Yağmur suyunu bile değerlendiremiyoruz

Her zaman vurguluyoruz, bu ülkenin en ciddi sorunlarından birisi, imkanları olumlu kullanamaması veya elindeki zenginliğin farkında olmamasıdır.

Başka ülkelerin büyük fayda sağladığı bazı doğal zenginlikleri biz kullanamıyoruz.

Ya da sıkıntısı yaşanan ve mevcudunun iyi değerlendirilmesi gerekenleri de değerlendirmeyi bilmiyoruz.

Ülkemizdeki birçok şeye hoyratça davranıyoruz.

Doğayı, doğal zenginlikleri katletmek, yok etmek için elimizden ne gelirse yapıyoruz.

Bakir alanları, güzelim sahilleri, yeşil alanları, geleceği düşünmeden yok ediyoruz.

Bulduğumuz her yeri betonla dolduruyoruz.

Ne dereye, ne tepeye, ne dağa, ne sahile, ne yeşil alana, ne tarihi eserlere saygımız var.

Süratle ve çılgınca önümüze ne gelirse yok ediyoruz.

Bugün yaşadığımız sel baskınlarının nedeni de doğaya verdiğimiz tahribattan dolayıdır.

Tarihi eserlerimizi, bize geçmişten kalan zenginlikleri de koruyamıyoruz.

Tabii bol olanı koruyamadığımız gibi kısıtlı olanı da yok ediyoruz.

Kurak bir ülkeyiz ve yağmura ihtiyacımız var.

Peki yağmur yağdığında, yağmur suyunu doğru değerlendirebiliyor muyuz?

Tabii ki hayır…

Yağmur sularını gölet ve barajlarda muhafaza etmeyi başaramıyoruz ve tonlarca su heba olup gidiyor.

Evet altyapı eksikliği ve çarpık yapılaşma nedeniyle yağmur suları, dere, gölet ve barajlara değil, denize, yollara, tarlalara akıp gidiyor.

Hatta bizim hatamız nedeniyle su, yolunu bulamadığında da evleri, işyerlerini, caddeleri basıyor.

Kullanamadığımız su, dönüyor ve felaketimiz oluyor.

Tonlarca su heba olup giderken ve kentleri basarak felakete dönüşürken, üretici de ciddi bir su sorunu ile karşı karşıya kalıyor.

Ne tuhaf bir durum değil mi?

Devlet ise üreticinin kuraklık nedeniyle uğradığı zararı karşılamak için hemen hemen her yıl milyonlarca TL kuraklık tazminatı ödüyor.

KKTC’de son 4 yılda üreticiye kuraklık nedeniyle 155 milyon TL ödenirken, içerisinde bulunduğumuz 2018 yılında da yine kuraklık nedeniyle toplam 66 milyon TL ödenmesi öngörülüyor.

KIBRIS’a konuşan Yeşil Barış Hareketi Genel Sekreteri Doğan Sahir, ülkeye yağan yağmur sularının yüzde 8.5’inin bile muhafaza edilmesi durumunda ülkedeki gerek üretim, gerek sanayi, gerekse de ev içi kullanım için su ihtiyacını karşılamaya yetip de artacağını söyledi.

Doğan Sahir, çevreye gereken özenin gösterilmemesi nedeniyle yağmur sularının muhafaza edilmesinin başarılamadığını belirtiyor.

Düşünebiliyor musunuz, yağmur sularının 8.5’ini bile muhafaza etmeyi başaramıyoruz ve bunca senedir bunun için tedbir düşünülmüyor.

Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları ise göletlerin kurumasının başlıca nedenlerinden birinin dere ve dere yataklarının ıslah edilmemesinden kaynaklandığını söyledi.

Bırakın dereler ve dere yataklarının ıslah edilmesini, tam tersine onları yok ediyor, içlerine sorumsuzca beton dikiyoruz.

Yani aslında sorunun ne olduğu biliniyor ama ülkeyi yönetenler yıllardır bunun için hiçbir tedbir almıyor.

Susuzluk çekilen bir ülkede, yağmurun yağdığı kadarını bile değerlendiremiyoruz, bize sunulan nimeti kullanamıyoruz.

Suyu muhafaza edemediğimiz için de çiftçiye milyonlarca lira kuraklık tazminatı ödemek zorunda kalıyoruz.

Suyu değerlendiremediğimiz için tarımın diğer alanlarında kullanamıyor, üretimde kullanamıyoruz.

Ne moral bozucu bir durum... Umarız son zamanlarda yaşadığımız olumsuzluklar yetkilileri bazı tedbirler almaya zorlar...

 

 

YORUM EKLE