• 28 Mayıs 2017, Pazar 11:06
AhmetTOLGAY

Ahmet TOLGAY

Pazar Sohbeti:  Zeytin / Güngör / “Osmanlı  Subayı”…

ZEYTİN: Gidişat çok kötüdür... Hiç de olumlu bir imaj bırakmıyoruz… Bir Akdeniz adasında yaşıyoruz… Ama gelecek nesillerin zeytin ağacını ancak fotoğraflarda görebilme olasılığı gittikçe büyüyor. Betonlaşma ve yerleşim adına yerle bir edilen, yakılan ve uygunsuz ortamlarda ölüme terk edilen her zeytin ağacı, bize bu olasılığın azabını yaşatıyor. Hiçbir Akdeniz adasında bu boyutta bir katliamla zeytin ağaçlarına kıyılmamıştır. Ki zeytin ağaçları, Akdeniz çanağının en otantik varlığı, zenginliği ve doğal süsüdür.
Doyumsuz şöminelerin ve kara fırınların da yakacak malzemesine dönüşen zeytin ağaçlarına kıymak gerçi yasaktır… Ama kim dinler. Rant ve keyif uğruna, hiç de caydırıcı olmayan cezalar bile göze alınıyor. Eğer ortamlarında rahat bırakılsalar, zeytin ağaçları adamızın en uzun ömürlü zenginlikleridirler. Bir zeytin ağacı en az 1000 yıl yaşar ve yaşadıkça da meyve verir.
İngiliz Sömürge Yönetimi döneminde bile zeytin ağaçları ve zeytinlikler ciddi koruma altındaydılar. Zeytin ağaçlarının çoğalması adına yasal önlemler de alınmıştı. Örneğin başkasının, hatta devletin arazisine dikilen zeytin ağaçlarının koçanı o ağaçları dikenlere verilirdi. Bir de bugünün duyarsızlıklarına bakınız… Sağlık kaynağı zeytinin ve zeytin yağının fiyatının gittikçe yükselmesinden yakınmamız da yok mu!.. Ört ki ölem!..
   *          *             *            
“GÜNGÖR ÇÖPLÜĞÜ”: Tarihimize ve şehitlerimize büyük saygısızlık var. O çöplüğün adı bir an önce değiştirilmelidir. Neden mi? Bakın size bir öykü anlatayım: Temmuz’un korkunç sıcağında 1974 Barış Harekatı sürerken, Türk çıkarma birliklerini geriye püskürtüp denize dökme, ya da imha etme emriyle 28 araçtan oluşan Rum – Yunan ağır silah taburu Lefkoşa’dan yola çıkarılır. “Bozdağ” diye bilinen bölge Türk indirme birlikleriyle buluşan mücahitlerimiz tarafından savunulmaktadır. Gözleri Girne’ye dönüktür ve birdenbire arkalarından dolanan güçlü bir taburla karşılaşırlar. Arkadan gelip Türk direnişçileriyle sıcak temas sağlayan bu tabur şiddetli bir savaşa girişir. Amaç Bozdağ direnişini yerle bir edip Girne’ye inmektir… Bu taburun askeri stratejik misyonunu çok iyi çözümleyen Türk direnişçileri canlarını dişlerine takarcasına ve adeta göğüs göğüse dövüşürler. Saatler süren ve bir meydan muhaberesi şeklinde gelişen çarpışmada 28 araçlık ağır silahlı Rum – Yunan konvoyu imha edilir.
Bu savaş sırasında cesareti ve taktiğiyle dikkati çeken indirme birliklerinden 3’ncü Paraşüt Tabur Komutan Yardımcısı Yüzbaşı Tuncer Güngör şehit düşenler arasındaki üst rütbelilerdendir. İlerleyen günlerde şehit yüzbaşının anısını yaşatabilme adına o yörede bulunan “Kutsovendi” adlı Rum köyünün adı “Güngör” olarak değiştirilir.
Ama asıl acı olan şu ki, yine geçen zaman içinde oralarda bir belediye çöplüğü oluşturuldu… Ve bu çöplüğün adı da “Güngör Çöplüğü” oldu. Dünyanın hangi ülkesinde şehit adıyla anılan belediye çöplüğü vardır? Bu ayıbımızdan artık arınmamız gerekir…
   *          *             *
“OSMANLI SUBAYI”: Bu, Türk yapımcılarla ortaklaşa çekilen Hollywood standartlarında bir film… Şu anda gündemde… Yakın Türk tarihine dair dünya çapında tanıtım yapma fırsatı yakalanabilirdi bu film sayesinde . Ne ki, o fırsat kaçırıldı. Çünkü filmin senaryosu tarih bilinciyle yazılmadı, son derece yüzeysel kaldı. Sıradan bir aşk öyküsüne saplandı…
Orijinal adı “The Ottoman Lieutenant” olan film, Birinci Dünya Savaşı’nın eşiğindeki günlerde, Anadolu dekorunda bir aşk üçgeninin romantizmine eğiliyor. Ölen hekim ağabeyinin anılarının peşinde Türkiye’ye hemşire olarak gelen ve yakışıklı Türk subayı Osman Veli’ye sevdalanan güzel Lillie’nin aksiyonlarla örülü, barut kokulu serüveni… Tam da Rusların Kars’tan ülkeyi işgale başladığı bir ortamda Doğu Anadolu’daki Türk – Ermeni çatışmalarına da değinen film, bu dramın derinliklerine de yeterince inemiyor.

Türk sanatçılar Haluk Bilginer ile Selçuk Yöntem’i de kısa rollerde izlediğimiz filmin dünya çapında ünlü oyuncuları var: Oscarlı Ben Kingsley, Josh Harnett, Michael Huisman, Hera Hilmar gibi… Joseph Ruben’in yönettiği filmin en etkileyici yanı Anadolu’nun yabani ve gizemli dekorunu ortaya çıkaran o şahane görüntüler. Kameranın arkasında Daniel Aranyo gibi bir görüntü uzmanı olduğu ilk sahneden son sahneye kadar kendini duyumsatıyor. Filmin yönetmeni Joseph Ruben en fazla 1991’de Julia Roberts’le çektiği “Sleeping With The Enemy” (Yatağımdaki Düşman) filmiyle tanınır… Keşke bu Anadolu ve tarih kokulu film, Ruben’i sinemanın unutulmazları arasına yerleştirebilecek kalitede olsaydı!..
  

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık
Pop Up ek