Üzülmek ,  sorunlara çözüm üretmiyor

Düzenli yazmak, doğal olarak yazdıklarınızı bir biçimde gözünüzün önüne gelmesi sonucunu  da yaratıyor.

Yazılarımda ele aldığım sorunlara yönelik eleştirilerimde, şartlar dahilinde, çözüm alternatiflerini de  sunmaya özen gösteririm.

Eğer herhangi bir yazım, aradan geçen zamana rağmen, güncelliğini koruyorsa, değinilen sorun da hala benim için ortada manası taşıdığından, değişim öngördüğüm, eleştirel yazılarımın güncelliğini yitirmesi, başlıca temennimdir.

***

Yaklaşık altı ay önce, yazığım bir yazıda, pandeminin  reel sektör üzerinde yaratabileceği olumsuzluklara karşı, devlet yaklaşımını, oluşabilecek sorunları  ele almıştım.

Aradan geçen zamanda, sorunlara, çözüm yaklaşımında, hiçbir fark gözlemlemediğimi belirtmek isterim.

İnşa edilen her yapının ilk gereksinimi, doğru zemin ve sağlam temeldir.

Bu mantık her türlü yapı için geçerlidir.

İster inşaat yapın, ister bir işletme kurun, isterseniz ekonomik bir sistem.

Kurgudan, hayata geçişte zeminin sağlamlığı ve temelleri, üzerine kurulacak yapının sağlamlığı yanında, sağlıklı ömrünü de belirler.

Binalar için doğal afetler ne ise, ekonomik sistemler için de krizler odur.

Bu noktada önemli olan sistemin, sarsıntıya ne kadar dayanıklı olduğudur.

***

Genelde dünya, özelde KKTC olarak, sarsıntılı günlerden geçmekteyiz.

Tahmini en zor olan ise, sürecin ne kadar süreceği…

Aslında, kimsenin cevabını tam olarak kestiremediği soru budur.

Toplumun genelinin, sürecin başından bu güne beklentisi ise, hükümetin alacağı önlemlerle sürecin en az zararla atlatılması.

Pandeminin, ülkemize gelişi üzerinden, yaklaşık 10 ay geçti.

Olası ihtimal sorunların, bir kısmı artık su yüzünde.

Bir kısmı ise, su yüzüne çıkmak için gün saymakta.

Turizm sezonu açılamadı, yüksek öğrenimin için adamıza gelecek öğrencilerin gelmeyeceği, eğitimin  uzaktan yapılacağı netleşti, ithalat daraldı, ithalat daralırken devletin gelirleri daraldı, işsizlik arttı, işyerleri kapandı ve en önemlisi, ödemelerdeki sıkıntı hat safhaya ulaştı.

Ne yazık ki netleşen olguların, birçoğu olumsuz olgular.

Bütün olanların üstüne Türk Lirası’nın, yabancı para birimlerine karşı değer kaybının eklenmesi sonucu alım gücünün azalması, durumumuzu daha da zorlaştırıyor.

Üzülmek ise sorunlara çözüm üretmiyor.

Durumdan olumsuz etkilenmeyen, özel sektör kesimi yok gibi.

Yatırımlar ve mükellefiyetlerin sorumlulukları ise olduğu yerde duruyor.

‘Force Majeure’(daha üstün güç); Fransızların, hukuk literatürüne geçirdiği bir hukuk terimi. Açıklamalarının içinde, ‘Tanrı’nın hareketi’(Act of God) tanımı  da var. Birçok ülkede, tercüme edilmeden, hukukun parçası haline gelen, ayni isimle kullanılan, olağan dışı ve olağan üstü durumlar karşısında, karşılıklı anlaşmalarda, itilaflı tarafların, bir birine karşı mükellefiyetlerini yerine getiremediği durumlarda kullanılıyor. Türkçedeki karşılığı ise, ‘mücbir sebep’ olarak geçmekle birlikte, bilgisine güvendiğim hukukçu bir arkadaşım, ‘Force Majeure’ ya da Türkçesi ‘Mücbir sebebin,  KKTC hukukunda, yeri olduğunu ancak, meclis tarafından, bu dönem için, yapılacak bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu belirtti.

Yasaya dahil edilip, uygulandığı ve karar üretildiği, yaşanmış dava örneklerinde ortak nokta, tarafların, kontrolleri dışında gelişen durumlardan sorumlu tutulamayacağı noktası.

Uzmanlık alanım hukuk değil, ancak içinden geçtiğimiz dönem için olağan dışı, bir dönem tanımlaması yapmak, sanırım yanlış olmaz. Bu noktada, gerek meclis, gerekse mahkemelerin, halkın genelini ilgilendiren bir düzenlemeye ihtiyaç var ise, gereğinin bir an evvel yapılmasının, yaşanabilecek olası haksızlıkların önüne geçeceğine inanmaktayım.

***

Demokratik ve medeni, hukuk devleti ilkeleri ile yönetildiğimizi iddia ediyorsak, hukukun üstünlüğünün olduğu yerde, kamu vicdanına uygun kararlar üretmesinin gerekliliğine inanıyorum.

Pandemi sürecinin başından bugüne hükümetimizin aldığı kararları yakından takip ediyorum.

Alınan kararların iyi niyetinden şüphe duymak istememekle beraber, durum gerçekleri ile örtüşmesi gerekliliğine inanırım.

Geçtiğimiz dörtlü hükümetten, Başbakan Ersan Saner hükümetinin aldığı son kapanma kararına kadar, ekonomik önlem paketleri sunuldu. İmkanlarımızın bilinci ile, sunulanların çözümden çok, sorun derinleştirici olduğuna inanıyorum.

Paketlerin içinde, olması gerekli, en kritik olanı ise, piyasadaki likidite akışı ve  fon sağlanması idi. Likiditenin, her piyasa için önemi tartışılmaz olsa da, sürecin sonunun kestirilemediği, uçakların uçmadığı, gemilerin gelmediği bir ortamda, gidin borçlanın, düz mantığı ile hareket etmek, hem bankacılık ve finans sektörünü hem de borcu alan mükellefler için oldukça riski yüksek bir karardır. Bu kararın yansımalarını ise yakın gelecekte yaşanacak itilaflarda, göreceğimize inanmaktayım.

***

Uçakların, önceden kestirilemeyen sebeplerden dolayı gelemediği bir ülkede, turizm yatırımı için kredi almış bir şirket, mükellefiyetini yerine getirememişse, bu durumda, ne kadar sorumlu veya suçludur.

Benzer durum, yasa gereği kapatılan veya kısıtlayıcı düzenleme getirilen cafe, restoran ve eğlence mekanlarından tutun, berberinden, makinistine kadar tüm sektörler için de geçerli.

 İş azlığından dolayı işinden ayrılmış veya iş yerini kapatmak zorunda kalanlar, bu duruma keyiflerinden mi geldi?

Sayfalarca örnek yazabilirim.

İmkanlar ne kadar zorlansa da, gerçekleşmesi, şartlardan dolayı imkansız olan bir dönemden geçiyoruz.

Önemli olan ise, şartların gerçekliğine uygun çözümler bulup uygulamaya koyabilmek.

Hükümet etmek ve devletin devamlılık ilkesi bunu gerektirir.

***

Adayı paylaştığımız, Güney Kıbrıs da bu süreci eş zamanlı yaşıyor.

Onlar da zor günlerden geçiyor.

Güney  Kıbrıs yönetimi, Finans Bakanı Constantinos Petrides,  Mart ayı sonunda yaptığı basın açıklamasında, ilk adım olarak, dokuz aylık bir süre için tüm borçların ana para ve faiz ödemelerini kapsayan moratoryumun yasal olarak yürürlüğe girdiğini açıklarken, 2 milyar Euro tutarındaki borcun devlet güvencesi altına alındığını da ekledi. Petrides’in konuşmasında bir başka çok önemli bir nokta ise ‘ Amaç bankaları değil, piyasayı sübvanse etmek. Amaç reel ekonomiye yardımcı olmaktır’ demesi idi.

Güney Kıbrıs’taki yaklaşımın özeti: Kontrol dışı gelişen bir durumla karşı karşıyayız, prensip olarak insanımızı ve ekonomimizi ayakta tutmak zorundayız, bu süreçte insanımızın ödeme güçlüğü çekeceği bir gerçekliktir, bu yüzden, bu süreçte, bankalarla insanlarımızın karşı karşıya gelmesini istemiyoruz, yaklaşımı ile bir taraftan ödemeleri dondururken, diğer taraftan bankalara da borçlarla ilgili güvence vererek garanti altına alan bir kazan kazan durumu yaratıldı.  Alınan moratoryum kararının geçerliliği Aralık ayında  dolduktan sonra, Ocak ayında alınan ikinci bir karar ile moratoryum süresi Haziran 2021 sonuna kadar ertelendi. Sonrasında ise yeni bir durum değerlendirmesi yapılacak.

***

Yaşadığımız dönem, oldukça kritik ve birçok farklı, olasılığa açık. Olasılıkları, olumluya çevirecek ise proaktif siyasi kararlardan geçiyor.

Unutulmamalıdır ki, bir binayı ayakta tutan, temelinin sağlamlığı ise,  ekonominin temeli de insanlarımız ve toplumdur.

Devletçilik ise, zümrelerin değil, toplumun bütününün, ekonomik sağlığını düzenlemekle mükelleftir.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75