Yağmurdan korkan bir toplum

Geçen hafta Lefkoşa’yı etkisi altına alan sağanak yağmur birçok mağduriyete neden olmuştu.

Biz bu köşeden demiştik ki; “Sanmayın yalnızca Lefkoşa’da sorun var? Göreceksiniz yağarsa diğer kentler de mağdur olacak…”

Sorun yalnızca Lefkoşa’yla sınırlı değil, tüm kentlerimizde benzer sıkıntılar var.

Geçen yıldan hatırlıyorduk, Girne’de de, Mağusa’da da su baskınları olmuştu.

Biz biliyorduk, bu yıl da şiddetli yağmur yağdığında her tarafı su basacağını…

Geçen yıl kentlerimizi, köylerimizi su bastı da ders mi çıkardık?

Su basan yerleri inceleyip de “Neden böyle oluyor?” diye kafa patlattık mı?

Oralarda düzenleme yapıldı mı yeniden su basmasın diye?

Hayır, aynı şeyleri defalarca yaşıyoruz ama bu soruları ortadan kaldırmayı akıl etmiyoruz ya da beceremiyoruz.

“Eğitim adasının”, her biri birer “eğitim kenti” olan kentlerinin haline bakın siz.

Turizmden söz ediyoruz da turistik kentler böyle mi olur?

21’inci Yüzyıl’dayız, artık bazı sıkıntıları aşmayı becermeliyiz.

Günlerce yağmur yağsa bile bu şekilde sular altında kalmamalıyız.

Kentlerimizi, köylerimizi öyle bir düzenlemeliyiz ki, yağmur korkumuz olmasın.

Yağmur, dünyanın en güzel şeyidir, bereketin habercisidir.

Başta çiftçi ve hayvancı olmak üzere toplumun büyük bir bölümü yağmur bekliyor, kurak bir yıl olmasını istemiyor ama büyük bir kesim de korkuyor.

Evet yağmurdan korkar olduk…

Yağmurdan korkulur mu?

Biz korkuyoruz işte, “tıp” derken bir damla, “acaba nereyi su basacak?” diye endişeye kapılıyoruz.

Aslında nereleri su basacağını da biliyoruz.

Çoğunlukla aynı yerleri su basıyor.

Aslında oralara yoğunlaşıp bu sorunları çözmek gerekiyor.

Peki neden yapamıyoruz, neden bu sorunlara çare bulamıyoruz?

Yerel seçim geçeli o kadar uzun bir zaman olmadı.

Belediye başkanlarını seçmeden önce onlara niye sormadık bunları?

Onlar neden önemsemiyor kentlerini?

Biliyoruz, su baskınları dünyanın her tarafında var.

Ancak yok da yarım saatlik yağmur, felaketlere neden olsun.

Önümüz kış, daha bu sorunları çok yaşayacağız, çok konuşacağız.

Kaliteli bir kent yaşamında olmaması gereken şeyleri yaşıyoruz.

“Düzelir mi?” acaba?

Hiç sanmıyoruz, öyle bir ışık göremiyoruz…

YORUM EKLE