• 08 Ekim 2018, Pazartesi 10:12
Doç. Dr. İsmetESENYEL

Doç. Dr. İsmet ESENYEL

Kıbrıs Adası çevresindeki esas mesele

Kıbrıs Adası’nın kaderini yaşayan iki halkın geleceği Crans- Montana’nın çökmesi ile yeni oluşumlara yelken açacak bir hale gelecekti. Aslında öyle de olması gerçekten de gerekli ve önemliydi.

Rumların tüm dünya tarafından 1960 yılından başlayarak adanın tüm metrekarelerini kapsayacak şekilde hükümdar ilan edilmesi Türkiye’mizin adaya haklı 74 müdahelesi ile bile sonlanmadı. 15 Temmuz 1974 Yunan cuntasının ENOSİS ülküsü ile Makarios’a karşı sürdürdüğü darbe girişimi ile Rum -Yunan çatışmasına dönüşmesi ve anavatan Türkiyemizin ecdadının Rumlar tarafından katledilmesini önlemek sonucu uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullanması bile Rumların adanın dünyaca tek patron sayılmasını ne yazık ki engelleyemedi.

İki halkın ayrı egemen topraklarda yaşamasını hiçbir zaman hazmedemeyen Rumlar kapıların açıldığı gün itibarı ile 1974’ten sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan gelişimi, ekonomik büyümeyi ama belki de en önemlisi siyasi otoriteyi hiçe sayma alışkanlığından hiç ama hiç vazgeçmedi. Adayı özellikle Annan Planı’ndan sonra kendi siyasi ve ekonomik çıkarları uğruna tek patron gömleği ve sıfatı ile tek hükümdar sıfatı ile adanın altını üstünü karıştırmaya devam etti.

Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz zenginliklerinin de ortaya çıkmasıyla, tamamen uzlaşmaz bir tavır içine girdiler. İçimizdeki bazı kesimler hep acaba Rumlar böyle davranmak için haklı değil mi? gibi sorulan soruların yanında Kıbrıs Türklerinin haklarının acaba bu zenginliklerin paylaşım hakkını neden sorgulamıyorlar?

Bütün dünyanın bilmesi lazım. Türkiye kendi sınırlarını tehdit edecek bir oluşuma asla müsade etmeyecektir. Dünyaca beslenen terör örgütleri ve onları taşeron olarak kullanan ülkeler ekonomik olarak anavatanımızı çökertemeyecektir. Dünya devi petrol şirketleri sözde Münhasır Ekonomik Bölgelerde (MEB) lisans alıp bu zenginliği kendi ekonomik kazanımları doğrultusunda kullanmaları ve bölgede kısaca at koşturmalarına müsaade edilmeyecek. Kim tarafından? Tabii ki anavatan Türkiyemiz tarafından. Sonuçta ne mi olacak? İşte bütün mesele burada.

Müzakerelerin çökmesinin ardından Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Amerikan, İtalyan ve Fransız petrol şirketlerinin ada etrafındaki enerji kaynaklarının değerlendirilmesi için kendi Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) üzerinden tek taraflı hamleleri Türkiye’nin sabrını en sonunda taşırdı. Son günlerde de çokça Türk medyasında da gündeme gelen KKTC’de deniz üssü kurulma çalışmaları er ya da geç başlayacak başlamalı da.

Kendi çıkarları uğruna burnumuzun dibinde at koşturan ülkelere inat güçlü bir Kuzey Kıbrıs imajı için düğmeye basılmalı. Bir müddet önce ne olmuştu hatırlayalım. İtalyan şirketi ENİ’ye ait sondaj gemisi Türkiye donanması tarafından engellenirken, ABD’nin ExxonMobil’in çalışmalarını sürdürmesini sağlamak üzere bölgeye 6. Filosu’nu sevk ettiği ayyuka çıkmıştı.

Doğru mu? hiç bilinmez. Hiçbir zaman ispatlanamadı ancak Kıbrıs adasının etrafında Türk donanması olması kadar haklı ne olabilir? Rusya, ABD, Fransa, İtalya, İsrail, adamızın çevresinde at koştururken bizim haklılığımız hiç mi anlaşılmaz? Aslında çok iyi anlaşılıyor da uluslarası camianın işine gelmiyor. Doğu Akdeniz’deki bu durumun sebeplerini, Münhasır Ekonomik Bölge’nin yasal çerçevesini ve Türkiye’nin hareketliliğini iyi kavramak lazım.

Bu konu ile detaylı araştırmalarımı yaparken CHP Enerji Komisyonu Başkanı ve Petrol Mühendisi Nejdet Pamir’in açıklamaları dikkatimi çekti.

Rumların MEB üzerine kurduğu hukuksuz adımları

Nejdet Pamir, “Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) denen kavramın tanımının BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde yapıldığı söylerken, bu bölgelerin çakıştığı kimi alanlarda beklenen şeyin tarafların bir araya gelerek ya da mahkeme yoluyla çözmesi olduğunu belirtti ve Kıbrıs Rum tarafının hukuksuz işlemlerine AB’den cesaret olarak devam ettiğini görüşünü dile getirdi:

“Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) denen kavram deniz hukuku ile ilgili Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde tanımlanıyor. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi bunun tam bunun karşılığıdır. Burada söylenen şey her egemen devletin kıyılarından itibaren 200 deniz mili yani kabaca 370 km alana kadar deniz kaynaklarının araştırılması ve kullanması su ve rüzgâr enerjisi de dahil olmak üzere özel haklara sahip olduğu bölge olarak tanımlanıyor.

Canlı cansız varlıklar, yer altı su altı zenginlikleri söz konusu devlete ait. Ancak Doğu Akdeniz, Ege ya da Karadeniz’de olduğu gibi eğer kıyıdaş devletler arasındaki mesafe çakışıyorsa burada sorun çıkıyor. Burada da normalde beklenen hakkaniyete uygun olarak tarafların bir araya gelip bunu çözümlemeleridir. Ama eğer olmuyorsa eğer söz konusu antlaşmaya ilgili mahkemelerde hakkınızı arıyorsunuz. Karadeniz’de bu mesele çözülmüş durumda. Rusya, Gürcistan, Ukrayna örnekleri varken bu hakkaniyete uygun bir şekilde çözülmüş. Dolayısıyla da arama çalışmalarından sonuç alınmasa da burada kimse birbirinin işine karışmadan kendi imkanlarıyla ya da uluslararası şirketler aracılığıyla aramalarını yapıyor. Ama maalesef Doğu Akdeniz ya da Ege’de bu böyle olmuyor. Birincisi Güney Kıbrıs Yönetimi dediğimiz yapının AB tarafından Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul edilmesi bir hukuksuzluk ve bundan cesaret alan Rum tarafı birtakım hukuksuz işlemlere devam ediyor.”

‘Adalara MEB tanınmıyor’

Pamir, insanların şu an tartışılan şeyin ne olduğunun farkında olmadığını belirtirken adalara Münhasır Ekonomik Bölge belirleme hakkı tanınmadığını hatırlattı ve AB desteğiyle Rumların Türkiye’yi İskenderun Körfezi’ne sıkıştırıp nefes alamaz hale sokmaya çalıştığına dikkat çekti.

“İnsanlar tartıştığımız şeylerin ne olduğunun farkında değil. Bir kere Kıbrıs Cumruriyeti devlet olmadığı gibi, adalara da MEB diye bir bölge tanınmıyor. Bunun bir sürü örneği var. Romanya ile Ukrayna arasında ve diğer ülkeler arasında olmuş, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) Serpent adasını tartışmışlar. Burada paylaşımı yaparken UAD kesinlikle adaya MEB tanımamış. Bunlar bizim burnumuzun dibindeki bir Meis adasına dahi MEB tanıyorlar Avrupa Birliği desteğiyle. Türkiye’yi İskenderun körfezine sıkıştırıp nefes alamaz hale getiriyorlar. Bir sürü ExxonMobil gibi şirketleri arkalarına alarak haksız bir şekilde ihaleye çıkıyorlar. 2011’den beri birinci, ikinci, üçüncü tur ihalelere çıktılar.

Birincisinde Afrodit diye saha keşfedildi. Onun tartışmaları sürüyor. İkincisinde yine çeşitli bloklara ayırdılar. Üçüncüsünde de ExxonMobil’ın de içinde olduğu yapıyı da ihale ettiler.”

Türkiye’nin deniz hukuğu ile doğan MEB hakları da madalyonun en önemli tarafı gibi gözüküyor bu aşamada.

Pamir, Türkiye’nin en büyük eksikliğinin usulüne uygun bir şekilde Münhasır Ekonomik Bölge ilanı yapmayış olduğunu söylerken, Türkiye’nin çakışan alanlarda gemileri engellemesinin haklı sebeplere dayandığını ve Türkiye’ye uluslararası platformda aba altından sopa gösterilmeye çalışıldığına dikkati çekerek noktası virgülüne dokunmadan Sn. Pamir’in söylediklerine bir daha bakalım.

“En büyük eksiğimiz usulüne uygun bir şekilde MEB ilan etmeyişimizdir. Bunu deniz hukuku konusunda çalışan uzmanların hepsi yıllardır tekrarlıyorlar. Ama biz ne zamanki bir hukuksuzluk olsa BM başta olmak üzere itirazlarımızı yapıyoruz. Kendi kabul ettiğimiz alanı da haritalarla gösteriyoruz. Dışişleri açıklama yapıyor ama bizim MEB ilanını usulüne uygun bir şekilde yapmamız lazım. Bunun dışında ne yapıldı? Türkiye’nin ilgili kurumu olan Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Türkiye’nin devlet şirketi olan Türkiye Petrolleri’ne kendi ‘Ekonomik Münhasır Bölgesi’ olarak kabul ettiği alanda ruhsat verdi. Yani aynı Rumların hukuksuz bir şekilde Kıbrıs adasını kendilerine ait olarak görüp verdiği ruhsatlar gibi hukukuna uygun bir şekilde Türkiye, Türkiye Petrolü’ne ruhsatlar verdi. Bir kere böyle bir hak iddiamız var. İkincisi KKTC’de ‘madem Rumlar böyle yapıyor’ deyip çeşitli lisans ve ruhsat alanları belirleyip bunu Türkiye petrollerine verdi. Nitekim Rumlar Kıbrıs adasının etrafında 13 tane ruhsat alanı tanımlamış.

KKTC’de A’dan G’ye kadar harflendirerek vermiş. Bunlar çakışıyor. Dolayısıyle Türkiye ve KKTC bu uygulamaların hepsinde hangi faza uyuyorsa yani acaba bu çatışan alanlar Türkiye’nin verdiği, MEB kabul ettiği ve TPAO’ya verdiği ruhsatlarla mı ilgili, yoksa KKTC ile mi ilgili ya da hiçbirisini içermiyorsa bu adanın etrafındaki zenginlikler tek taraflı olarak Rumlara ait değildir denilip dillendirilen üçlü bir itiraz var. Geçtiğimiz günlerde Rumların üçüncü blok olarak tanımladığı alana SAİPEM gemisi giderken ne oldu? Kalkıp da Türkiye gemileri engelledi diye bir şey yok. Kavganın teknik bazı ayrıntıları var. Yazılı seyir uyarı sistemi deniyor ki gemilere ve teknelere aciliyet, emniyet, meteoroloji ve çeşitli uyarılar yazılı olarak yapılabiliyor. Türk donanması ‘biz burada eğitim yapacağız bu alana girmek iyi olmaz’ diyor. Yani usulünce Türkiye haklı olarak böyle bir tepki gösteriyor.”

Kıbrıs aAdamız fırtına öncesi sessizlikte

Bu açıklamaları bu sütunlara taşırken turizm yazılarımın ve her sektörle ilişikli paragraflarına alışık olan okurlarım farklı bir yönü ele aldığımı gördüler şimdi.

Neden mi? Bizim üzerimizdeki zenginliklerin, başkaları tarafından kullanılmasına izin verilmemeli asla yumuşak geçiş yapılmasına sessiz kalınmaması gerekiyor da ondan. Oldu bittiler artık hayatımızda olmamalı. ABD, Rusya, Fransa, İtalya bizim nefes alışımız kadar bizden uzaksa anavatanımızın sonuna kadar bizimle olma isteğine kimse şaşırmamalı. Avrupa Birliği mi? Allah aşkına. Evet dedik de ne oldu??? Gerçekleri görelim artık. Bu süreçte kendi içimizde yaptığımız siyasi hatalar olmadı mı? Vardır mutlaka ama hiçbirşey eti tırnaktan ayırmaya cüret edemez. Türkün Türkten başka dostu yok. Türkiye ile yepyeni bir siyasi ve ekonomik yol haritası oluşturulması için zaman çoktan geldi de geçiyor. Radikal reformlar ve siyaseti oluşturan kurumlar buna hazırlıklı olmalı.

Turizm kanadı mı? Çok önemli ve stratejik adımları Turizm ve Çevre Bakanlığı olarak atıyoruz ve yakında bunları da okuyor olacaksınız. Kıbrıs Türkü bunu hak ediyor. Yeni başlayacak uluslararası görüşmeler, açıklanacak Guterres Belgesi, BM raporu vs. Hepsi bir senaryonun tekrarı gibi 68 yılından beri tam 50 yıldır yaşanan.

Hakkımıza hayır , turizm dolu günler bizimle olsun..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 12 10 1 1 17 31
2 YENİCAMİ AK 12 9 2 1 18 29
3 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 12 7 0 5 9 21
4 CİHANGİR GSK 12 6 3 3 2 21
5 TÜRK OCAĞI LİMASOL 12 6 2 4 9 20
6 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 12 6 2 4 1 20
7 GÖNYELİ SK 12 6 1 5 4 19
8 BAF ÜLKÜ YURDU 12 5 3 4 8 18
9 LEFKE TSK 12 5 3 4 0 18
10 ÇETİNKAYA TSK 12 5 3 4 0 18
11 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 12 2 7 3 -10 13
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 12 2 4 6 -8 10
13 BİNATLI YSK 12 3 1 8 -10 10
14 GİRNE HALK EVİ 12 2 1 9 -9 7
15 ESENTEPE KKSK 12 2 1 9 -15 7
16 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 12 1 4 7 -16 7
yukarı çık