Yargı, suçların baskısı altındadır…

   Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Ferdi Şefik, Anglo Sakson hukuk anlayışının neredeyse tüm özelliklerini taşır.

   Yargıç olmayı kabul ettiği gün, yaşamının mesleğine göre şekilleneceğini biliyordu.

   Yola çıktıktan sonra da bu anlayışını terk etmedi.

   Yargıçlığı, mesai ile sınırlı değildir.

   Hep yargıç gibi yaşar.

   Altına imza atacağı kararların, yaşam tarzı ve sosyal ilişkilerinden dolayı, farklı yönlere çekilmesini istemez.

   İstemediği için de, çok özenli yaşar.

   Kimse, siyasi bağ yakınlığının, kuşkusunu bile seslendiremez.

   Yargı sistemimizin sorunları, Narin Ferdi Şefik için, sıkıntı kaynağı olabilir, ama Narin Hanım, yargı için bir milim sıkıntının kaynağı olmamıştır.

   Konuşmaktan kaçınmaz, ancak çok da konuşmaz.

   Yüksek Mahkeme’nin yargıç sayısının artırılması için Anayasada değişiklik amaçlı 11 Ekim Pazar günü oy kullanacağız.

   Narin Ferdi Şefik, yargıdaki tıkanıklığın aşılması için oldukça önemli olan yargıç sayısı artırımını elbette yargının ya da Yüksek Mahkeme’nin şahsi sorunu olarak görmedi.

   Görmediği için de EVET tarafının sözcüsü gibi algılanmayı istemedi.

   Yanlış algıya davetiye çıkarmamak için de çok sınırlı konuştu.

***

   Dün de çok özenle seçilmiş kelimeleri kullanarak konuştu.

   Narin Ferdi Şefik, konuşmalı aslında.

   Hatta, hukuk dünyamızın deneyimli isimleri de konuşmalı.

   Bu konunun aciliyetinin, bu konunun gerekliliğinin tartışılacak yanı da yoktur.

   Beraberinde bazı değişiklikler de olabilir miydi?

   Elbette olabilirdi.

   Ancak, gerekliliği bu kadar açık olan bir konuda bile muhalefet tarafı boş kalmasın gibi bir yaklaşımla, karşı tavır koyanlar varken, daha geniş bir değişiklik için nasıl çoğunluk sağlanacaktı?

   Bu nedenle, en acil olan noktasında, referanduma ulaşılmasını sağlayacak kadar, Meclis’te geniş bir uzlaşı sağlanması iyi oldu.

***

   Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Ferdi Şefik, dünkü açıklamalarında çok kolay anlaşılır vurgularla, konuyu ortaya koydu.

   1 Ocak 1985’teki dava sayısı 218, 1 Eylül 2020 itibarıyla dava sayısı 1388. Yargıç sayısının ise Yüksek Mahkeme Başkanıyla birlikte 8 kaldı.

   Anayasa Mahkemesi’nin 5, Yüksek İdare Mahkemesi’nin 3 yargıçla görev yaptığını anlatan Şefik, en büyük sıkıntının Yargıtay Ceza Mahkemesi’nde yaşandığını belirtti. Narin Hanım bunun altını çizdikten sonra örnekleme de yaptı: “Bazen mahkeme iki ay ceza verir, kişi istinafa gider ama eğer istinaf erken görülmezse, cezasını çekmiş cezaevinden çıkmış olur.”

   Bunun anlamı nedir?

   Kişi suçsuzluğuna inanıp istinaf etmiştir.

   İstinafı görüşülene kadar, cezasını çekip, tahliye oldu. O kişinin bedel ödeyerek, istinafının takibini yapması ne kadar mümkün? Hele parası yoksa.

   Sonuçta aldığı ceza siciline yazılmış kalıyor.

***

   Referandum da evet oyları fazla çıkarsa, Anayasada, ‘Yüksek Mahkeme, bir başkan ve en az yedi, en fazla on altı yargıçtan oluşur’ yazacak.

   Yüksek Mahkeme Yargıç sayısı hemen on altıya mı çıkarılacak?

   Narin Hanım buna da yanıt verdi: ‘Niçin 16 yazılmıştır? Şu anda 16’ya ihtiyacımız var mıdır? Hayır yoktur. Ancak Anayasa değişikliğinin ne kadar zor olduğu, zaten bugünlerde yaşadığımız süreçten bellidir. Kolay bir şey değildir. O nedenle değişiklik yoluna gidildiğinde biz rakamı, şu anki ihtiyaçtan daha yüksek koyduk ki 10-15 yıl sonra tekrar bir Anayasa değişikliği gerekmesin. Şu andaki acil ihtiyacımız 3 yargıç daha tayin etmektir.

   Bu 3 yargıcın atanmasına karar verecek olan Yüksek Adliye Kurulu’dur. Kurul da Yüksek Mahkeme yargıçlarından artı Başsavcı, Baro Konseyi Başkanı, Cumhurbaşkanı ve Meclisi’nin temsilcisinden oluşmaktadır. Yani yargı kendi içinde bu konuda karar verir. Dışarıdan bir dürtüyle karar verilecek bir husus değildir bu…’’

***

   Yüksek Mahkemede yargıç sayısının artırılması bir zorunluluk oldu.

   1986’de 18 olan Kaza Mahkemesi yargıç sayısı süreç içinde 38’e ulaştı.

   Yüksek Mahkeme yargıç sayımızın artırılması da kaçınılmaz.

   Bütün bunlar, neyi gösteriyor?

   Yargı, suçların baskısı altındadır…

   Ülkedeki suç iklimi değişmeden, yargıda dava yükü kolay kolay azalmayacak. Suç ikliminin değişimi ise yargının değil, siyasi erkin elindedir.

YORUM EKLE

banner75