• 20 Eylül 2017, Çarşamba 9:09
AhmetTOLGAY

Ahmet TOLGAY

Belirsizlikten kurtulmak…

Zirveye kadar çıkan Kıbrıs görüşmeleri Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı’nın koyduğu teşhis olan “Elen maksimalizmi” nedeniyle darmadağın olmuştur. Bu tarihi fiyaskonun üzerinden zaman akıp geçmekte… O çok değerli olan zaman…

Ne var ki, Kıbrıs Türk halkı olarak hâlâ ne yapmamız gerektiğine dair bir karar verememekteyiz.

Düşünebiliyor musunuz, zirve fiyaskosu sayfa sayfa yaşanırken Cumhuriyet Meclisimiz bile tatildeydi… Ve o tatil hâlâ rehavet içinde sürmektedir. Cumhurbaşkanı Akıncı durum hakkında kimi tabela derneklerinin temsilcileri ve mahalle muhtarları dahil nice çevreye özel toplantılarda bilgilendirme yaptığı halde hâlâ Meclisle ve milletvekilleriyle yüzleşmemiştir.

Tabii ki, yapılan hiçbir toplantıdan belirsizliğin nasıl aşılabileceğine ilişkin tek ışık yansımadı…

Durumdan hâlâ bilgilendirilmeyen ve kulaktan dolma bilgilerle yetinmeyi içlerine sindirebilen milletvekillerimiz bu kadar mı duyarsız? Belirsizliği bu kadar mı kanıksadılar?..

Oysa belirsizlik, toplumsal morali mahvetmektedir. Gündemimizi sarsıp duran nice toplumsal sorun belirsizliğin kötü ürününden başka nedir ki?

Temel ihtiyacımız, artık belirsizlikten kurtulmaktır… 

Zirve fiyaskosu, yarım yüzyıllık bir görüşmeler sürecinin bir kez daha duvara toslamasıydı. O uzun görüşmeler sürecinde ortaya çıkan çeşitli çözüm seçeneklerinin yine malûm “Elen maksimalizmi” yüzünden heba edildiğini fark etmeyecek kadar belleksiz olamayız…

Ama kimilerimizin hâlâ Türk – Rum görüşmelerinin yeni raundları için hayaller kurmakta olmasına ne buyrulur? Onların bu hali  “belleksizlik” ve “çaresizlik” sendromlarının dramından başka nedir ki?.. Elen maksimalizminin kuyruğuna takılı maşrapa olmak gibi bir iradesizliğin artık onurumuza dokunması gerekmez mi?

Zaman akıp geçerken ve ülkemiz yığınla sorunun sarmalında perişan olurken belleksizlik ve çaresizlik sendromları bize hiç yakışmaz. Gittikçe kötüleşen siyasal, ekonomik ve sosyal durumlarımızdan kurtulabilme adına belleğimizin önümüze koyduğu deneyimlerden artık yararlanmanın ve gerçekçi, bilimsel çözüm çareleri üretmenin zamanıdır. 

Elen maksimalizminin hedefinin uzlaşma ve paylaşım olmadığının altını bir kez daha çizmeliyim. Bize nice olay göstermiştir ve halen göstermektedir ki, Museviler Filistinlileri ne kadar seviyorsa, Elenler de Türkleri o kadar sevmektedir. Asla Filistinleştirilmemek, işte bu gerçekten çıkarmamız gereken derstir.

Elenizmin bize bitirici darbeyi indirmek için tek güvence kaynağımız olan Türkiye’nin bunalımlı bir anını beklediğini görebilmek adına ileri bir zekâya ihtiyaç yoktur.

Ekonomik sıkıntılarının zirve yaptığı dönemde bile Rum komşularımızın silahlanmaya ve militarizme günde 2 milyon dolar harcamaları herhalde militarist bir silah fuarı açmak amacını taşımıyor…  Kendileri ta Ermenistan’a dek uzanan askeri ittifakları peş peşe imzalarken, Türkiye’nin ve bizim yüzümüze  “sıfır asker, sıfır garanti” diye haykırıp durmaları amaçsız bir hezeyan değildir.

Çok şükür ki halkımız durumun bilincindedir. Ve her kamuoyu yoklamasının da ortaya koyduğu gibi halkımızın Anavatan Türkiye’nin etkin ve filli güvencesinden vazgeçme gibi bir eğilimi asla yoktur. Olmayacaktır da… Bir yandan bağımsızlık iddiasında bulunurken, bir yandan da Yunan bayrağına sarılıp Yunanistan’a da “Mitera Ellada” diyen Nikos Anastasiadis gibi Elen fanatikleri “Türkiye’yi bırakın, bana gelin” türünden eksantrik çağrılar yapsalar bile!..

Türkiye’nin etkin ve fiili güvencesinin en büyük şansımız olduğunun bilinci içinde ve bu güvencenin şemsiyesi altında artık belirsizlik batağından çıkmanın yollarını aramalıyız. Seçeneksiz olmadığımıza ve alternatif planlarımızın bulunduğuna ilişkin söylemlerimiz var. Bu söylemlerin bir palavradan ibaret olmadığını göstermeliyiz.

“KKTC’nin tanınmasına imkân ve ihtimal yoktur” diyerek çaresizlik tamtamları çalanların nihilizmini de süpürüp geçecek bir kararlılıkla toplumsal ve ülkesel durumumuzu belirlemeliyiz. Güvenli, müreffeh, saygın ve huzurlu bir devlet olabilmek için ille de BM üyesi siyasal tanınmışlığa sahip bir rejime gereksinimimiz yoktur.

Bu gerçeğin güncel ve parlak modelleri gözlerimizin önündedir. İşte Tayvan, işte Singapur, işte Kosova, işte Monako… Daha sayayım mı?.. Ki bunların bazılarının nüfusu ve ülkesel yüzölçümü bizim KKTC’nin çok altındadır… Üstelik KKTC’nin coğrafi olanaklarına ve şanslarına da sahip değillerdir…
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık