Türkiye’nin Avrupa Konseyi Delegeler Komitesinin ‘Kıbrıs’ı İlgilendiren Toplantılarından Çekilmesi Haklı Bir Karardır

Romans Afif MAPOLAR
   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen kararların icrasının görüşüldüğü davalarda “Kıbrıs” Rum tarafı, tüm terk edilmiş Rum taşınmaz malları için Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi’nin ek tedbirler koyması gerektiğini ileri sürerken, gerçek hedefi, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu daha da artırarak, Kuzey Kıbrıs’taki ekonomik yaşamı felç etmekti.
   AİHM tarafından ülkeler aleyhine verilen kararların icrasının tartışıldığı Avrupa Konseyi üyelerinin temsilcilerinden oluşan Delegeler Komitesi İnsan Hakları Toplantıları, başvuranların belli bir politik hedefe ulaşmalarına araç olacak bir platform değildir.
   Türkiye’nin protesto ederek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantılarından çekilmesi ve yıllar önce tazminatı ödenen Loizidou davası kapatılıncaya kadar ‘Kıbrıs’ı ilgilendiren AİHM kararlarını tartışmayacağını, tanımayacağını duyurması haklı nedenlere dayanmaktadır. Konunun doğru algılanması için bu noktaya gelinceye kadar gelişen sürecin çok iyi bilinmesi gerekir.

 

Süreç Nasıl Gelişti:


   AİHM kararlarının icrasını denetleme organı olan Delegeler Komitesi 1236 sayılı ve 24 Eylül 2015 tarihli toplantısında;
   1-Karpaz’da yaşayan Kıbrıslı Rumların ve mirasçılarının mülkiyet haklarına ilişkin alınan kararları takdirle karşıladığını belirterek, 12 Mayıs 2014 tarihli tazminat kararının olası sonuçlarını denetlemeye;
   2-Yerlerinden edilen şahısların mülkiyet haklarına ilişkin Aralık 2015 tarihinde yaptıkları tartışmanın sonuçlarını, Haziran 2016 tarihli Delegeler Komitesi toplantısında yeniden gözden geçirmeye;
   3-Yapılan tartışmalar ışığında delegelerin, AİHM hükmünün uygulanması tartışmasına etkili olabilecek görüşlerini 22 Ekim 2015 tarihine kadar Sekretaryaya bildirmelerine;
   4-AİHM’in tazminat kararının koşulsuz ödenmesi gereğinin hatırlatılmasına ve 12 Mayıs 2014 tarihli  tazminat miktarının ödenmesine çağrı yapılmasına karar vermiştir.
   Kararların icrasından memnun olmayan Rum Tarafı, Aralık 2015 tarihinde yapılan Delegeler Komitesi Toplantısında, Demopoulos hükmünün insan hakları ihlallerini giderip gidermediğine dair AİHM’den görüş istenmesini talep etmiştir. Delegelerin çoğunluğu tarafından benimsenen söz konusu talep, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü Genel Müdürlüğü Direktörü Philippe  Boillat’in girişimiyle son  anda  durdurulmuştur.
   Tüm uyarılara karşın Türkiye’nin sorunun giderilmesi için gerekli önlemleri almadığını iddia eden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), 7-9 Haziran 2016 tarihinde yapılacak olan Delegeler Komitesinde Türkiye aleyhine şu yaptırım kararlarının  alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
   Paragraf (4) GKRY, özellikle, Delegeler Komitesi’nden (daimi temsilcilerden) aşağıdaki hususları Türkiye Cumhuriyeti’nden istemesini talep etmektedir:
   Esas Hükme (Principal Judgment) uymak için bugüne kadar alınmış olan ve/veya alma niyetinde oldukları önlemlerin tam listesini Bakanlar Komitesi’ne bildirmek.
   Alınmış olan tedbirler ve etkileri hakkında her 6 ayda bir ilerleme raporu sunmak.
   Kıbrıs’ın kuzeyinde uygulanan taşınmaz mal rejimine ilişkin tam ve kapsamlı bir listenin Komiteye sunulması.
   Kıbrıs’ın kuzeyinde terkedilen Kıbrıs Rum mallarının yasadışı satışına ilişkin her türlü reklam veya sair tanıtım faaliyetlerinin durdurulması.
   Tüm uluslararası fuar veya forumlarda Kıbrıs’ın kuzeyindeki terkedilen Kıbrıs Rum mallarının yasadışı satışına ilişkin olarak yürütülen her türlü reklam veya sair tanıtım faaliyetlerinden vazgeçilmesi.
   Söz konusu adil tazmin (just satisfaction) hükmünün ilgili kısımlarının gazetelerde Türkçe olarak yayınlanması.
   Esas Hüküm ve adil tazmin hükmünün tam metinlerinin hem İngilizce hem de Türkçe olarak hükümete ait resmi internet sitelerine konulması.
   Yerlerinden edilen şahıslara ait mallara ilişkin tüm ‘devirlere’ (“satış”, “kira” ve “ipotek” de dahil olmak üzere ancak bunlarla sınırlı olmayarak) son verilmesi için tedbirlerin derhal alınması.
   Yasal mal sahiplerinin rızası olmadan yapılan tüm inşaat faaliyetlerinin durdurulmasına ilişkin önlemlerin gecikmeksizin belirlenmesi.
   (Paragraf 6) Öte yandan “Kıbrıs”; yerlerinden edilmiş şahısların mülkiyet haklarının anklavda (Karpaz’da mukim Rumların bulunduğu yer) yaşayan insanlar ve mirasçılarının mülkiyet haklarından ayrı olarak düşünülemeyeceğine vurgu yapmıştır. Böyle bir yaklaşımın, iki birey grubu arasında suni ve kanunsuz bir bölünme ve ayrım yaratacağını iddia etmiştir.
   (Paragraf 7)  “Türkiye’nin fiili/etkin kontrolü altındaki bölgelerde bulunan taşınmaz mallar, ister yerlerinden edilmiş olsun isterse anklavda yaşayan veya onların mirasçıları olsun, bireylerin yasal durumlarına bakılmaksızın, bu ihlallerden eşit biçimde etkilenmekte” oldukları “Kıbrıs hükümeti” tarafından kaydedilmiştir.
   (Paragraf 8) Bakanlar Komitesi’ne gönderilen ayrı bir mektup ile “Xenides-Arestis Grubundaki” başarılı başvuru sahiplerinden biri olan Profesör Andreas Orphanides, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen adil tazminin Türkiye tarafından henüz ödenmemiş olduğunu kaydetmiş ve Komiteden daha zorlayıcı ve etkin önlemler almasını ısrarla talep etmiştir.
   Alıntısın yaptığım 7-8 Haziran 2016 tarihinde gerçekleşen 1259’uncu  Delegeler  Komitesi Toplantısı Tutanağı aşağıdaki gibidir:
   Gündem Maddesi H46-33
   “Kıbrıs” - Türkiye (Başvuru No. 25781/94)
   Mahkeme hükümlerinin icrasının denetimi
   H/Exec(2014)8, CM/ResDH(2007)25, ResDH(2005)44, DH-DD(2016)707, DH-DD(2016)688, DH-DD(2015)1115,
   DH-DD(2014)1446, DH-DD(2014)1414, DH-DD(2013)604, CM/Del/Dec(2014)1193/H46-21


   Kararlar:


  1.    1. AİHM tarafından verilen adil (hakkaniyete uygun) tazminat bedelini koşulsuz ödeme vecibesi bulunduğu konusunda ısrarlarını sürdürerek, 12 Mayıs 2014 tarihli hüküm (‘Kıbrıs’ v. Türkiye davası) ile belirlenen meblağların gecikmeksizin ödenmesi için Türk makamlarına yaptıkları çağrıyı yinelemiştir;
       2. Yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Rumlara ait ev ve taşınmaz malları konusunun 2017 yılı Mart ayında gerçekleştirilecek olan DH (insan hakları) toplantısında görüşülmeye devam edilmesine karar vermiştir.
       Mart, 2017 tarihli Delegeler Komitesi toplantısında benzer iddialar sürdürülmüştür.

       “Yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakları”, 5-7 Aralık 2017 tarihlerinde gerçekleştirilen insan hakları ile ilgili Delegeler Komitesi’nin (CM-DH) 1302’nci toplantısının yine gündemindeydi.
       Gündemdeki konu diğer şeyler yanında, “Kıbrıs” v. Türkiye (“Kıbrıs” v. Türkiye – BD- no.25781/94, AİHM 2001-IV) davasındaki “yerlerinden edilmiş şahısların mülkiyet hakları” başlığının yanı sıra Xenides-Arestis grubundaki bireysel başvuruların (AİHM’de sonuçlanıp tazminatı ödenmeyen artı tazminatı ödenen Loizidou davası dahil 33 dava ve AİHM’in esas hakkında ihlal kararı verdiği, tazmin/tatmin talebinin ise Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (TMK) dostane çözümle sonuçlandırdığı, Eugenia Michaelidou Developments Ltd, Michael Tymvios ve Alexandrou ile ilgili diğer üç dava)  toplam 36 davanın incelenmesi hakkındaydı. Davaların beş tanesi kapalı Maraş kapsamında olan terkedilen taşımaz mallarla ilgiliydi ve AİHM kararıyla kullanım kaybı tazminatı ödenmesi öngörülmüştü.
       Konuya ilişkin olarak Türk tarafının 22 Kasım 2017 tarihli memorandumu, gerekli hukuki incelemenin yapılması maksadıyla, Delegelerin bilgisine sunulmuştur.  Memorandumun Avrupa Konseyi web sayfasından özet olarak alıntıladığım içeriği şöyledir, (bkz,
    https://rm.coe.int/native/16807687cb):
        “Kıbrıs” v. Türkiye davasında “yerlerinden edilmiş şahıs” grubu ve Xenides-Arestis grubundaki genel tedbirlerle ilgili olarak, davanın kapanması maksadıyla Türk tarafının aldığı mevcut tedbirlerin AİHM’in tazminat hükmünde yer alan görüşleri karşılıyor olduğunun teyit edilmesi;
       Loizidou (Loizidou v. Türkiye (esasa ilişkin), 18 Aralık 1996, Hüküm ve Karar Raporları 1996-VI), Eugenia Michaelidou Developments Ltd, Michael Tymvios (Eugenia Michaelidou Developments Ltd ve Michael Tymvios v. Türkiye, no 16163/90) ve Alexandrou (Alexandrou v. Türkiye, no 16162/90) davalarındaki bireysel tedbirlerin denetlenmesini sona erdirmek maksadıyla nihai bir taslak karar hazırlanması için Sekretaryaya talimat verilmesi; söz konusu davalarda belirtilen tazminat miktarları yıllar önce ödenmiştir; ayrıca tazminatı ödenmemiş Xenides-Arestis grubundaki diğer davalarla ilgili olarak ise geriye kalan tek tedbirin tazminatın ödenmesi olduğunun ifade edilmesi; (Bu ayrıca Gündem hakkındaki Notlarda Sekretarya tarafından yapılan tavsiyedir, H46-35 Xenides-Arestis grubu v Türkiye (Başvuru No. 46347), CM/Notes/1302/H46-35, 7 Kasım 2017,s.3) ve ayrıca;
       “Kıbrıs” v. Türkiye davasındaki Karpaz mukimleri ve mirasçıları başlığıyla ilgili olarak, AİHM’in “yerlerinden edilmiş şahıslar” başlığıyla ilgili olarak tazminat hükmünde yer alan görüşlerin, ilgili başlığa yönelik olarak alınmış olan ön tedbirler üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin olmadığının göz önünde bulundurulması

.

İLGİLİ DAVALAR


   “Kıbrıs” v. Türkiye:
  
2001 yılı Mayıs ayında, “Kıbrıs” v. Türkiye davasında AİHM, yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Rumların evleri ve taşınmaz mallarıyla ilgili olarak 1 no’lu Ek Protokolün 1’inci maddesi ile Madde 8 ve 13’ün ihlal edildiğini tespit etmiştir.


    TMK Kriterlerinin Etkinliğinin Onaylanması:
   AİHM Demopoulos kararının kabul edilmesinin ardından, Kıbrıslı Rumlar tarafından kuzeydeki taşınmaz malları hakkında tazminat talebiyle dosyalanmış olan ve hâlihazırda AİHM tarafından kabul edilmiş bulunmayan ve ilgili başvuranların 67/2005 sayılı Yasa’ya uygun olarak TMK huzurunda bir başvuru dosyalamamış olduğu tüm başvuruların, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğunu açıklamıştır, (Loizou v Türkiye, no 50646/15, para. 61, 3 Ekim 2017).
  
Demopoulos kararından sonra, 2 Nisan 2013 tarihinde Meleagrou davası (Meleagrou ve Diğerleri v. Türkiye (karar), no 14434/09, 2 Nisan 2013) ile ilgili olarak verilen kararda, başvuran TMK tarafından verilen karara itiraz etmiştir. İtiraz gerekçesi, başvuranın talebinin iade olduğu ancak TMK’nın 67/2005 sayılı Yasa’yla belirlenen kriterlere göre iade kararı vermesinin mümkün olmamasıydı. AİHM, Yasada belirtilen kriterler ışığında iade kararının verilemeyeceğine ve KKTC’deki iç hukuk yollarını tüketmek için, başvuranın TMK aracılığıyla sunulan ve Sözleşme maksatları bakımdan eşit oranda etkili olan diğer çareleri, yani tazminat veya takas çarelerini talep etmek zorunda olduğuna karar vermiştir. Başvuran tarafından bunun yapılmamış olduğu gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Meleagrou paragraf 14-16).  Bu karar, devam ettiği iddia edilen ihlale yönelik olarak sunulabilecek tek çarenin iade olmadığını bir kez daha teyit etmiştir. Başka bir ifadeyle, TMK tarafından iade kararı verilip vermeme hususunun tespit edilmesi için uygulanan kriterlerin Sözleşmeye uygun olduğuna bulgu yapmış ve tüm davalarda iade kararı verme zorunluluğunun olmadığı prensibini ve takas ve maddi tazminatın da mülkiyet talepleriyle ilgili olarak Kıbrıslı Rumları tazmin etmek için eşit derecede etkili yollar olduğunu teyit etmiştir.

“Kıbrıs” v. Türkiye Davası İle iİgili 12 Mayıs 2014 Tarihli Tazminat Hükmü:
  
AİHM, “Kıbrıs” v. Türkiye davasında tazminat hükmünü 2014 yılı Mayıs ayında vermiştir, bu hükümle mahkeme AİHM kararlarının icrasını denetleyen Delegeler Komitesi toplantılarının maksatları bakımdan Demopoulos’un ilgili olduğunu teyit ederek Komiteden “Demopoulos’un kendi başına” davalı devletin yükümlülüklerini bertaraf etmediğinin (Kıbrıs v. Türkiye (adil tazmin) para.63) altını çizerek bunun sonuçlarını göz önünde bulundurmalarını istemiştir. Başka bir ifadeyle AİHM, mülkiyet hakkının ihlali iddialarını içeren ve başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle reddettiği Demopoulos ve diğerleri davasında verdiği kararı burada emsal olarak almayacaktır, zira bu tür bireysel mülkiyet hakkının ihlali iddialarını içeren başvurular, Türkiye’nin “Kıbrıs” v. Türkiye davasında verdiği ana karardan kaynaklanan yükümlülüklerini bertaraf etmeye yönelik davalar değildir.

 

TMK Kriterlerinin etkinliğini bir kez daha teyit eden daha yakın tarihli bir dava
   Çok kısa bir süre önce, Loizou davasında (Loizou v. Türkiye, no.50646/15, para.64) 3 Ekim 2017 tarihinde AİHM, Demopoulos davasında Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkili olduğu yönündeki bulgularını teyit etmiştir. AİHM ayrıca, şirketlerle ilgili yapılan başvurularda TMK tarafından uygulanan kriterlerin geçerlik ve etkinliğinden de tatmin olmuştur. Sonuç itibariyle AİHM, başvuran tarafından TMK’nın faaliyetleriyle ilgili yapılan itirazların (özellikle, TMK huzurundaki usullerin uzunluğu, şirketlere ait mallarla ilgili verdiği kararlardaki etkinliği ve ayrıca verilen tazminat miktarlarının ödenmesinde yaşanan gecikmeyle ilgili iddiaların) (Loizou v. Türkiye, no.50646/15, para.76,82)  kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

“Kıbrıs” v. Türkiye Davasında AİHM Kararlarının İcrası Formatında Yapılan Delegeler Komitesi Toplantılarında İzlenen Prosedür:


   Xenides-Arestis davasında verilen tazminat kararından sonra Delegeler Komitesi, TMK’nın etkinliği meselesinin AİHM tarafından enikonu ele alınmış olduğunu hatırlatarak Demopoulos kararlarının ilgili olduğunu kabul etmiş ve AİHM’in bu noktada vardığı sonuçların, “Kıbrıs” v. Türkiye davasındaki yerlerinden edilmiş şahıslar başlığının incelenmesinde belirleyici olabileceğini göz önünde bulundurmuştur. (Örneğin Delegeler Komitesi, yerlerinden edilmiş şahısların mülkiyet haklarına ilişkin verdiği 16 Eylül 2009 tarihli kararında; “Delegeler, Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşturulmuş olan iade, takas ve tazminat mekanizmasının etkinliği meselesinin AİHM tarafından enikonu ele alınmış olduğunu anımsatarak, AİHM’in bu noktada varmış olduğu sonuçların, bu meselenin incelenmesinde belirleyici olabileceğine karar vermiştir”, ibaresi yer almaktadır).
   Aslında Delegeler Komitesi, bu başlığın incelenmesinde belirleyici olarak, AİHM’in Demopoulos kararında varmış olduğu sonuçlardan başka herhangi bir kararı göz önünde bulundurmamıştır. AİHM, bu tarihten sonra TMK’nın etkinliği ile ilgili varmış olduğu sonuçları teyit etmektedir.
   Sekretarya Demopoulos kararının incelenmesinin kapatılmasına karar vermiştir (CM/Inf/DH (2010)21, 17 Mayıs 2010)
   Buna karşın başvuran “hükümet” tarafından yapılan başvuru nedeniyle Delegeler Komitesi nezdindeki müzakereler devam etmiştir. Sonuç olarak başvuran “hükümet” tarafından esasa ilişkin kararın verilmesinden 13 yıl sonra AİHM nezdinde yapılan “tazminat” başvurusuyla bu başlık için “tespit hükmü” verilmesi talep edilmiştir. Bu talep AİHM sisteminin olağan prosedürüne oldukça yabancı olmakla birlikte, AİHM bu talebi incelemek için gündemine almakta bir sakınca görmemiştir. 
   Başvuran “hükümetin”, TMK nezdinde başvuruya konu olsun ya da olmasın, Kuzey Kıbrıs’taki tüm mallarla ilgili olarak bu malların tüm devir ve mallar üzerindeki tüm inşaat faaliyetlerinin yasaklanması için ek tedbirler alınması doğrultusundaki ısrarlarına rağmen, AİHM’in Mayıs 2014 tarihli resmi beyanatına müteakiben, hiçbir üye ülke herhangi bir ek tedbir tespiti veya önerisinde bulunmamıştır.

 

Delegeler Komitesi Toplantısı:


   AİHM tarafından yapılan yorumların ele alınabileceği hükümlerin bulunup bulunmadığını görmek için, AİHM tarafından etkili olduğu tespit edilen 67/2005 sayılı Yasa’da dahil olmak üzere KKTC’de uygulanan mevzuatın analiz edilmesi gerekmektedir. Loizou davasında AİHM, 67/2005 sayılı Yasa’nın şirketlerle ilgili olarak etkin çareler sağlayıp sağlamadığı hususunu ele almıştır. AİHM bu konuyu ele alırken, KKTC makamları tarafından ileri sürülen 67/2005 sayılı Yasa’nın tefsirine dayanmıştır çünkü “….iç hukukun yorumlanarak uygulanması öncelikle ulusal makamlar içindir ve bu bakımdan yerel makamların yerini almak AİHM’in görevi değildir” (Loiziou v. Türkiye, no 50646/15, para 68).
   KKTC makamlarına göre, yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Rumlara iade edilen gayrimenkuller üzerindeki yasadışı işlemler yürürlükte olan mevzuat ile hâlihazırda yasaklanmıştır. Derhal iade için TMK’nın hüküm vermesi durumunda, ilgili gayrimenkul Kıbrıslı Rum mal sahibi adına kayıt olunur. Bundan sonra, Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası, (Fasıl 224) ve 11/1978 sayılı Taşınmaz Mal (Devir ve İpotek) Yasası’na göre;  Kıbrıslı Rum kayıtlı mal sahibi haricinde herhangi bir şahıs tarafından söz konusu gayrimenkulün herhangi bir şahsa satışı, geliştirilmesi, devredilmesi, ipotek edilmesi, üzerine engel konulması Yasa’ya aykırıdır.
   Ayrıca, 67/2005 sayılı Yasa’da, TMK’nın Kıbrıs sorununun çözümünden sonra iade doğrultusundaki kararı açıkladığı tarih itibariyle, çözümün olmasından önce ilgili taşınmaz mal üzerinde hiçbir şekilde inşaat yapılmasına izin verilmeyeceği veya her halükarda üç yıllık süre zarfında, Yasa’da belirtilen olağandışı şartlar haricinde, ilgili taşınmaz mal üzerinde herhangi bir geliştirme yapılamayacağı, satın alınmayacağı veya satılamayacağı açık bir biçimde belirtilmektedir.
   Diğer bir ifadeyle, tazminat hükmündeki “yerlerinden edilmiş şahısların mülkiyet hakları” ile ilgili esas hükümdeki bölüme tamamen uyulması için gerekli olan mekanizmalar Türk tarafında hâlihazırda mevcuttur.   Hukuki bakış açısına göre; 67/2005 sayılı Yasa’nın iade sağlayamayacağı durumlarda bile, tüm gayrimenkullerin iadesinin başvuran tarafından talep edilmesi, AİHM’in Demopoulos kararında ve daha sonra Meleagrou kararında çok kez reddedilmiştir. Sekretarya ayrıca 67/2005 sayılı Yasa’yla belirlenen kriterlerin Demopoulos veya tazminat hükmünde sorgulanmadığını da teyit etmektedir (CM/Notes/1302/H46-32,s.4).
   Yine, “Kıbrıs” v. Türkiye davasında başvuran “hükümet” ve daha sonra Demopoulos davasındaki başvuran Kıbrıslı Rumlar (Demopoulos v. Türkiye, no.46113/99 ve diğer 7 başvuru, para.58), KKTC’deki satış ve inkişaflar meselesini AİHM’in dikkatine getirmiştir. Ancak Demopoulos’ta, bu bakımdan TMK’nın işleyişinde herhangi bir kusur tespit etmek yerine  AİHM, TMK’nın etkin ve erişilebilir olduğu konusunda tespit yapmıştır.
   Böylece Kıbrıslı Rumların etkin bir hukuk yoluna, yani TMK’ya başvurarak, dilerlerse iade talep etme seçeneği bulunmaktadır. Bundan sonra da, TMK tarafından 67/2005 sayılı Yasa’da belirtilen kriterler uygulanacaktır.
   Kıbrıslı Rumların ayrıca Kıbrıs sorununun çözümünü bekleme seçeneği de bulunmaktadır. Hatırlanmalıdır ki 27 Temmuz 2015 tarihinde, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum tüm yerlerinden edilmiş şahısların mülkiyet haklarının sadece iade/eski hale getirme yoluyla değil aynı zamanda eşit derecede kriterlere göre belirlenecek olan takas ve tazminat yoluyla da çözülmesine saygı duyulacağı konusunda iki lider anlaşmıştı.

 

Xenides - Arestis Grubundaki Bireysel Tedbirler:


   Xenides-Arestis grubu kapsamındaki hükümlerde, 1 no’lu Ek Protokolün 1’inci Maddesi ve 8’inci Madde bakımından AİHM tarafından verilen tazminat kararları, ödemenin yapılmadığı davalarda TMK aracılığıyla çözümlenebilecektir.
   Bu hükümlere konu başvuranlar tarafından yapılan mülkiyet taleplerinin kesin olarak sonuçlanmasını garanti altına almak için TMK aracılığıyla ödemenin yapılması gerekli olacaktır. Bunun nedeni, Xenides-Arestis grubuyla ilgili olarak AİHM’in karar verdiği tazminat miktarının, 1987 yılı (Türkiye’nin AİHM’e bireysel başvuru hakkını kabul ettiği tarih) ile tazminat hükümlerinin verildiği tarih arasındaki (çoğunluğu 2010-2012 yılları arasında verilmiştir) kullanım kaybına tekabül etmesidir. Ancak, bu hükümlerde AİHM tarafından verilen tazminatın ödenmesi, başvuranların kullanım kaybının birikmeye devam edeceği yönündeki iddialarının da önünü açacaktır ve AİHM de Demopoulos kararının 111’inci paragrafında vurguladığı gibi bu durum başvuranların kira kaybı talep etmek için periyodik olarak ve sınırsızca AİHM’e başvurmalarını sağlayacaktır.  AİHM, bu tür bir yaklaşımın zaman faktörünün etkisini zayıflatacağı, dava konusu gayrimenkulün tapusuna sahip olmak ile bu malı kullanımında ve tasarrufunda bulundurmak arasındaki bağlantı üzerindeki neticelerini göz ardı edeceği kararına varmıştır. Sonuç olarak, başlıca üç çarenin tamamlayıcı çaresi olarak kullanım kaybı veren TMK sadece Demopoulos değil aynı zamanda Meleagrou davasında da Mahkeme tarafından etkin bulunmuştur ki Meleagrou davasında, TMK’nın kullanım kaybı vermediği doğrultusunda yapılan şikâyet AİHM tarafından derinlemesine incelenmiş ve karar haklı bulunmuştur.
   Bu nedenle Xenides-Arestis grup davasındaki başvuranlar, TMK huzurundaki gayrimenkulleri için tazminat, takas ve/veya iadenin yanı sıra kullanım kaybı için de ödeme alabilirler ve bu yol,  taşınmazların mülkiyeti ve değerlendirme ile maddi tazminatın hesaplanmasıyla ilgili karmaşık meselelere karar verilmesi için kayıt ve kütükler ile taşınmazlara yerel otoritenin erişimi olduğundan daha sağlıklıdır. (Demopoulos v. Türkiye, no 46113/99 ve diğer 7 başvuru, para.97).
   Xenides-Arestis grubuna dahil davalardaki başvuranların, TMK nezdinde normal prosedürü izlemesi gerekmeyecektir. TMK huzurunda davalı taraf olan ilgili Kıbrıs Türk makamları halihazırda bu davaları incelemiş ve başvuranlara teklif yapmışlardır.
   İlgili Türk Makamları, tazminat miktarının ödenmesinden ayrı, başka bireysel ek tedbirlere ihtiyaç olmadığı kanaatindedir. Yakın tarihli yapmış olduğu analizde (H46-35 Xenides-Arestis grup v Türkiye (Başvuru no 46347/99) s.3) Sekretarya, 2010 yılında yapmış olduğu bulguları yineleyerek, bir kararın icrası şayet beklemedeyse, geriye kalan tek bireysel tedbirin tazminat miktarının ödenmesi olduğunu söylemiştir.
   Ayrıca, tazminatı ödenmiş bulunan Loizidou, ile TMK tarafından dostane çözümle sonuçlanıp tazmin edilen Eugenia Michaelidou Developments Ltd, Michael Tymvios ve Alexandrou davalarındaki bireysel tedbirler de kapatılmalıdır. Rum tarafı, Loizidou dışındaki konu üç davanın başlığının  kapatılmasına ilişkin bir itirazı olmayacağını beyan etmiştir.

 

Tazminat Hükmünün, Karpaz Mukimleri ve Mirasçıları Başlığı Üzerinde Hiçbir Etkisi Yoktur:


   “Kıbrıs” v. Türkiye davasında Karpaz mukimleri ve mirasçıları başlığı ile ilgili AİHM hükmüne uygun olarak, Kıbrıs Türk makamları tarafından alınan tedbirler, Karpaz’da mukim Kıbrıslı Rumların, Kuzeyden ayrıldıkları durumlarda bile, minimum temas sağladıkları sürece (örneğin banka hesabı bulundurmaları veya yerel derneklere üyeliklerinin devam etmesi gibi) gayrimenkullerini ellerinde tutmasını ve mirasçılarının mülkiyet haklarının tanınmasını garanti altına almaktadır.  TMK, son başvuru yeri (son çare) olarak tazminat sağlamaktadır. 2015 yılı Eylül ayında Delegeler Komitesi toplantısında bu tedbirler memnuniyetle karşılanmıştır. Bu karar, 2009 ve 2013 tarihli Sekretarya görüşlerini yansıtmıştır ve ayrıca bu tedbirlerin, AİHM’in esas hükümde yapmış olduğu bulguları da tazmin eder nitelikte olduğuna karar vermiştir. AİHM, tazminat hükmündeki “yerlerinden edilmiş şahıslar” başlığı hakkındaki görüşleri, Karpaz için alınmış olan birincil (esas) tedbirler üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. (Demopoulos v. Turkey, no. 46113/99 and 7 other applications, §97. 47 H46-35 Xenides-Arestis group v. Turkey (Application No. 46347/99), s. 3).
   Başvuran ayrıca, AİHM tarafından tazminat hükmündeki “yerlerinden edilmiş şahıslar” ile ilgili kati bir biçimde yaptığı yorumların Karpaz’da mukim Kıbrıslı Rumlar ve bunların mirasçılarına da uygulanıyor olması gerektiğini ileri sürmektedir. Ancak, iki başlığın da aynı şekilde ele alınması, “Kıbrıs” v. Türkiye davasındaki ihlalin gerekçesiydi. Esas hükümde, AİHM, Karpaz mukimlerinin durumlarının yerlerinden edilmiş şahısların durumuna benzer olduğunu söylediği zaman, aslında yaptığı, her ikisini de benzer biçimde ele alması nedeniyle bir ihlal tespit etmesiydi. Bu da, daha sonra yerlerinden edilmiş şahıslara uygulananın yanı sıra kuzey Kıbrıs’ta, Karpazlı Rum mukimler ve mirasçılarına yönelik olarak farklı bir yasal rejimin oluşturulmasının nedenidir. Kıbrıs Rum tarafı, tazminat başvurusunda Karpaz başlığını hariç tutmuştur ve Karpaz mukimleri ve mirasçılarının değil de münhasıran “yerlerinden edilmiş şahısların mülkiyet hakları” ile ilgili bir tespit hükmü verilmesini talep etmiştir. Böylece, tazminat hükmünde AİHM tarafından “yerlerinden edilmiş şahıslar” başlığı hakkında yapılan yorumların, Karpaz için alınmış olan esas tedbirler üzerinde herhangi bir etkisi yoktur ve bu başlıkla ilgili olarak AİHM tarafından yapılan bulgulara cevaben alınması gereken tüm tedbirler 2008 yılından beri uygulamadadır ve etkin bir biçimde uygulanmaktadır.

 

Türk Tarafının Talepleri:


   Hukuki incelemenin yapılmasının gerekli olduğu ve bu meseleyi gereksiz yere uzatmamanın önemini öngörerek Türk tarafı, 22 Kasım 2017 tarihli memorandumun sonuç kısmında taleplerini yinelemiştir:
   KKTC’de mevcut tedbirlerin analizlerini yaparak AİHM tarafından çok kere etkin olduğu tespit edilmiş olan bu tedbirlerin, “Kıbrıs” v. Türkiye davasındaki “yerlerinden edilmiş şahıslar” başlığı ve Xenides-Arestis grubundaki genel tedbirler ile ilgili olarak tazminat hükmünde belirtilen görüşleri karşılayıp karşılamadığı hususunun başlıkların kapanması maksadıyla teyit edilmesi;
   Tazminat miktarları yıllar önce ödenmiş olan Loizidou, Eugenia Michaelidou Developments Ltd ,  Michael Tymvios ve Alexandrou davalarındaki bireysel tedbirlerin denetlenmesini sona erdirmek için ve ayrıca Xenides-Arestis grubundaki diğer davalarla ilgili olarak geriye kalan tek tedbirin tazminat olduğunun ifade edilmesi,  nihai bir taslak karar hazırlanması için Sekretaryaya talimat verilmesi;
   “Kıbrıs” v. Türkiye davasında Karpaz’da ikamet edenler ve varisleri ile ilgili başlık bakımından, AİHM’in “yerlerinden edilmiş şahıslar” başlığı hakkında tazminat hükmündeki görüşlerinin, bu başlık için alınan esas tedbirler üzerinde herhangi bir etkisi bulunmadığını göz önünde bulundurmaları.

 

Kararlar:


   Delegeler,
   1-AİHM tarafından yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakları ile ilgili olarak tespit edilen ihlallere yönelik bir tazminat mekanizması sağlamak için Türk makamları tarafından Kıbrıs’ın kuzeyinde 2005 yılında bir iade, takas ve tazminat mekanizması oluşturulmuş olduğunu hatırlatarak;
   2-Ayrıca, 2010 yılında alınan Demopoulos ve Diğerleri davasındaki kabul edilmezlik kararında AİHM’in söz, konusu mekanizmayı oluşturan Yasa’nın Kıbrıslı Rumlara ait gayrimenkullere yapılan müdahaleler hakkında yapılan şikâyetlerle ilgili olarak etkin ve erişilebilir bir tazminat çerçevesi” sağladığı sonucuna vardığını hatırlatarak, bunun yanı sıra AİHM’in 2013 yılında Meleagrou ve Diğerleri davasında yapılan başvuruyu, başvuranın söz konusu mekanizma tarafından sunulan tazmin yollarındaki tüm olanakları kullanmamış olması hasebiyle kabul edilemez bulduğunu kaydederek;
   3-“Kıbrıs” v. Türkiye davasındaki 12 Mayıs 2014 tarihli tazminat hükmü ile ilgili olarak AİHM’in, esas hükümde yer alan kararlara uyulmasının “Kıbrıs’ın kuzeyinde bulunan Kıbrıslı Rumlara ait ev ve gayrimenkullerin yasadışı satışı ve bunlardan istifade edilmesi ile ilgili olarak herhangi bir şekilde izin verme, buna iştirak etme, göz yumma veya sair şekilde buna ortak olma ile (…) tutarlı olmayacağını” belirttiğini hatırlatarak;
   4-Söz konusu taşınmazların yasa dışı satışı ve bu taşınmazlardan istifade edilmesi olası sorununa cevap vermek için yukarıdaki mekanizmalar çerçevesinde yer alan çareler konusunda Türk makamları tarafından aktarılan bilgiyi kaydederek,  Komitenin bu çarelerin etkinliğinin ve gerekirse daha başka tedbirlerin alınmasının gerekli olup olmadığının  değerlendirmesine olanak sağlamak için pratik uygulamaları ile ilgili ek bilgi sunmaya davet etmiştir;
   5-Bir kez daha AİHM tarafından verilen tazminat miktarını ödeme yükümlülüğünün şarta bağlı olmadığı hususunda kesin olarak ısrar ederek, Türk makamlarının 12 Mayıs 2014 tarihli hükmünde verilen tazminat miktarının ödenmesi doğrultusunda atmış oldukları adımları bildirmeye davet etmiştir;
   6-Yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakları konusunu 1324’üncü İnsan Hakları toplantılarında  (Eylül 2018)  değerlendirmeye devam etmeye karar vermiştir.

 

Kararların Değerlendirilmesi:


                KKTC’de TMK’nın iç hukuk yolu olarak kurulmuş olduğunun Delegeler tarafından anımsatılması olumlu bir adımdır.
   Demopoulos ve Diğerleri  Davasında TMK’nın etkin ve erişilebilir bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmesinin ve Meleagrou ve Diğerleri davasında tüm çarelerin tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilebilir bulunmamasının kayda geçirilmesi yine olumlu adımlardır.
   “Kıbrıs” v. Türkiye Dördüncü Devlet Başvurusundaki bulgulara gönderme yapılması ve Delegelerin ek bireysel tedbirlerin alınması için öneri sunmaya davet edilmesi olumsuz bir gelişmedir.
   Dördüncü Devlet Başvurusunda verilen tazminat miktarın şartsız olarak ödenmesi gerektiği konusunda ısrarcı olunması da olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.
   Sonuç:
  
Konuya ilişkin olarak Türk tarafının 22 Kasım 2017 tarihli memorandumu, gerekli hukuki incelemenin yapılması maksadıyla, Delegelerin bilgisine sunulmuştu. Loizidou (Loizidou v. Türkiye (esasa ilişkin), 18 Aralık 1996, Hüküm ve Karar Raporları 1996-VI), davasındaki bireysel tedbirlerin denetlenmesini sona erdirmek maksadıyla nihai bir taslak karar hazırlanması için Sekretaryaya talimat verilmesi istenmişti; söz konusu davada belirtilen tazminat miktarı yıllar önce ödenmişti. Ayrıca KKTC’de bireysel tedbir olarak, AİHM’in tanıdığı etkin bir iç hukuk yolu mevcuttu. Bu nedenle Türkiye,  Delegeler Komitesinin Haziran, 2008 toplantısında Loizidou davası üzerinde yoğunlaştı ve Loizidou davasındaki bireysel tedbirlerin kapatılmasını ve bireysel tedbirlerin Delegeler Komitesi tarafından denetlenmesinin sona ermesini talep etti.
   Türkiye’nin tüm olumlu çabalarına karşın Delegeler Komitesi Toplantısında, Yunanistan ve Rum kesiminin politik manevralarıyla Türkiye’nin bu yöndeki meşru taleplerinin engellenmesi bardağı taşıran son damla oldu. Türkiye’nin protesto ederek, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ‘Kıbrıs’ı ilgilendiren toplantılarından çekilmesi ve konu dosya kapatılıncaya kadar ‘Kıbrıs’ı ilgilendiren AİHM kararlarını tartışmayacağını, tanımayacağını duyurması, görüldüğü gibi birçok haklı nedene dayanmaktadır.

 

YORUM EKLE

banner75