Yanlış ikilem

Yanlış ikilem (false dilemma), sanki farklı seçenekler yokmuşçasına iki seçenekten birinin seçilmek zorunda olduğunun diretilmesine verilen isimdir.” Ya benimsindir – Ya da kara toprağın; Ya bizdensindir- Ya da onlardan” gibi tabirler bunun en güzel örnekleridir. Hayat her zaman bu kadar net değildir. Hayatta karşılaştığımız sorunların çözümü için pek çok seçenek vardır. Ancak biz günlük hayatımızda yanlış ikilem ifadelerini çok sık görürüz. Örneğin “Polise daha fazla güç sağlayan yasayı kabul etmezseniz suça ortak olacaksınız” ya da “Çalışanlar için daha iyi maaşlar istiyorsanız, tüketicilere zarar verecek fiyatları önemli ölçüde artırmamız gerekecek” şeklindeki ifadeler bunun en güzel örnekleridir. Ancak burada belirtilmeyen başka seçeneklerimizin de olduğudur. Yasaları ve adaleti daha etkin sağlamanın, eğitim kalitesinin arttırılmasının suçları engelleyebileceğini, şirketlerin kâr marjlarını düşürerek veya etkinliklerini artırarak çalışanlarına daha iyi imkanlar sağlayabilecekleri gibi farklı seçeneklerin de olabileceği pek düşünülmez. Bunun yansıması eğer diğer seçeneği seçmezseniz düşman olarak gösterilmesi tehlikesidir. Bu da kendisini “Ya sev, ya terk et” ifadesi ile göstermektedir. Sanki bizim bunları düzeltme şansımız yokmuş ve bunlardan şikayet etme hakkımız yokmuş gibi gösterilmektedir. Diğer seçeneklerin hepsi halının altına itilmektedir. Hayatı çok basit iki seçeneğe indirgemektedir. Siyah ve beyazın dışındaki grinin tonları görülmez olur. Bu yaklaşımın klasik örneği, Yunan annenin oğlunu siyasete girmeye ikna etmeye çalıştığı hikayede karşımıza çıkmaktadır. Anne, oğluna: “Neyin adil olduğunu söylersen, insanlar senden nefret edecekler; haksız olanı söylersen, bu sefer tanrılar senden nefret edecektir. Ama sonunda ya birini ya da diğerini söylemelisin; işte bu yüzden nefret edileceksin” der. Günümüzde sizce nasıl oluyor? Sanırım kimse pek konuşmuyor. Sadece kapalı kapılar ardında şikayetlerden ileriye gidemiyoruz. Neyse biz konuyu sulandırmadan anne ve oğluna geri dönelim. Oğlu ise bu seçenekleri kabul etmeyerek çok farklı bir seçenekle annesine seslenir: “Neyin adil olduğunu söylersem, tanrılar beni sevecek ve haksız olanı söylersem, insanlar beni sevecektir. Ya birini ya da diğerini söylemeliyim. İşte bu yüzden sevileceğim.” Ne güzel cevap değil mi? Büyük felsefeci Diogenes bu farklılığı “Deli değilim, sadece düşüncelerim sizinkilerden farklı” sözleri ile tanımlamaktadır. Devletin ve politikacıların elinde çok farklı seçenekler bulunur. Ancak politikacılar seçenekleri sadece iki olasılıktan ibaret göstererek kendi politikalarını haklı göstermeye çalışırlar. Elbette siyaset, gerçekten de belirli görüşlerin doğruluğunu savunabilir. Ancak bu argümanınızı desteklemek için, diğer görüşlerin kötü olmasını dayanak olarak göstermeyi gerektirmemektedir. Bu toplum içinde bölünmelere sebebiyet verecektir. Covid 19 sürecinde ve bugünlerde bu ikilemleri sıklıkla yaşamaktayız. Ekonomiyi ve kapıları hemen açmalı mıyız yoksa aşı yapılana kadar süresiz olarak kilitli mi kalmalıyız? Acaba başka seçeneklerde olamaz mı? Hepimiz doktor, halk sağlığı uzmanı ve ekonomist kesildik. Kapıların açılmamasını ve karantina uygulamalarının sıklaştırılmasını ekonomik çöküşün başlangıcı, turizmin bitişi olarak görenlerin olduğu gibi kapıların açılışını, salgının ikinci evresinin sebebi olacağını ileri sürenler bulunmaktadır. Bunun dışında ki seçenekleri nedense konuşmak istemiyoruz. Ya onlardanız ya da değiliz yaklaşımı hakim. Kapalı kalınmayı isteyenler, bu görüşlerini bilimsel verilerle destekleme çabasındalar. Ancak onların unuttukları aynı masada bilimsel yaklaşımların dışında tüm gerçekliği ile finansal, etik ve hukuki sorunları yaşayan iş insanlarının da olduğudur. Ekonomi için tabii ki yaşamlarımızı feda etmememiz gerekir ancak ağır hasarlı bir ekonominin günün sonunda halk sağlığına zarar vereceği sonucu da unutulmamalıdır. Peki hemen karantinayı kaldıralım, testleri sıkı tutmayalım, kapıları açalım diyenlere ne demeli? Covid 19 için sürü bağışıklığına kavuşmamız veya aşının yakın zamanda bulunma olasılıkları oldukça düşük görülmektedir. Çözüm belki de tüm tarafların uzlaşıya varacağı ekonomiyi özellikle turizm ve eğitim sektörlerini destekleyen kontrollü sınırlı karantina süreçleri olamaz mı? Ufukta bizleri bekleyen geçim sorunlarını çözebilmek için hayatın nasıl devam edeceğini tüm seçenekleri masaya yatırarak değerlendirmeliyiz. Bunu yaparken de iyileşme döneminde elimizdeki kısıtlı imkanlarla neler yapabileceğimize dikkat etmeliyiz. Bu süreçte tek bir alternatifin olmadığını görerek, ödenecek bir bedelin bizi beklediğinin farkında olmalıyız.
 

YORUM EKLE

banner75