağırlıklı olarak Osmanlı Mirası olan topraklar, yani Ortadoğu, Kuzey Afrika ve genel olarak İslam Coğrafyası olmuştur. Çünkü Çıkarcı Devletler, bölge ülkelerinin engellerine takılacağını düşünerek buralarda parçalama-bölme siyasetlerini, İngiliz ustaları ile daha da artırmayı marifet saymışlardır. Osmanlı Devleti’nin vaktiyle Kutsal topraklarda ve Hicaz ülkesinde sağladığı Barış ve Adalet düzeni, ne yazık ki, binlerce mil uzaklıkta bulunan bu arsız, doyumsuz sömürgeci, saldırgan devletlerin fitneleriyle ve aldatmacalarıyla bozulmuş; Bu bölgeler vuku bulan savaşlar ve çatışmalar sonucu kan gölüne çevrilmiş; güvenden yoksun, birbirleriyle kavga eden ve uzlaşmayan toplumların ülkeleri haline getirilmişlerdir.
  Peygamber soyundan olduğunu iddia eden Mekke’nin Şerifi Hüseyin, İngiliz Ajanı Lawrance (Of Saudıa) ile ihanet etmekte ortak hareket etmişlerdir.
   Hicaz Kralı, Mekke Şerifi Hüseyin Bin Ali El-Haşimi’yi ayartıp müslüman devletlerini Türkler aleyhine kışkırtanlar; Thomas Edward Lawrance’yı (Lawrence Of Arabia) I.nci Dünya Savaşında Arapları, Osmanlılara karşı ayaklandırmak üzere, Arap ülkelerine atayıp İstihbarat sağlayanlar, bölgede hâkimiyet kurup petrol ve diğer enerji kaynaklarına sahip olabilmek için bu eylemleri gerçekleştirmiş oldukları ayan beyan ortadadır. Türk Milletinin, hukuk ve İnsanlık uğruna bu bölgelerde verdiği kutsal mücadele ve katlanmış olduğu fedakârlıklara tarih elbette ki şahittir.


Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk askerleriyle Libya çöllerinde mücadelesi unutulmamalıdır
 

   Mustafa Kemal Atatürk’ün Libya çöllerinde kahraman Türk askerleri ile verdiği meşakkatli mücadele, bölgedeki Türk Fedakârlığının yalnızca bir örneğidir. Bunların Binlercesi Türk-İslam mücadele tarihinin kayıtlarında tescillidir. İslam uğruna, tüm İnsanlık uğruna hukukun ve demokrasinin ikamesi için Türk Milleti’nin topluca Devletiyle gerçekleştirdiği fedakârlıklar ve üstün hizmetler sayesinde Dünya Barışına katkıda bulunmuştur. Günümüzde devam ettirilen Rusya-Ukrayna savaşının olumlu düzeyde sonuçlanmasında ve daha fazla kan dökülmesini önlemede, barışçıl diplomasileriyle Dünya Devletlerinin takdirini toplayan Türkiye, geçmişten beri değişmeyen temel anlayışını ve İnsanî ölçülere dayanan kültür ve geleneğini ayni şekilde geçmişteki gibi ortaya koymuştur.
  

Arap toprakları ve çölleri Türk tapucularının çalışmalarıyla hudutlandırılmıştır


   Hicaz bölgesinin Osmanlıların eline geçmesi Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı 1517’de Fethetmesinden sonra gerçekleşmiştir. Ortadoğu’nun önemini hakkıyle kavrayan ve bu bölgeleri kutsal nitelikte değerlendiren, ancak bu yönleri ile önemine herkesten çok dikkat çeken İslam Dünyası ve öncüsü durumundaki Osmanlı Devleti; Arabistan-Hicaz Yarımadası, Suriye, Irak, İran ve Kuzey Afrika, Mısır, Libya ve bu havzalarda yer alan diğer yerleşim alanlarının çevrelediği, Çölleri, sahraları, aşırı ve dayanılmaz sıcak iklim koşullarına rağmen cesurane bir şekilde, sabırla, dikkatlice ve titizlilikle çöllerle kaplı olan bölge arazilerini gugolarla, nirengi noktalarıyla, nişangâhlarla sınırlarını belirlemede gösterdiği fiziki-teknik, matematik, astronomik ve topografik esaslara dayalı ölçek ve tespitler, Tapusal alanda pratik ve terminolojik olarak olağanüstü başarısının birer göstergesidir.
   Ortadoğu Devletlerinin hemen hemen tümü, yakın tarihlere kadar sınır haritalarını, bölgesel arazi kesitlerini, Türkiye Cumhuriyeti’nin Harita Arşivleri kaynaklarından yararlanmak süretiyle tespit ederek, suretlerini temin ettiklerini hepimiz biliyoruz. Osmanlı Devleti’nin yıllarca egemenliği altında bulundurduğu Ortadoğu bölgesinde gerçekleştirdiği söz konusu bilimsel çalışmalar; baştan sona tarihî çalışmalar olarak, Ortadoğu toplumlarının, devletlerinin yanı sıra, dünyaya insanlığının ve özellikle Ortadoğu Enerji kaynaklarından yararlanan ve tasarrufu altında başkalarını yararlandıran Devletlerin istifadesinde hayatî bir hizmet armağanıdır.
  

İngilizlerin ve ABD’nin Ortadoğu’da Türk eseri haritalarda değişiklik yapmaları petrol anlaşmazlıklarının önünü açmıştır
 

   Kadastro çalışmaları ile Çöl arazilerini parselasyon projeleri tahtında, arazi parçaları halinde ayırıp bölgesel ve Ülkesel Haritalara işleyerek, sınırdaş ülkelerin kendi sınırları içinde ve dışında tapusal haklarının bölünürek paylaşımını başarı ile gerçekleştiren Osmanlı Devleti, aslında başta petrol ve diğer enerji kaynaklarının bu bölgelerde, gelecekte birer paylaşım unsuru olabileceğini, Emperyal güçlerin ise haksızcasına Petrole bütünüyle sahip olabilmek adına bölgede kargaşalıklara yol açmak sureti ile ortaya çıkabilecek petrol anlaşmazlıklarının ve yağmalama girişimlerinin sonucunda mutlak manada Savaşlara ve çatışmalara yol açılabileceğini, herkeslerden yıllarca çok öncesinde fark edebilmişti. Dünyaya yapmış olduğu bu üstün hizmetini Osmanlı Devleti, söz konusu toprakları yabancılara, (Adaletle hükmetmeyen)Müstevli Devletlere kaptırmak suretiyle tarihte çok acı bedeller ödemek durumunda kalmıştır. Osmanlı Devletinin başarılı Harita çalışmaları sonuçları, başta İngilizler ve ABD olmak üzere diğer devletlerin maksatlı olarak değiştirmeleri veya revize etmeleri, bölge devletlerinin sınır anlaşmazlıkları ile boğuşmalarına; diğer taraftan da petrol peşinde koşanların birbirleriyle uyuşamamasına yol açmıştır. I.nci Dünya Savaşının ardında ortak çıkarlar üzerinde anlaşan ve dört büyükler olarak tarihte anılan grup sırasıyla: ABD Başkanı Woodrow Wilson; İngiliz Başbakanı Lloyd George; Fransız Başbakanı Georges Clemenceau; İtalyan Başbakanı Vıttorıo Emanuele Orlando birlikte karar vererek, Haritalarda yeniden değişiklikler yaptılar ve Devletlerarası sınır anlaşmazlıklarına sebebiyet vermişlerdir. Söz konusu sınır haritaları, kendi uzmanları tarafından hazırlanmıştır.
  

The Good, The Bad And The Ugly (İyi, Kötü Ve Çirkin) yeniden gündemimizdedir
 

   Osmanlı Devleti’ni yıkma, çökertme ve ortadan kaldırma faaliyetlerini askerî (Stratejik), iktisadî (Ekonomik) ve toplumsal (Dinî ve Ahlakî) esaslar üzerinden geliştiren ve aktive eden Batılılar (Hristiyan Dünyası);bir başka ifade ile “Haçlı İttifakı”,Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u feth ederek; Bizans İmparatorluğu’nu ikiye ayırıp Çağ değiştirmesini bir türlü kabullenemeyip içine sindirememiştir. Bu durum, Dünyanın geleceği açısından büyük felaketleri çağrıştıran ve sonuçta XXI. nci yüzyılı aşmak üzere olduğumuz günümüzde kabul edilemez çekişmeli ve çatışmalı ortamların oluşmasına sebep olmuştur. Fatih, fetih hareketi ile Dünya’ya Adalet ve sükûneti hâkim kılmaya çalışırken; Kutsal Haç İttifakı ise çıkar uğruna, sınır tanımayan emperyal faaliyetlerini daha da artırmayı hedefi haline getirmişti. The Good, The Bad And The Ugly (İyi, Kötü ve Çirkin) ayırımı ile kendilerine göre Dünyaya ayar vermeye çalışarak Şiddeti ve Materyal Kaygıları ön plana çıkaran bu İttifak Güruhu ilk adım olarak Megali İdea (Büyük Ülkü) tahtında Bizans’ı yeniden ikame etmek ve İstanbul’u Başşehir yapmak üzere, birinci etapta, Yunanistan’ı MAŞA DEVLET olarak kullanmak suretiyle yeni bir mücadele başlatmışlardır.
   Girit, Rodos, Kıbrıs, Adalar, Ege Denizi, Ak Deniz Havzası ve Batı Anadolu topraklarını içerecek şekilde büyük bir coğrafî bölgeyi ele geçirmek üzere yola koyulan bu ittifak, Osmanlı Devleti’nin, işlediği suç dolayısıyle yakalamağa çalıştığı Rigas Feraıs adlı Rum asıllı Terör uzmanına bir harita hazırlatmıştır. Megali İdea Haritası olarak tarihe geçmiş olan bu harita Bükreş’te hazırlanmış, Viyana’da bastırılmış ve İttifak Devletlerine dağıtılmıştır. Söz konusu harita tam anlamıyla doyumsuz emperyalist devletlerin haksız yere işgal edeceği toprakların bir haritasıdır ve ne yazık ki bu harita insan hakları evrensel beyannamelerine ve toprak, hudut hakları kriterlerine rağmen halen geçerliliğini kabul edip gereği için fütursuzca çaba gösteren Rum-Yunan yanlısı Filelenistler bulunmaktadır. Bunlara göre, kendilerinden yana olanlar iyiler; olmayanlar ise kötü ve çirkindirler. Türk Milleti, kendi yoluna emin adımlarla kervanlar misali yürümeye, yol almaya ve yükselmeye devam etmektedir.

 

Rigas’ın haritası boş hayalden ibarettir, ancak bu harita, maceraperest devletlerin de adeta pusulasıdır


   Harita’nın içeriğini iyice tetkik edenler, halen Doğu Akdeniz’de Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Enerji kaynaklarından doğan haklarını elde etmelerine mani olmalarının gerçek nedenlerini anlamış olacaklardır. Geçmişten günümüze taşınan ve kindarlığa dönüşen bu vahim davranışların sürgit hale gelmesi, Dünya barışı için bir tehdittir ve bunun bedelini de Türk Haklarını çiğnemekle; Türkleri hor görmekle; aşağılamak ve rencide etmekle yalnızca Türk Milletine ödetilmek istenmektedir. Türk Milleti, haklarını yedirmemek, varlığını onurlu bir şekilde devam ettirebilmek ve bekasına sahip çıkabilmek için mücadelesini ara vermeden sürdürecektir.
  Rigas’ın Haritası, hayal mahsulü olmakla beraber, Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında bulundurduğu toprakları ve deniz alanlarının işgali için teşvik edici unsurlar taşımaktadır. Günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve KKTC’nin gerek karada ve gerekse Deniz Münhasır alanlarındaki haklarına göz dikenlerin söz konusu Rigas haritasının bir dürtücü UNSUR olduğunu dikkatlerden uzak tutmamalıdırlar. Bir zamanlar Ortadoğu Haritasını sahaya sürenlerin bugün bu haritanın gerçekleştirilmesi için bazı tehlikeli adımların atılmakta olduğunu görebilmekteyiz.  Ortaya atılan ve saçma olduğunu sandığımız fikirler veya boş olduğunu sandığımız söylemler tedbir açısından dikkate alınmalı, gizli kalmayan belirtilerine bakılmalıdır. Eğer bir belirti veya ima edilen bir husus varsa bunda ciddiye alınacak bir olay var demektir. Meseleye bu yönüyle baktığımızda: “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” der gereken önlemler alınır.

 

Kardinal John Henry Newman saçmalarken,ciddi bir nefret tehlikesine işaret etmiştir
 

   Kilise mensuplarından İngiliz asıllı Kardinal John Henry Newman’ın Türkler ve Müslümanlar hakkındaki çirkin ve iftira nitelikli sözleri, aslında yukarıda sözünü ettiğimiz Batılı Haçlıların kin ve nefretinin bir tezahürüdür. Kilise mensubu Kardinalin, Türkler ve Müslümanlar için sarf ettiği: “Eski dünyanın tam kalbine asırlardır yerleşmiş, yeryüzünün en semereli ve en güzel diyarlarını ve klasik ve dini antikitenin en meşhur ülkelerini hayvani pençesinde tutan ve kendisine ait bir tarihe sahip olmayan barbar güç (Türkler), tüm dünyanın yarı tarihini cahilce mülkiyetinde tutarak, İstanbul ve İznik, İzmit ve Kayseri; Kudüs ve Şam, Musul ve Babil, Mekke ve Bağdat, Antakya ve İskenderiye’nin tarihi isimlerinin mirasına konmuştur. “mahiyetindeki çirkin ve kabul edilemez sözleri aslında, Kilisenin ne denli barbar ve bağnaz fikirlerle, emperyal güçlerin güdümünde olduğunun; İlahî şefkatten ve merhametten; insanî meziyetlerden yoksun olduğunun köklü ve aşağılık kompleksinin de en bariz bir göstergesidir.
 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104