Türkiye’den ithalatın döviz ile yapılması pahalılık yaratıyor

KKTC ekonomisi, büyük ölçüde dış talebe bağımlı ve kırılgan bir yapıya sahiptir. Pandemi döneminde, turizm, üniversiteler ve Güney’den geçişler durduğu zaman bunu çok yakından hissettik.
Ülkeye İthalatın yaklaşık yüzde 60’ı Türkiye’den gerçekleştiği halde, bunun önemli, büyük bir kısmı dövizle yapılmakta, gümrük faturaları bile döviz üzerinden hesaplanmaktadır. Sadece, bu faturalar dahi, TL ile düzenlense, piyasadaki pahalılık önemli oranda azalacaktır.
Türkiye’den bazı ürünlerde ithalatın TL ile yapıldığını biliyoruz ama bütün ithal edilen ürünlerin de, mümkünse, TL faturalandırılması için mutlaka girişimler yapılmalıdır.
Birbiri ardına gelen zam haberleri, hem toplumu germekte, hem de vatandaşın alım gücünü eritmektedir. Ülkedeki mal ve hizmet fiyatlarındaki artışın nedeni elimizde olmayan ve olan bazı unsurlardan kaynaklanmaktadır. Döviz ve petrol fiyatlarındaki artış, bizim kontrolümüzde değil. Ama, elimizde olan imkanları da kullanmamız gerekiyor.
Fiyat İstikrar Fonu’nda (FİF) para kalmayınca, döviz kurlarındaki oynaklık ve TL’deki değer kaybı nedeniyle yaşanan pahalılık, piyasaya yansımaktadır. Hükümet, Fiyat İstikrar Fonundaki parayı harcayınca, akaryakıta yapılan zamlar, doğrudan pompa fiyatına yansımaktadır.
Akaryakıttan, tüp gaza, ekmekten, ilaca kadar A’dan Z’ye mal ve hizmetlerde cep yakan bir pahalılık ve enflasyonla karşı karşıyayız. Akaryakıta yapılan yaklaşık yüzde 40 zam, Tüp gazın 140 TL, ekmeğin 4 TL olması kabul edilemezdir. Günde 10 adet ekmek almak zorunda kalan aileler var ve sadece ekmeğe bir ayda 1200 TL vermek, ülkede asgari ücretle veya onun altında gelirle yaşayan pek çok aile için mümkün değildir.
Asgari ücretlilerin yanında, dar gelirli diye nitelendirilen ve sosyal yardımlarla veya engelli maaşıyla ayakta kalmaya çalışan insanların mevcut durumu ise, çok daha kötüdür. Bu insanlar, aylık ortalama 3 bin TL civarında gelir elde etmektedirler.
Açlık sınırının 4552 TL olduğu bu zamanda, insanlarımızın, böylesi bir gelir miktarı ile yaşamlarını sağlıklı ve dengeli bir şekilde sürdürmeleri mümkün değildir. Şu anda, geçen yılın aynı dönemine göre, neredeyse iki misli yüksek enflasyon oranıyla karşı karşıyayız. Piyasadaki bütün mal ve hizmet fiyatları katlanarak artmaktadır.
Ülkenin ihtiyacı olan mal ve ürünlerin yüzde 90’dan fazlası yurt dışından ithal edilmektedir. Temel tüketim maddelerine özellikle son bir yılda yapılan zamlar, halkın belini bükmektedir. Yurt dışından gelen,  fiyatlandırması ve ihale süreçleri gibi son dönem tartışmalarla öne çıkan gaz ve akaryakıt konusunda yaşanan sorunların, bir daha yaşanmaması için, erken müdahale edilerek çözümlenmesi gerekmektedir.
Elbette ki, ülke dışından gelen ürünlerin fiyatlandırılması global gelişmelerden bağımsız değerlendirilmemeli ve uzunca süredir dünya ölçeğinde yaşanan enerji krizi de bu konuda yorum yaparken göz ardı edilmemelidir.
Ancak, Fiyat İstikrar Fonunda biriken para tükenince, döviz ve petrol piyasalarında yaşanan her dalgalanma da pompa fiyatlarına yansımaktadır. Türk Lirası kullandığımız, para politikası araçlarından mahrum olduğumuz ve ithalatımızın çoğunluğunun dövize endeksli olmasından ötürü, enflasyona karşı savunmasız kalmaktayız.
Ayrıca, ekonomik protokoldeki eylemler yapılmadığı için, TC’den gelmesi gereken kaynağın ancak yüzde 30 civarı ülkeye ulaşmıştır. Kaynak eksikliğinden dolayı da, 850 milyon TL, Maliye Bakanlığı tarafından yüksek faizle iç borçlanma yoluna gidilmiş ve borçlanma limitinin sonuna gelinmiştir.
Toplam İthalatımızın yaklaşık yüzde 60’ını Türkiye’den yaptığımız halde, gümrüğe sunulan faturalarının önemli bir kısmının döviz üzerinden ödenmesi, devletin gelirlerini artırırken, öte yandan, malların fiyatlarını da artırmaktadır. Halbuki, sadece bu faturalar dahi, TL yazılsa ve hesaplansa, piyasadaki pahalılık bir nebze de olsa azalacaktır.
Türkiye ile bu konuda iletişim ve istişareye geçmek, hem şimdiki, hem de seçimden sonra kurulacak yeni hükümetin de, görevleri arasında olmalıdır. Türkiye’den yapılan ithalatın tümünün de, TL ile faturalanma konusunda, Türkiye yetkilileriyle istişare edilirse, olumlu sonuç alınabileceğini düşünüyorum.
KKTC’ye yapılan ihracat, 85 milyonluk nüfusa ve devasa bir ekonomiye sahip Türkiye’nin toplam ticaret hacmi içinde çok küçük bir orana karşılık gelmektedir. Bu bağlamda, konu ile ilgili prosedürler çerçevesinde girişimler yapılmalıdır.
Piyasamızda birçok kalem, döviz ile fiyatlandırılmaktadır. Ancak, çarşıyı daha da pahalılaştırmamak için hükümetin müdahale edebileceği noktalar da bulunmaktadır. Temel gıda maddeleri ile sağlık ve temizlik ürünleri başta olmak üzere tüketimi elzem maddelerde tüm vergi ve fonların, en azından belli bir süre sıfırlanması bile, piyasadaki pahalılığı azaltacaktır. Ancak, geçmiş hükümet, böylesi bir seçeneği bir türlü düşünmemiş ve yürürlüğe koymamıştır.
Yeni hükümet, böylesi bir seçeneği mutlaka düşünmelidir. Devlet gelirlerinin düşeceği endişesinden sıyrılmalı ve halkın pahalılıktan çektiği eziyeti, hafifletmenin yollarını arayıp, bulmalıdır.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104