Yanlış eğitimle, doğru gelecek olmaz

Hayatım boyunca, tanıdık ve arkadaş çevremi olabildiğince geniş tutmaya çalıştım.
Çoğunuzun olduğu gibi, benim de daha yakın olan dostlarım sayılı.
Onlarla geçirdiğim vakit de, paylaşım da daha fazla.
Daha fazla insan tanımayı, hep bir hayat zenginliği olarak gördüm ve kendimi sınırlı bir çevreye kapalı tutmadım.
Hayatta, insanlardan korkan da olmadım.
Neredeyse her iş grubundan arkadaşım var.
Hal böyle olunca, hayatımda konuşulan konular da farklılaşıp zenginleşiyor.
Çocuklarımızın arkadaşları vesile ile yeni aileler ile tanışıp, vakit geçirme fırsatımız oluyor.
Bir taraftan, çocuklarımız birbirleri ile oynarken, biz de sohbet etme fırsatı buluyoruz.
Yakın görüştüklerimiz arasında, iki ortaokul, iki de ilkokul öğretmeni var.
Hepsi, devlet okullarında görev yapan öğretmenler.
Ben de, bir öğretmen çocuğu olmakla beraber, eğitime karşı babamdan geçen özel bir ilgim var.
Bu ara, pandemi kısıtlamaları sebebi ile pek buluşamasak da, geçmiş sohbetlerimizden, aklıma kazınanlardan, öğrencileri ve yaşadıkları ile ilgili, toplumsal gelecek için, çok önemli bulduğum bir kesiti, bu hafta, sizinle paylaşmak istedim.
Öğretmen arkadaşlarımızdan biri, bir öğrencisini disiplin suçundan dolayı, disiplin kuruluna sevk ettiğini anlatıyor. Uzaklaştırma cezası alan öğrencinin kendisine; okula, aldığı cezadan dolayı gelmemesi gerekliliğini sağladığı için, büyük bir mutlulukla teşekkür ettiğini anlattı.
 Bir diğeri, okulunda olan öğrencilerin, ezici çoğunluğunun, hedefi olmaması kaynaklı, başarı ortalamasının sıfıra yakın olduğunu, öğrenciler arasında, uyuşturucu kullananlar olduğunu, sigara kullanımının yaygınlığından tutun, derin bir araştırmanın yapılması halinde, daha da dramatik, birçok üzücü durumun, okullarda olabileceğinden bahsetti.
Cebinde, su alacak parası olmayan öğrencilerin, çoğunlukta olduğu, devlet okullarının varlığı, gözlemler arasında.
Duyduklarımın, buz dağının sadece görünen yüzü olduğuna olan inancım daha fazla.
Duyduklarımdan sonra, sorduğum soru ise, çocukların birincil sorumlusu olması gereken; Aileleri, bu durum karşısında ne yapıyor? Sorusunu sordum.
Ortak cevap ise, istisnalar olmakla birlikte, ailelerin, çocuklarının eğitimine  karşı ilgisinin, neredeyse ‘HİÇ’  denecek kadar, az olduğu yönünde.
İnanın, bu tür sorunlar varken, okulların fiziki altyapı yetersizliğini veya online eğitimi konuşmak, abes geliyor.
Pandemi sürecinde, uzaktan eğitimin sağlanması kadar verimliliği, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tartışılıyor.
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Olgun Amcaoğlu, geçtiğimiz günlerde ‘Her tablet bir gelecek’ sloganı ile bir kampanya başlattı. Umarım kampanya, başarı ile sonuçlanır, ancak, anlattıklarım ışığında düşünüldüğünde, keşke eğitim sisteminde, sorunun çözümü, tabletle sınırlı olsa demekten, kendimi alamıyorum.
Dinlediklerim ve sorunsal varlığından emin olduğum konular, eğitim sistemini tartışmaktan, öte ve münferit olmayan konular.
Daha derin bir araştırmaya girsem, kişi olarak daha da çarpıcı bulgulara ulaşacağıma eminim.
Kişinin ulaşıp, öğrenebileceğine, devletin ulaşmaması ve müdahale etmemesi, sorgulanması gerekendir.
Böyle bir ortamda, bir öğretmenin, ne kadar verimli ders verdiği veya görevine liyakati, ne kadar sorgulanabilir? Tümü ile ayrı bir tartışma konusu.
Böyle bir ortamda yetişmiş bir öğrencinin, ‘eğitimi’ sonrasında, topluma yaratacağı katma değer ne kadardır?
Aile müessesesi toplumun direğidir. Duyduğum bütün örneklerin, temelinde yatan, aile olgusunun ve aile içi sorumluluğun, yetersizliğidir. Ailenin, temel eğitimdeki, interaktif entegrasyonu tartışılmalıdır. Aile yetersizse, gerekli katkı verilmelidir.
Bir çocuk için eğitim de, devletin ona karşı mükellefiyeti de, sadece okulla sınırlı değildir.
Aile ve çevresel faktörlerin, bir çocuğun hayatında rolünü bilmek için uzman olmaya gerek yok.
Okullardaki bu tür sorunlardan, sosyal hizmetler dairesi ne kadar haberdar onu bilemiyorum.
Bugün KKTC’de 3 yaştan, lise son sınıfa kadar eğitim alan öğrenci sayısı yaklaşık 50 bin kişi.
Öğrencilerin dağılımı incelendiğinde ise,  yaklaşık 10 bin öğrencinin özel okullarda, 40 bin öğrencinin ise devlet okullarında eğitimine devam ettiğini görüyoruz.
Yukarıdaki rakamdan da anlaşılabileceği gibi, hatırı sayılır insanın devlet okullarına güvensizliği olduğunu, özel okullara yönelimden, rahatlıkla söyleyebiliriz.
Özel okullarda okuyan çocuklar için, geliri yüksek ailelerin çocukları, genellemesini yapmanın, çok doğru bir yaklaşım olmayacağı gibi, gözlemlerimden, rahatlıkla söyleyebilirim ki, birçok aile için, bu okulların külfetini kaldırmak da, kolay olmuyor.
Devlet okullarındaki, neredeyse tehlikeli sınıfına konulabilecek ortam ve verimsizlik, imkanı müsait ailelerin, çocuklarını özel okula göndermelerinde, ana sebep oluyor.
Özel dersler için harcanan para ve zaman bir başka sorun.
Kendi aramızda bu konuları konuşuyoruz, ama, konu bir türlü, ana gündem olamıyor.
Aksini ispatlayıp, beni ikna edecek olan, lütfen benimle iletişime geçsin. Ben ikna olmaktan ve yanılmaktan mutluluk duyacağım.
Üniversite eğitimime kadar, ilkokulu, Şehit Tuncer İlkokulunda, Ortaokul ve liseyi de Bayraktar Türk Maarif Kolejinde okudum. Aldığım eğitimin, sadece akademik değil birçok açıda bugüne kıyasla, tüm teknolojik yeniliklere rağmen, daha iyi bir eğitim olduğuna inanıyorum.
Okuduğum okullarda, her gelir ve iş kademesinden öğrenciler vardı.
Bırakın öğrencileri, ailelerinin bile hatırı sayılı kısmını tanırdık.
Başta öğretmenler olarak, küçük toplum olmanın avantajı ile herkes aslında, bir diğerinin, sigortası gibiydi.
Şimdiki aklımla bunun, küçük toplum olmanın, ne kadar büyük bir zenginliği olduğunu daha rahat anlıyorum.
Maalesef bu zincir kırıldı.
Geçmişe kıyasla, ciddi değer erozyonu yaşıyoruz. Eğitim gibi, toplumsal geleceği doğrudan etkileyen bir konuda, maalesef sınıfta kaldığımızı, rahatlıkla söyleyebiliriz.
Eğitimi, sadece akademik başarıdan ibaret olarak görmemekle birlikte, insana yapılacak yatırımın, toplumsal geleceğe yapılan yatırım olduğunu hatırlatmak isterim.
Doğru eğitimle yetişmiş, kendini bilen her insanın önceliği, kendini mutlu eden ve verimli olduğu  işi yaparak kendine ve toplumuna ve ekonomiye, faydalı bir birey olacağından kuşkunuz olmasın. 
Yapılan araştırmalar, doğru eğitim politikalarının, toplumsal adaletli gelir dağılımı ile doğru orantılı olduğunu gösteriyor.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, eğitim ve okuma oranı yükseldikçe, gelir dağılımındaki adaletsizlik azalıyor.
Aşağıdaki , 2009 yılında yayınlanan, Prof. Richard G. Wilkinson ve Prof. Kate Pickett tarafından hazırlanan, ‘The Spirit Level’ (Türkçe yayın ismi: Su Terazisi) kitabından alınan tabloda, matematik beceri ortalaması ve okuma oranındaki artış ile eşit gelir dağılımı arasındaki ilişki incelenmiş.
 Eğer, eğitim toplumsal katma değere dönüşmüyorsa, toplum olarak rekabetten uzaklaşıyorsak, analitik düşünce temelinde evrensel eğitimden bahsedemiyorsak, eğitim sisteminde, köklü bir reform, bizim için zorunluluktur ve başlangıç noktası olmalıdır. Müdahale edilmediği takdirde, içi dolu, içeriği boş okullar ve nesiller yetiştirmekten öteye gidemeyiz.
İnsan, eğitim ve ekonomi, toplumsal geleceği garanti altına alan bir bütünün parçalarıdır.


Bugünün son sözü Amerikalı yazar Mark Twain’den ‘Gerçeğin, hikayenin büyüsünü bozmasına izin vermeyin’.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75