Vahdettin, 'İzmir'i neden siz değil de Yunanlılar işgal etti?' diye İngilizlere nota bile vermişti!

   9 Ocak 1916 tarihinde son birliklerinin de Çanakkale’den ayrılmasıyla birlikte, İngiltere’nin Orta Doğu’daki egemenliğinin derinden sarsıldığı bir gerçektir. İngiltere’de hükümetin düşmesine bile yol açan bu gerçek, zamanla bu bölgede ABD’nin egemenliğinin yerleşmesine de yol açmıştır. Bunun farkında olan İngiliz hükümeti, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra ortaya çıkan yeni koşulları iyi değerlendirerek bölgedeki varlığını etkin bir biçimde sürdürme politikasına sarıldı. 16 Mart 1920’de gerçekleşen İstanbul’un işgali ise, Çanakkale’den gelemedikleri İstanbul’a donanmasıyla gelen İngilizler için bulunmaz bir fırsat yarattı. Zira Osmanlının başında gerçek bir “İngiliz sever!” olan padişah Vahdettin vardı ve sadrazamı da “İngiliz severlik” konusunda Vahdettin’i bile aşmış bulunan, ama neden İngilizleri bu kadar çok sevdiğini bilmeyecek durumda olan “mecnun Damat Ferit Paşa” idi.
   Vahdettin’in durumu kötü idi! I. Dünya Savaşı’ndan sonra Çarlık Rusya’sında çarlığın yıkılması ve Çar Nikola’nın öldürülmesi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun tarihe karışması ve Avusturya’da cumhuriyet ilân edilmesi, Bulgar Kralı Ferdinand’ın tahttan çekilmiş olması Vahdettin’i korkutmuştu. Ben ne olacağım diye düşünüyor ve birilerinin “hilafeti, saltanatı ve hanedanını” korumasını bekliyordu. Yani derdi vatan değil, kendi tahtı ve canı idi. Karakteri itibarıyla kurnaz, kurnazlığın gereği olan hileye, entrikaya düşkün, çok güzel rol yapan ve “Kuvayı Milliye tacımın pırlantasıdır, Mustafa Kemal Paşa nasıldır?, afiyettedir İnşallah!” diyecek kadar rahat yalan söyleyen bir padişah olan Vahdettin, bu korkusunu yenecek olan gücü bulmuştu: Kendi ifadesiyle “önce Allah’a, sonra İngilizlere güvenmek ve biat etmek!”. Nitekim, Ermenilerin öldürülmesinden sonra Daily Mail muhabiri Ward Price ile yaptığı röportajda,” İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duyguları beslerim. Bu duygum, Kırım savaşında İngilizlerin müttefiki olan babam Abdülmecit’ten miras kalmıştır” diyen Vahdettin, İngiliz Yüksek Komiseri yardımcısı Amiral Webb’e de “sadece İngiltere’ye biat ettiğini” söylemiş ve daha da ileri giderek, “Osmanlının gücünü tamamen İngiliz Hükümeti’nin emrine vermek istediğini” de utanmadan açıkça Webb’e teklif etmiştir. Şu taht insana neler yaptırmıyor! Mondros Mütarekesi’nde yer alan koşulları ağır bularak kabul edilmemesi gerektiğini ileri süren birkaç vatansever paşaya ise, Vahdettin, “Bu koşulları ağır olmasına rağmen kabul edelim… Öyle tahmin ederim ki, İngiltere’nin Doğu’da asırlarca sürmekte olan dostluğu ve lütufkâr siyaseti değişmeyecektir. Biz onların hoşgörüsünü daha sonra elde ederiz” diyerek kendini “İngilizlerin hoşgörüsünü elde etmeye” adamış ve bir İngiliz gemisiyle İstanbul’dan kaçtığı güne kadar devamlı İngilizlere yalvararak hoşgörü ve koruma dilenmiştir. Adı “yalvaran padişah”a çıkan ve “İngiliz Muhipler (sevenler) Cemiyeti”nin de üyesi olan Vahdettin, bu politikasını hayata geçirmek için Ahmet İzzet Paşa Hükümeti’ni istifa ettirmiş, daha “İngilizci” bulduğu Tevfik Paşa Hükümeti’ni kurdurmuş, ancak onun da “İngilizciliğini” yetersiz bularak “kendini Avrupalı sanmakta Avrupalıları bile geçmiş olan!”, ama tanıyanlar tarafından, “mecnun”, “dangalak”, “ahmak”, “cahil”, “dünyadan haberi olmayan”, “ne dünya, ne Avrupa tarihini ve siyasetini bilen”, “gösteriş ve lüks hayat düşkünü” olarak anılan ablasının kocası Damat Ferit Paşa’ya beş defa hükümet kurdurmuştur.
   Ama Vahdettin’in İngiliz severliği, Damat Ferit Paşa ile birlikte hazırladıkları ve 30 Mart 1919 tarihinde İngiliz Yüksek Komiseri’ne sundukları proje ile doruğa ulaşmıştır. Vahdettin bu projeyle, ülkede sükûnu temin etmek amacıyla İngiltere’nin 15 yıl süreyle memleketi işgal edebileceğini, gerekli görürlerse, Osmanlı Bakanlıklarında İngiliz müsteşarlar atayabileceklerini ve her ilde valiler yanında birer İngiliz konsolos bulundurabileceklerini açıklamıştır. Dedim ya şu iktidar ve taht hırsı insana neler yaptırıyor! Koca padişah, kendi iktidarı için ülkeyi elleriyle İngilizlere teslim etmenin yolunu bile açabiliyor!

 

Ülkeyi İngilizlere verme düşüncesi

 

Orta Doğu’da kalmak isteyen ve zaten İstanbul’da olan İngiltere için bundan iyi fırsat olur muydu? Hiçbir özel çalışma yapmadan ülkesini İngilizlere vermeye hazır bir padişah vardı! Daha ne! Körün istediği tek göz, Allah’ın verdiği iki göz.!! Tabii İngilizler bu fırsatı kaçırmadılar ve Vahdettin’e hoş görülerini ihsan etmeye başladılar! Bakın Amiral Webb 19 Ocak 1919 tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılarından Sir Graham’a yazdığı mektupta neler diyor: “Ülkeyi işgal etmediğimiz halde, şimdiden valilerini atıyor veya görevden uzaklaştırabiliyoruz. Polislerini yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek suç işlemiş bulunan Rum ve Ermenileri serbest bırakıyoruz. Demiryolları bizim denetimimizde. Neye istersek el koyabiliyoruz. Halife elimizin altında oldukça İslâm dünyası üzerinde ek bir denetime sahibiz. Padişah da bizi buraya yerleştirmeyi düşünüyor”… E daha ne olsun? Vahdettin hakkında bir rapor hazırlamakla görevlendirilen İngiliz Yüksek Komiseri Robeck’in danışmanı Hohler’in raporu ise çok daha acıydı: “Sultanlık tam bir komedi haline dönüşmüştür. Prensip sahibi ve ulvi amaçları var gibi görünen ama zayıf karakterli ve korkak bir adam…Abdülhamit döneminde bile var olan üstün zekadan yoksun padişah Yıldız’da titriyor!!” Ne hallere düşmüş zavallı Osmanlı! Neler dedirtmiş kendine!

 

Toprak paylaşımı


   Vahdettin ile İngiltere arasındaki bu muhteşem aşk bütün yoğunluğu ile devam ederken, galip devletler Ocak 1919 da topladıkları Paris Konferansı’nda şampanya kadehleri eşliğinde mağlup devletlerin topraklarını paylaşmaya başlamışlardı bile! ABD Başkanı Wilson’un “halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkı”na dayanarak neşe içinde mağlup devletleri parçalıyorlardı. Tabii ki Yunanistan’ın gözü Anadolu’da idi ve belirlediği strateji gereği işe İzmir’den başlaması gerekiyordu. Venizelos daha Dışişleri Bakanı iken İngiltere’yi ziyaret etmiş ve Llyod George’a, İzmir ve havalisindeki Rumları Türk katliamlarından korumak için İzmir’i istediğini belirtmişti. Paris Konferansı’nda, İngiltere’nin Yunanistan’ın bu isteğinin gerçekleşmesi yönünde çaba göstermesi ve kolay oldu. Zira her şeyden önce Vahdettin zaten “İngiltere, İngiltere” diye ölüyordu! Öte yandan, çok başarılı bir dış politika stratejisi izleyen Venizelos, sahte belgelerden hareketle Türklerin İzmir’de katliam yaptıklarına ve bunun yoğunlaşarak devam edeceğine Fransa ve ABD de inandırdı. Sonuçta Yunanlıların taleplerini inceleyen Lyod George, Clemenceau ve Wilson, 6 Mart 1919 tarihinde, İzmir’e Yunanlıların asker çıkarmasını uygun olduğunu karara bağladılar. Belirtmek gerekir ki, İzmir’in işgal edileceği, İngiliz İşgal kuvvetleri tarafından, İzmir ve havalisinde bulunan 17. Kolordu Komutanlığı’na bildirilmiştir. Bildirilmeyen kimin tarafından işgal edileceğidir! Vahdettin, rahattı çünkü İngilizlere beslediği büyük aşk nedeniyle, İzmir’e İngilizlerin çıkacağına inanmıştı. İzmir’e İngiltere’nin çıkması, bölgedeki Rumların yaratabileceği olayları da önleyecekti. Bu nedenle işgale karşı durulmamasını tüm askeri personelden istemiş ve işgali kendisi kolaylaştırmıştı. Örneğin Kambur İzzet Paşayı İzmir valiliğine getirerek işgalcilere bir direniş sağlanmamasını sağlamıştı. Ve Yunanlılar 15 Mayıs 1919 da İzmir’e çok kanlı bir çıkarma yaptılar. Daha ilk gün 9 subay şehit edilmiş, 21 subay yaralanmış, 27 subay kaybolmuş, iki gün içinde 2000 kişi öldürülmüş ve 2500 kişi tutuklanmıştı. Vahdettin şaşkınlık içindeydi. İzmir’i Vahdettin’in arzu ettiği ve özlemle beklediği İngilizler değil, Yunanlılar işgal etmişti!! Hoşgörüsüne sığındığı, biat ettiği, tahtını korumasını istediği, İngilizlerden, deyim yerindeyse, “sıkı bir kazık” yemişti’ İngiliz buydu işte! Osmanlı Bakanlar Kurulu Amiral Webb’e 14 Mayıs 1919 da şu notayı gönderiyordu: “Paris Konferansı’nda, İzmir’in İtilâf Devletleri askerleri tarafından işgal edileceği bildirilmişti. Halbuki, alınan haberlerden, işgal tarzının değiştirildiği ve Yunan askerinin İzmir’e girdiği anlaşılmaktadır!”. Yani İzmir, İngilizler tarafından işgal edilmiş olsaydı, Vahdettin böyle bir nota çektirmeyecekti! Yazık, yazık... “Güzel İzmir’imiz”in işgal edildiği gün ile kurtuluş savaşımızda şehit düşen tüm vatan evlatlarımızı ve başta İzmir’imiz olmak üzere tüm ülkeyi Yunan’dan ve İngiliz’den ve kurtaran ebedi önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet ve minnet ile anarım.
 

YORUM EKLE