Umutsuzluk göçü tetiklediğine göre, toplum olarak ne yapmalı?

Kısa adı CMIRS olan ‘Göç, Kimlik ve Halk Çalışmaları Merkezi’nin Direktörü Mine Yücel ilginç araştırmalar yapıyor. Son yaptığı kamuoyu araştırmalarına dayanarak, mutsuzluk, siyasi ve kamusal alana etki edememe duygularının toplumun ortak kimlik ile aidiyet duygularını zedelediğini vurguladı. Araştırmada, umutsuzluğun göçü tetiklediğini vurguladı.

Mine Yücel, toplumda işlerin nasıl gittiği ile göç etmek isteyenlerin oranlarının birbiriyle ilgili olduğuna işaret ederek, toplumsal mutluluk oranları düştükçe ve toplumda işlerin yanlış yönde gittiği duygusu hakim oldukça, bireylerin göç edip bireysel kurtuluşlarını yaşama duygusunun daha ağır bastığını söyledi.

Bu tür değerlerde toplumun özgürlüğe kıyasla güvenliği tercih ettiğine işaret eden Yücel, “Bu durumda insanlar apolitikleşir ve mutluluk oranlarında düşüşler görülür. Birey, toplum içerisindeki diğer bireylere olan güvenini kaybeder. Siyasi sisteme etki edemediği düşüncesi de hakim olduğundan kendine olan güven seviyesi de düşmüş olur” dedi.

Esaslı ve yerinde bir araştırma… İçinde bulunulan durumu gözler önüne serer nitelikte…

Konuyu detaylı irdelemek gerek. Ancak önce şu soruları sormakta da yarar vardır: Adalar öteden beri göç veren yerlerdir. Belirli bir nüfustan ötesini barındırmak, geçim sağlamak, belirli sahalarda yatırım yapabilmek mümkün değildir. Adalardan beyin göçü de önemli bir faktördür. Nice üniversite mezunu kendi dallarında iş bulamamaktan dolayı başka ülkelere göç etmektedir. Bugün dünyanın dört bir yanında kendi sahalarında uzmanlaşmış çeşitli meslek sahibi Kıbrıslı Türkler vardır.

Rum gençleri açısından da durum pek farklı değildir. Ancak gelecek kaygısı onlarda pek yoktur. Günün sonunda hem BM, hem de AB üyesi bir ülkenin mensubudurlar. Böyle olmasına rağmen, Kıbrıs’ın kapasitesi belli olduğundan onlarda da göç yollarını tutanlar az değildir.

Göçten göçe de fark vardır. Suriyeliler, Iraklılar, Afganlar en fazla göç edenlerdendir. Bunun yanında Asya ve Afrika ülkelerinden; Bangladeş, Filipinler, Nijerya gibi ülkeler sürekli göç vermektedir. Bazı Latin Amerika ülkeleri de öyle!.. Bu nedenle ABD Başkanı Trump sınıra duvar çekmedi mi?

Doğal olarak göç ülkeden ülkeye değişir. Kimileri açlıktan, kimileri savaş veya terörden, kimileri yoksulluktan göç eder. Göçü tetikleyen etkenler değişiktir.

Mine Yücel’in ifade ettiği gibi, bizde durum farklıdır. Umudun yitirilmesi göç duygularını kamçılamaktadır. Örneğin bu küçücük adada bir restoranın mutfağında bulaşık yıkamayı içine sindiremeyen, kabul etmeyen bir genç, Londra’da aynı işi yapabilmektedir. Burada ayıp sayarken, orada görev kabul etmektedir. Reddettiği takdirde aç kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını, kimsenin de gözünün yaşına bakmayacağının idrakindedir. Buna rağmen orada mutludur. Çünkü düzgün işleyen bir sistem vardır ve kendisi de o sistemin içindedir, ayak uydurmak zorundadır.

Bizdeki en büyük eksiklik de bu değil midir? Mutsuzluğu giderici önlemlerin alınması, devlet otoritesinin her yerde hissedilmesi, vatandaşın devlete saygı duyması, her ortamda devletini savunur hale gelmesi mutsuzluğu giderebilecek faktörlerdir. Yollarda kural tanımaksızın arabasını cayırdatarak, ses kirliliği yaratmak ve trafiği altüst etmek marifet olmadığı gibi, “Aynı şeyi Güney’de yap da görelim, sıkar mı?” sorusu gündeme gelmektedir. Ya da lüks bir arabadan içtiği kola kutusunu çöplük yerine yola atmayı tercih eden, aynı şeyi Güney Kıbrıs’ta yapabilir mi?

Bu konularda devleti yönetenlere de, sivil toplum örgütlerine de çok önemli görevler düşmektedir. Laf yerine topluma güven verebilecek icraatlar yapıldığı takdirde, umutların yeşermemesi, dal-budak salmaması için hiçbir neden yoktur. Bazı küçük başarılarda bile bu halkın moralinin ne denli yükseldiğini, bir süreliğine de olsa, olumsuzlukların ortadan kalktığını, asık yüzlerin güldüğünü çok gördük. Bu yönde çabaların yoğunlaştırılması gerek. Bunu başkalarından bekleyemeyiz. Eğer beklersek, egemenliğimizi ve özgürlüğümüzü de teslim etmiş oluruz. Kendi evimizin her yanını düzenlemek yine bizlerin görevidir. Umudu yitirmemek için canla başla çalışmak, üretmek ve birbirimizi sevmek gerek.

 

***

 

Karadayı, Kırıkdallı, Şenova ve

Dikici ailelerinin acı günleri...

 

Doğancı’nın (Elye) sevilen ve herkes tarafından sayılan isimlerinden, Fatma Hanımın sevgili eşi Fuat Karadayı’nın vefatı köyde büyük üzüntü yarattı. Karadayı ailesinin direği Fuat Karadayı önceki gün doğup büyüdüğü köyünde son yolculuğuna uğurlanırken, evlatları ile eşleri ve torunları, acılarını tüm akraba, dost ve sevenleriyle paylaştılar, ‘Yattığı yer nur, mekanı cennet olun’ dediler. Üç evlat, üç de torun sahibiydi.

Bu arada Lefkoşa’da sakin, çevresinde iyi bir kişi olarak tanınan, Neriman Hanımın canından çok sevdiği eşi ve ailenin büyüğü Yılmaz Kırıkdallı da önceki gün Lefkoşa’da defnedildi. Evlatları Fatoş ve Özlem ile eşleri ve torunları büyük bir üzüntü içinde olduklarını ifadeyle, mekânının cennet olmasını temenni ettiler. Kırıkdallı 6 torun sahibiydi.

Aslen Limasol’lu olan, merhum Yangıncı Seyfi Şenova ve Gökay Hanımın kıymetli oğulları, Laura Şenova’nın sevgili eşi Mustafa Çetin Şenova ise bugün Girne Nurettin Ersin Paşa Camii’nde kılınacak ikindi namazını müteakip Karaoğlanoğlu’nda toprağa verilecek. Evlatları ve kardeşi, acılarını tüm dost, akraba ve sevenleriyle paylaşarak, ışıklar içinde yatmasını dilediler.

Öte yandan Gazimağusa’lı Elife Dikici’nin (Elmas Hanım) değerli eşi, evlatlarının sevgili babaları ve torunlarının kıymetli dedeleri Mehmet Dikici ise dün Gazimağusa Mezarlığı’nda dualarla toprağa verildi. Dört evladı ile eşleri ve torunları, “Yattığı yer nur, mekanı cennet olsun” dediler. Dikici altı torun sahibiydi.

Tümüne Allah’tan rahmet, yaslı aileleri ile sevenlerine sabır ve başsağlığı dileriz.

 

YORUM EKLE