Uluslararası Hukuku Anladıkça

R. Afif MAPOLAR

“Kıbrıs” – Türkiye dördüncü devlet başvurusu ve 90 milyon Euro tazminat kararının arka planı

I. GENEL BAKIŞ
   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), Türkiye’yi toplam 90 milyon Euro tazminata mahkum ettiği 10 Mayıs 2014 tarihli Karar’ın ilişkili olduğu “Kıbrıs”-Türkiye dördüncü devlet başvurusu ile başlayan dava süreci, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) Türkiye aleyhine 22 Kasım 1994 tarihinde AİHM’e yapmış olduğu şikâyet üzerine başladı. AİHM bu şikâyete ilişkin kararını 10 Mayıs 2001 tarihinde verdi ve bu kararın tazminata ilişkin kısmını ise 15 Mayıs 2014 tarihinde karara bağlayarak toplam 90 milyon Euro tazminat ödenmesine hükmetti.

 

“KIBRIS” - TÜRKİYE DÖRDÜNCÜ DEVLET BAŞVURUSU 10 MAYIS 2001 TARİHLİ ESAS KARAR (Başvuru No: 25781/94)
   AİHM 10.05.2001 tarihinde verdiği esas kararda:
   Kayıp kişiler ve yakınları;
   Yerlerinden edilmiş kişilerin mülkiyet hakkı;
   Karpaz bölgesinde yaşayan Rumların yaşam koşulları;
   Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmalarıyla ilgili olarak;
   Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ilgili maddelerini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
   AİHM, tazminatla ilgili olarak Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağını, henüz karara bağlanma aşamasına gelmediği gerekçesiyle ertelemişti.
   Esas kararın icrasına yönelik işlem, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (Delegeler Komitesi) huzurunda dört başlık altında görüşülmüştür:

 

1-Kayıp kişiler ve yakınları; Kayıp şahısların akıbetlerine ilişkin olarak etkin araştırma ve soruşturma yapılmamış olması nedeniyle, yaşam hakkının usul yönünden ihlal edildiği kararının icrası Delegeler Komitesi’nde görüşülmektedir.
   Bu arada kayıplarla ilgili başvurular AİHM tarafından sonuçlandırılmıştır:
   Türkiye AİHM’in yargı yetkisini kabul eder etmez, Rum tarafı zamanlı şekilde bireysel kayıplar için dava açmış, bunu devletlerarası davada da ileri sürmüş ve bu nedenle sistemi iyi kullanarak davayı kazanmıştır. Türk tarafı ise ne yazık ki zamanaşımı süresine takılmış, 2005 yılından itibaren başlattığı kayıp başvuruları, daha önce iç hukuk yolları hiç tüketilmediği gerekçesiyle AİHM tarafından reddedilmiştir.
   Kayıp Şahıslar Komitesi (KŞK) tarafından yapılan aramalar neticesinde bulunan Türk ve Rum kayıplarının aileleri tarafından, yeni delil bulgusu temelinde açılan davalar ise her iki tarafta başlatılan ceza soruşturmaları nedeniyle, AİHM tarafından kabul edilmez bulunmuştur. Rum kayıp davaları tamamen kapanmış olmakla beraber Türk kayıplarından Taşkent-Terazi-Tatlısu ile Muratağa-Sandallar-Atlılar davaları AİHM’in gündemindeydi ve “Kıbrıs”ın en büyük ceza soruşturmaları olarak kabul edilmekteydi. Ancak 23 Eylül 2014 tarihinde AİHM aldığı yeni bir kararla tüm kayıp davalarını kabul edilmez bularak reddetmiştir. Güney Kıbrıs’ta kayıplarla ilgili soruşturmaların devam etmesi karara gerekçe olarak gösterilmiştir. Bu gelişmeden sonra AİHM’de görüşülecek kayıplarla ilgili başka bir bireysel başvuru kalmamıştır.

 

2-Yerlerinden edilmiş kişilerin mülkiyet hakları; Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (TMK) Aralık 2005 tarihinde çalışmaya başlamasıyla, yerlerinden edilmiş şahısların mülkiyet hakları talepleri için AİHM ölçütlerine uygun iç hukuk yolu oluşturulmuş, bireysel başvuruların AİHM’de görüşülmesi iç hukuk yolunu tüketme koşuluna bağlanmıştır.
 

3-Karpaz’da yaşayan Rumların yaşam koşulları; Bu başlık altında yer alan Karpaz’da yaşayan Rumların eğitim özgürlüğüne ilişkin alt başlık, sağlanan iyileştirmeler ve alınan önlemler sayesinde 4 Nisan 2007 tarihli ara kararla kapatılmıştır. Söz konusu bölgeden daimi olarak ayrılanların mülkiyet ve güney Kıbrıs’ta yaşayan akrabalarının miras hakları ise halen Delegeler Komitesi’nde görüşülmektedir.
 

4-Sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanması; 7 Haziran 2005 yılında alınan ara kararla, sivil kişilerin artık askeri mahkemelerde yargılanmadığı dikkate alınarak, sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma konusu kapatılmıştır.
 

VI. “KIBRIS” - TÜRKİYE DÖRDÜNCÜ DEVLET BAŞVURUSU 12 MAYIS 2014 TARİHLİ TAZMİNAT KARARI (Başvuru No: 25781/94)
 

“Kıbrıs” – Türkiye dördüncü devlet başvurusunda (başvuru no: 25781/94) 12 Mayıs 2014 tarihinde Büyük Daire olarak toplanan AİHM tarafından verilen ve nihai olan hükümde, AİHM, AİHS’in tazminatla ilgili 41’inci maddesinin uygulanması konusunda karar vermiştir.
   AİHM, esas kararın 10 Mayıs 2001 tarihinde verilmesinin ardından geçen 13 yıllık sürenin GKRY’nin tazmin taleplerinin incelenmesine bir engel teşkil etmediğini oy çokluğuyla kabul etmiştir.
   AİHM, Türkiye’nin “Kıbrıs”a kayıp şahısların akrabalarının yaşadığı manevi zararlarla ilgili olarak 30,000,000 (otuz milyon) Euro ve Karpaz yarımadasında ikamet eden Kıbrıslı Rumların duçar kaldığı manevi zararlarla ilgili olarak 60,000,000 (altmış milyon) Euro
   ödemesine oy çokluğuyla karar vermiştir. AİHM, bu miktarların GKRY tarafından Delegeler Komitesi denetimi altında münferit mağdurlara dağıtılmasını öngörmüştür.
   AİHM tarafından verilen hükümler nihaidir (AİHS’in 44’üncü Maddesi). Tüm nihai kararlar, icralarının denetimi için Delegeler Komitesi’ne gönderilir.

 

GKRY’nin Tazminatla İlgili Talepleri:
   31 Ağustos 2007 tarihinde GKRY, tazminat konusunun değerlendirilmesine devam edilmesi için Büyük Daire’ye bir talep ibraz etme niyetinde olduklarını bildirmiştir. 11 Mart 2010 tarihinde GKRY, AİHM’in Madde 2 (yaşam hakkı), Madde 3 (insanlık dışı veya küçük düşürücü muamelenin yasaklanması) ve Madde 5’in (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edildiği bulgusuna varmış olduğu kayıp kişilerle ilgili adil tazmin taleplerini AİHM’e ibraz etmiştir.
   25 Kasım 2011 tarihinde GKRY, esas hükmün icra edilmesi için Bakanlar Komitesi huzurundaki işleme ilişkin bir belgeyi AİHM’e göndererek AİHM’den söz konusu hükmün icra edilmesinin sağlanmasına yönelik bazı adımlar atmasını talep etmiştir. GKRY, bir dizi başka soruya ve AİHMin kendilerine yapmış olduğu tazmin taleplerinin nihai biçimini ibraz etmelerine yönelik çağrıya cevaben, 18 Haziran 2012 tarihinde kayıp kişilerle ilgili taleplerini Madde 41 tahtında iletmiştir ve Karpaz yarımadasında ikamet eden Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakkına ilişkin ihlallerle ilgili iddialarda da bulunmuştur.

 

GKRY’nin Taleplerinin Kabul Edilebilirliği:
   AİHM, AİHS’in uluslararası kamu hukukunun ilgili norm ve ilkelerine uygun olarak ve özellikle Viyana Sözleşmesi’nin 23 Mayıs 1969 tarihli Anlaşmalar Hukuku ışığı altında yorumlanması gereken uluslararası bir anlaşma olduğunu tekrar etmiştir. AİHM, Sözleşme hükümlerini hiçbir zaman içerisinde yer verilen hak ve özgürlüklerin yorumlanmasındaki tek başvuru çerçevesi olarak addetmediği, bilakis Akit Taraflar arasındaki ilişkilerde uygulanabilen uluslararası hukukun ilgili kural ve ilkelerini de göz önünde bulundurarak hareket ettiği kanısındadır.
   AİHM, söz konusu başvurunun 1994 yılında, eski Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) huzurunda dosyalanmış olduğunu dikkate almıştır. İlgili tarihte yürürlükte olan Komisyon yargılama usulleri (usul hukuku kuralları) tahtında ne başvuran “Hükümet” ne de bireysel başvuranların başvuru formunda tazminat taleplerini belirtme zorunluluğu vardı. AİHM, her iki tarafa da gönderilen 29 Kasım 1999 tarihli mektuplarında, başvuran “Hükümet”e davanın esasına ilişkin incelemenin yapıldığı aşamada herhangi bir tazminat talebi dosyalamaması talimatını vermiş olduğunu bir kez daha yinelemiştir; bu nedenle AİHM’e göre, söz konusu talebi dosyalamamış olmaları anlaşılabilir bir durumdur.
   Konuya emsal gösterilen Nauru davasının (bkz Nauru-Avustralya, Uluslararası Adalet Divanı Kararı) içeriği şöyledir; Avustralya’nın mandası olan Nauru bağımsızlığına 1968 yılında kavuşmuştur. Nauru Hükümeti, Avustralya yönetimi zamanında işletilen maden ve fosfat yataklarının ilgili Devlet tarafından rehabilite edilmesi için 1989 yılında talepte bulunmuştur. Avustralya aradan yirmi küsur yıl geçtikten sonra yapılan talebin meşru savunma olanaklarını zayıflatmış olması hasebiyle kabul edilmemesi için ön itirazda bulunmuştur.
   Uluslararası Adalet Divanı, başvurunun makul sürede yapılmadığı gerekçesiyle yapılan itirazı kabul etmemiş, yine de şu sonuca varmıştır:
   “Mahkeme, sözleşmede uyulması gerekli olan herhangi bir kural olmamakla beraber başvuran devletin sebebiyet verdiği bir gecikmenin başvurunun kabul edilmezliğine yol açabileceği görüşündedir. Bu bağlamda uluslararası hukukun somut bir zaman sınırlaması koymadığını kabul eder. Bundan ötürü Mahkeme geçen zamanın kabul edilemezlik kararını nasıl etkileyeceğini her davanın kendi koşullarında değerlendirilmesinden yanadır.”
   Nauru davası dostane çözümle sonuçlanmıştır. Bu davada önemli olan Uluslararası Adalet Divanı’nın makul bir sürede hareket etme yükümlülüğünü açıkça davacı devlete yüklemiş olmasıdır. Bir diğer deyişle her ne kadar uluslararası kamu hukukunda kesin bir zaman sınırlaması yoksa da, davacı devletin makul bir sürede hareket etme yükümlülüğü vardır. Söz konusu yükümlülük her davanın kendi temelinde değerlendirilecektir.

 

Esasa İlişkin Karar:
   AİHM, esasa ilişkin kararında Madde 41’in uygulanma ihtimali konusuna ilişkin bir karar almak için hazır olmadığına karar vererek söz konusu hususun incelenmesini ertelemişti. Tarafların tazminat taleplerini dosyalamalarına yönelik herhangi bir zaman sınırı konulmamıştı. Buna göre AİHM, GKRY’nin 11 Mart 2010 tarihine kadar tazminat taleplerini ibraz etmemiş olduğu hususunun söz konusu talepleri kabul edilemez duruma getirmediğini göz önünde bulundurarak, bunları gecikmiş addederek reddedilmesi için herhangi bir neden görmemiştir.

 

Devletlerarası Davalarda Madde 41’in Uygulanması:
 

AİHS’in 41’inci maddesi şöyledir:
   "Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazminat verilmesine hükmeder."
   AİHM, bugüne kadar devletlerarası bir davada tazminat kuralının uygulanabilirliğine ilişkin bir karar vermek zorunda kaldıkları tek davanın İrlanda - Birleşik Krallık davası olduğunu dikkate almıştır.
   Devletlerin antlaşmalardan doğan yükümlülüklerini ihlal etmelerine ilişkin uluslararası hukukun en önemli ilkesi, sözleşme ihlalinin yeterli şekilde tazminat sağlama yükümlülüğü içermesidir. Madde 41’in, uluslararası hukukun genel ilke ve kurallarına ilişkin özel niteliğini göz önünde bulundurarak AİHM söz konusu hükmü devletlerarası başvuruları kapsamı dışında tutacak biçimde dar ve kısıtlayıcı bir şekilde yorumlamaktan kaçınmıştır. Sözleşme Madde 41’in genel mantığını, uluslararası kamu hukukunda yer alan tazminatların altında yatan nedenden temel olarak farklı görmemiştir. Bu gerekçeyle AİHM Madde 41’in devletlerarası davalarda da uygulanabilir olduğuna karar vermiştir.
   Sözleşmenin kendi doğasına göre, Sözleşme haklarından biri veya birkaçının ihlal edilmesi durumunda dolaylı veya dolaysız olarak zarar gören ve birinci “mağdurlar” Devlet değil bireylerdir. Şayet devletlerarası bir davada tazminat kararı verilecekse, her zaman münferit mağdurların yararına yapılması gerekmektedir.

 

Tazminat Kararı:
   AİHM, GKRY’nin iki kesin ve nesnel bir biçimde tanımlanabilen insan grubuna karşı işlenen ihlallerle ilgili tazminat taleplerini ibraz etmiş olduğunu kaydeder. Bu gruplar 1456 kayıp kişi ve Karpaz yarımadasında ikamet etmekte olan Kıbrıslı Rumlardır. Tazminat, güney “Kıbrıs”ın kendisine yönelik hak ihlalleri bakımından değil münferit mağdurların yararına bu durumun tazmin edilmesi maksadıyla talep edilmektedir. Kayıp kişiler ve Karpaz sakinlerini ilgilendirdiği kadarıyla AİHM, GKRY’nin Madde 41 tahtında şikâyette bulunma hakkına sahip olduğunu ve görülmekte olan davada tazminat kararının verilmesinin gerekçelendirilebileceğini dikkate almıştır.
   Davanın tüm ilgili şartlarının göz önünde bulundurulduğu kuşkulu olmakla beraber AİHM, GKRY’ne kayıp şahısların hayattaki akrabalarının yaşadığı manevi zararlar için toplam 30,000,000 (otuz milyon) Euro ve Karpaz yarımadasında ikamet eden Kıbrıslı Rumların duçar kaldığı manevi zararlar için toplam 60,000,000 (altmış milyon) Euro verilmesinin makul olduğuna karar vermiştir. Söz konusu meblağlar, GKRY tarafından esas kararda tespit edilen ihlaller bakımından mağdur olan bireylere 18 ay içinde dağıtılacaktır.

   AİHM, yukarıda belirtilen miktarların mağdur bireylere dağıtılması için etkili bir mekanizmanın oluşturulması kararının Delegeler Komitesi’nin denetimi altında GKRY’ne bırakılması gerektiğine karar vermiştir.
   12 Mayıs 2014 tarihinde verilen tazminat kararı 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire tarafından oy çokluğu ile alınmıştır.
  

Sonuç:
   AİHM, bugüne kadar devletlerarası bir davada tazminat kuralının uygulanabilirliğine ilişkin bir karar vermek zorunda kaldıkları tek davanın İrlanda - Birleşik Krallık davası olduğunu dikkate almıştır. Ancak emsal gösterilen davada tazminat kararı verilmemiş, sadece tazminat kuralının devletlerarası bir davada uygulanabilirliği kısaca tartışılmıştır. Konu davanın emsal olarak gösterilmesi yanlış bir tercihtir.
   GKRY esas kararın verildiği tarih olan 2001 yılı ile tazmin talebinin ibraz edildiği tarih olan 2010 yılı arasında geçen uzun sürede neden hareketsiz kaldığını açıklayan makul bir sebep ileri sürmemiştir.
   AİHM, genel uluslararası hukukun prensipte, başvuran “Hükümet”in Devletlerarası bir ihtilafta/davada, yasal belirliliği muhafaza etmek ve davalı Devlet’in meşru çıkarlarına orantısız zarar verilmemesi için başvuran “Hükümet”in fazla gecikmeksizin hareket etme yükümlülüğünü tanıdığını kabul etmiştir (bkz. Nauru-Avustralya, Uluslararası Adalet Divanı Kararı).
   Kaldı ki AİHM’in Varnava vd. – Türkiye davasında benimsediği makul sürede hareket etme yükümlülüğü (AİHM’in Türkiye bakımından yargı yetkisinin, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını tanıdığı 28.1.1987 tarihinden sonraki ihlaller için geçerli olduğuna ilişkin bkz. AİHM’in 18.9.2009 tarihli söz konusu kararının 133. paragrafı), Uluslararası Adalet Divanı’nın Nauru hükmüyle uyumlu olup, prensip olarak “Kıbrıs”-Türkiye davasında 41. Madde tahtında sonradan gecikmiş olarak yapılan tazminat başvurusu için de geçerli olmalıydı.
   Türkiye bakımından yargı yetkisinin, ihlalin sürekli olmaması durumunda, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını tanıdığı 28.1.1987 tarihinden sonraki ihlaller için geçerli olduğuna ilişkin Varnava kararı, emsal olarak kabul edilmeliydi. Ne var ki KKTC tarafından alınan önlemler Delegeler Komitesi tarafından yetersiz bulunarak, sürekli ihlalin devam etmekte olduğu sonucuna varılmıştır.
   GKRY’nin tazminat başvurusunun kabul edilebilirliği tüm faktörler dikkate alınmadan değerlendirildiği için tartışmaya açıktır.

 

YORUM EKLE

banner75