• 19 Ağustos 2017, Cumartesi 13:53
BurçinALİUSTA

Burçin ALİUSTA

Hafifliğin mucidi: Anthony Colin Bruce Chapman

Geçen haftaki yazımda İngilizlerin meşhur otomobili Lotus Esptitten bahsetmiştim. Bu hafta da Lotus’un yaratıcısı Colin Champman’dan bahsedeceğiz.

Tam adıyla Anthony Colin Bruce Chapman, 1928 yılında Londra’da doğmuştur. Muhtemelen motor sporlarının en ünlü İngiliz’i olan tasarımcı, önce yapı mühendisliği, ardından uçak mühendisliği eğitimi almıştır. Yarattığı ünlü Lotus otomobillerinin amblemi de dört isminin baş harflerinden oluşur.

Aldığı eğitimler ona pek çok konuda öncülük yapma olanağı sağlamış, spor otomobilleriyle üne kavuşurken yarış otomobillerinin gelişimlerinde en büyük pay sahibi olan yaratıcılardan biri olmuştur. 1960’larda Monokok şasiyi , ‘70’lerde aerodinamik açıdan optimize edilmiş araç tabanı ile ‘Wingcars’ diye anılan tasarım tarzını yarış pistlerine getiren Colin Chapman’dır.
Yarış ekibini kurduktan sonra aerodinamik olarak gelişmiş Lotus Mark 8 modeliyle tanınmış ve 1958 yılında Lotus 12 modeliyle Formula 1’in teknolojisini kökten değiştiren adam olmuştur. Chapman ilk otomobilini öğrenimini tamamladıktan sonra askerlik görevi ve bir alüminyum şirketindeki ilk işi döneminde yapar.

Lotus Mark 2 adını verdiği araca niçin Lotus ismini verdiği kesin olarak bilinmemekte, bu konuda çeşitli varsayımlar öne sürülmektedir. Lotus Mark 2 bir Austin Seven baz alınarak üretilmiş ama güçlendirilmiş bir Ford motoruyla donatılmıştır. 1950 yılında Chapman bu araçla Silverstone’da ilk yarışına katılır ve yarışı bir Bugatti 37’nin önünde birinci bitirir.
Bu başarının getirdiği güvenle bir garajda Lotus Mark 3’ü üretir. Bu araç 1951de katıldığı tüm yarışları kazanır. Colin Chapman sadece iyi bir tasarımcı değil, çok da iyi bir sürücüdür. Bu dönemde Lotusun aracı çoğu zaman iki misli motor güçlerine sahip yarış otomobillerine karşı bu zaferleri kazanmıştır.
Chapman Austin Seven bazlı özel arabalar üretmeye devam eder. İlk seri üretimi olan Lotus 6 alıcıları vergi yükünden kurtarmak için montaj kiti halinde satılmaya başlamıştı. Yaklaşık 100 adet üretilen bu aracın başarısı üzerine Lotus 8 geliştirildi. Bu otomobili Mk 9 ve Mk 10 ve sonunda kendi sınıfında Le Mans yarışını kazanan Mk 11 takip ettiler.
1957 yılında ise Chapman ilk salt yarış amaçlı aracını üretir. Mk 12 ile Lotus defalarca Yapımcılar Şampiyonluğunu kazanacağı otomobil yarışları kariyerini başlatır. Chapman başarısını hep daha yüksek güçlü motorlar kullanarak değil; hafif üretim ve yenilikçi üretim teknikleriyle sağlar. Genelde rakipleri ve karşıtları Colin Chapman’ı temel güvenlik kurallarını aşırı yenilikçi ve zayıf ölçülendirilmiş yapı elemanları kullanarak göz ardı ettiğini iddia ederler. Hızlı olmak için sadece hafiflik ekle; ‘To go fast, just add lightness’ tüm tasarım felsefesini özetleyen en önemli sözüdür.
Hatasıyla sevabıyla Colin Chapman’ı, büyük bir konstrüktör yapan gerçek tam da budur. Çoğu otomotiv uzmanı Enzo Ferrari’yi motor dahisi olarak görürken; Chapman’ı da şasi ve hafif konstruksiyon dehası olarak tanımlarlar.

Chapman’ın günümüze aktarılan önemli sözlerinden düşünce yapısını rahatça anlayabiliriz:

“Daha güçlü motor sizi düzlükte, hafifletilmiş araç her yerde daha hızlı yapar!”

Karo serili otomobil

Onun Grand Prix otomobillerinin gelişimini belirleyen kişi olduğu kesindir. Örneğin 1962’de pistlere çıkardığı Lotus 25 dönemin en alçak ve en narin F1 modeliydi. Bu araçta ilk defa boru konstrüksiyon yerine Chapman’ın uçak tasarımlarından ödünç aldığı monokok şasi kullanılmış; bu aracı hafifletirken, yol tutuşu ve sürüş açısından çok gerekli olan ilave mukavemet sağlamıştır.

Chapman sadece teknik anlamda değil, ticari konularda da öncülük etmiştir. Örneğin FIA’nın 1968’de sponsorlara izin vermesiyle GP pistlerine bir sigara üreticisinin renk ve tasarımıyla çıkan ilk GP aracı bir Lotus olmuş, rakipleri daha sonraki yarışlarda sponsorluk anlaşmalarını yapmışlardır.

Colin Chapman ve eseri Lotus üzerinde konuşurken üretilen spor otomobillerle yarış arabalarını birbirinden ayıramayız. 1957 yılında Lotus ilk günlük trafikte kullanımına da uygun olan, kapalı karo serili ve dünyanın ilk kendini taşıyan fiberglas karo serili otomobili olan Elite’i tanıtır.

Chapman seri üretim bir araç için gerekli sac preslerinin yatırımının veya elle yapılmış alüminyum bir karoserinin pahalılığından ötürü Elite’in karoseri üretimi için cam takviyeli plastiği seçmiştir. Elite’in bir tuhaf özelliği ise alüminyum motorunun otomobil değil, seyyar bir itfaiye pompası olmak üzere geliştirilmiş olmasıdır. Chapman’ın spor araba olarak tasarladığı bu araç performansından ötürü kısa sürede bir yarış arabasına dönüşür.

60’lı yılların başında Le Mans yarışlarında ilk ve ikinci sıraları kazanır.

Bunun akabinde Chapman Lotus Engineering firmasını Lotus cars ve Lotus Components adlı iki guruba ayırır. 1958 yılında da Lotus Formula 1 Team kurulur.

1994 yılına kadar Lotus 491 GP yarışına katılıp, bunların 79’unu kazanır. Özellikle 60’lı ve 70’li yıllarda firma pek çok sürücü ve marka şampiyonlukları kazanır. Bu araçlar daima çok yenilikçi, çok hafif ve yeteri kadar denenmemiş makinelerdir. Almana asıllı olup Avusturya adına yarışan ünlü GP pilotu Jochen Rindt, “Lotus’la ya ölürsün, ya dünya şampiyonu olursun!” demiş ve bu çifte kehaneti maalesef 1970 yılında aynen gerçekleşmiştir. Haziran 1970’de Zandvoort’da J. Rindt Lotus 72 aracıyla kaza geçirip hayata veda eder ve sezon sona erdiğinde ölümünden sonra dünya şampiyonu olan ilk ve tek otomobil yarışçısı olur. Ronnie Peterson da hayatını bir Lotus GP aracı içinde kaybetmiş başka bir yetenektir. Stirling Moss, Alan Stacey, Mike Taylor, Jim Clark, Mike Spence, Bobby Marshman, Graham Hill gibi ünlü isimler de birer Lotus ile ağır kazalar geçirmiş diğer GP sürücüleridirler.

Chapman’ın “En iyi yarış arabası finiş çizgisinden birinci geçer geçmez dağılacak arabadır” dediği de iddia edilir.
 

(Devam edecek )

 

Bunları biliyor muydunuz?

Depoda unutulan Esprit S1

James Bond'un The Spy Who Loved Me (Beni Seven Casus) filminde kullanılan Lotus Esprit denizaltı Londra'da açık arttırmayla tam 966,560 dolara ismi açıklanmayan bir iş adamına satılmıştı.

Ardından bu Lotus Esprite’a milyon dolar ödeyen kişinin Tesla Motors ve SpaceX CEO'su milyarder Elon Musk olduğu açıklanmıştı. İşin ilginç yanı ise milyarder Elon Musk'ın Lotus Esprit denizaltına Tesla elektrik motoru yerleştirip, aracı trafiğe çıkarmak istemesi.

Lotus Esprit denizaltının film yıldızlığından bu günlere gelene kadar ise adeta başına gelmeyen kalmadı. Film çekiminin tamamlanmasının ardından 70'li yılların sonlarında gemi ile Long Island, New York'a getirilen otomobil, yapım şirketi tarafından 10 yıllık parası önceden ödenerek bir saklama konteynerine yerleştirildi.

Yaklaşık 15 yıl konteynerde kalan Lotus Esprit, yapım şirketinin 5 yıllık parayı ödememesi üzerine 1989 yılında depolarda unutulan eşyaların satıldığı bir pazarda Amerikalı bir çift tarafından satın alındı. Daha önce birkaç defa halka sergilenen otomobilin maddi değerini ise Londra'daki açık arttırmaya kadar hiç kimse bilmiyordu. Her ne kadar Goldfinger ve Thunderball filmlerinde James Bond'un kullandığı ve 2010 yılında açık arttırmayla 4,6 milyon dolara satılan Aston Martin DB5 kadar pahalı olamasa da kuşkusuz ki Lotus Esprit denizaltı James Bond'un kullandığı en özgün otomobil. Filmde Lotus Esprite benzeyen gerçek bir denizaltıya ihtiyaçları olan yapımcılar, denizaltıyı Florida'da bulunan Perry Oceanographic şirketine yaptırdı.
 

Ara Sokaktakiler: Mustafa Arifoğlu

Rolls Royce’u kim sevmez ki!

Cüsseli ve asil duruşu, konfor ve güven veren tasarımı... Eminim ki Rolls Royce (RR) sevmeyen yok denecek kadar azdır. Mustafa Arifoğlu, 2013 yılında İngiltere’den getirdiği 1979 model Rolls Royce Silver Shadow 2 aracı, onun klasik otomobil faaliyetlerine katılmasını hızlandırdı.

RR’den önce Arkadaşı Ömer Ataçağ’ın 1973 model Alfa Romeo Gulia’yla yarışlara katılan Arifoğlu, burada tecrübe kazanarak kendi klasiğiyle başarılar kazanmaya devam etti. Eşi Özge Arifoğlu ve çocukları, Paris ile Mehmet’le birlikte bir aile ekibi yaratan Mustafa Arifoğlu, özellikle bu yılki yarışlarda kupalara erişmeyi başardılar.

Rolls Royce’un yanı sıra 1971 model Fransız Mobylette ve 1966 model Solex motosikletlere de sahip. Car Mart Oto Galeri sahibi olan Mustafa kardeşimin elinden de birçok klasik otomobil gelip geçmiş. Bu yıl diğer Rolls Royce sahipleri Murat Osmanoğlu ve Cemal Sunar’la üçlü bir RR Takımı oluşturarak, faaliyetlere gidilen yerlerde ilgi odağı olmayı başardılar.

Kıbrıs Türk Klasik Otomobil Derneği’nin sevilen ailelerinden olan Arifoğlu ailesine, nice başarılı ve bol klasikli günler dilerim.
 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık