Ülkemizde pahalılık ve fakirleşme

Üst üste gelen zamlar, halkı ve ekonomideki sektörleri perişan etmeye devam ediyor. Sektörlerin sorunları günden güne artıyor, fakirleşme büyüyor, halkın satın alma gücü günden güne düşüyor.
Döviz yükselişleri ile birlikte, pahalılığın da artması vatandaşların tüketimini olumsuz etkiliyor, kazandıkları ile, ancak karınlarını doyurup, sabit giderlerini karşılamaya çalışıyorlar. 1 Ocak 2020’den bu yana, Türk Lirası’nın değer kaybı yüzde 50’nin üzerinde seyrediyor. Halkın, döviz artışı ve zamlarla gelen pahalılık karşısında cebindeki para, her gün daha da eriyor.
Özel sektör çalışanlarının durumu ise, daha vahim. Maaşları azaldı, işsiz kalanlar çok. İşyerlerini kapatmak zorunda kalan esnaf sayısı binlerle ifade ediliyor. Esnaf Odası’nın yaptığı araştırmaya göre, Pandemi ile birlikte, işletmelerin yüzde 99’unun ciroları düştü. İşletmelerin yüzde 15’i şube veya bölümünü kapatarak küçülme yoluna gitti. Ödeme zamanı gelen kredileri, esnaf ve küçük işletmeler ödeyemiyor ve böylece faiz yükü de artıyor.
Ülkede, a dan z’ye  hemen hemen her şey zamlanmışken, özellikle, akaryakıt ürünlerinin  son 6 hafta içinde 3 kez fiyatlarının artırılarak, toplamda 120 kuruş civarı zam yapılması, hem vatandaşların hem de işletmelerin maliyetlerini artırarak onları daha da perişan ediyor. Bunun yanında, yem ürünlerine, tüp gaza ve son olarak da ekmeğe yüzde 20 ile 30 arasında zam yapılması dar gelirlileri kara kara düşündürüyor.
Bir başka konu da, KTAMS’ın yaptığı araştırmaya göre, 4 kişilik bir ailenin sadece gıda harcamaları tutarı aylık 4 bin TL’yi aşmış durumdadır. Ülkemizdeki asgari ücret ise, yaklaşık 3800 TL civarındadır. Böyle bir durumda, asgari ücretli bir aile nasıl geçinip, yaşayacaktır?
Öte yandan, Kamu’ da çalışan, emekli olan ve sigorta emeklilerinin mart- haziran arasındaki 4 aylık dönemde oluşacak hayat pahalılığının hiç verilmeyecek olması da, on binlerce  kamu çalışanı ve emeklisi ile, yaklaşık 45 bin sigorta emeklisini de mahrum edecektir.. Bu durum,  on binlerce kişinin, özel sektörde harcayacağı  kaynağın, piyasaya düşmesine engel olacaktır.
Hayat pahalılığının durdurulmasından ayda yaklaşık 45 milyon TL tasarruf edileceği beklenmektedir. Halbuki, bunun yerine, kayıt dışında olan birçok alanı kayıt altına alarak, sağlık ve polis dışındaki ek mesai ödenen yerlerden azaltma yaparak, yeni bürokrat ile sözleşmeli personel gibi gereksiz istihdamları durdurarak ve resmi hizmet araçları ile makamlar için yapılan harcamalardan tasarruf sağlanabilecektir.
Neyse ki, Anayasa Mahkemesi, sendikaların açmış olduğu davada, hükümetin, hayat pahalılığı ödeneğinin durdurulması için çıkardığı yasa gücündeki kararnameyi iptal etti. Bu karardan sonra, hükümetin tavrının ne olacağını merak ediyorum doğrusu.
Yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı, hükümet icraatlarından memnun olmayan nerdeyse tüm sektörler, sorunlarına çözüm bulunmadığı için, sokakta eylem yapmaktadırlar.
Bütün bunlar yanında, toplu iş sözleşmesi konusunda, hükümetin yapmaya çalıştığı değişikliğin, Anayasa’ ya aykırı olduğunu söyleyen 24 sendika, bu değişiklik tasarısı geri çekilmediği takdirde, yakında genel greve gideceklerini açıklamışlardır.
Döviz artışlarının patladığı, ekonominin yangın yerine döndüğü bu ortamda,  Hükümetin, dar gelirlerinin satın alma gücünü korumak için, özellikle temel gıda, temizlik ve sağlık malzemelerinde vergileri düşürmesi veya  sıfırlaması, ithalat vergilerinde ise kur sabitlemesi yapması lazımken, ne yazık ki, bu konularda henüz gereken tedbirler alınmadı.
Sonuçta, artan döviz kurları ile birlikte, yapılan zamlar halkımızı günden güne fakirleştirmektedir. Dar gelirliler, gıda ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanmaktadır. Bu bağlamda, Hükümet, yapılan zam kararlarını gözden geçirmeli, başka zam yapmaktan kaçınmalı ve eylem yapan sektörlerin sorunlarına kayıtsız kalmamalı, çare bulmalıdır.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104