• 06 Kasım 2017, Pazartesi 9:46
GökselSAYDAM

Göksel SAYDAM

Mali ve bütçe disiplini (3)

Önceki haftalarda konu ile ilgili olarak kaleme almaya başlamış olduğum mali ve bütçe disiplini hakkındaki bilgi ve görüşlerime bugün de devam edip son vereceğim.

Hatırlanacağı üzere “mali disiplin” ile “bütçe disiplini” konularında açıklamalarda bulunarak başarılı bir bütçe performansı için mali disiplinin çok önemli ve zorunlu olduğunu bazı örnekler vererek açıklamaya çalışmıştım.

Bütçeler devlet ve kamu kurumları bakımından dönemsel (genellikle yıllık) mali bir plan olup yasal enstrüman olarak harcamaların ve gelirlerin nelerden oluşacağını ve ne kadar harcanacağını düzenler. Ayrıca, ilgili yılda veya yıllarda gerçekleştirilmesi öngörülen sosyo-ekonomik düzenlemeleri de içermesi gerekir.

Bütçede öngörülen çeşitli harcama kalemleri (tahsisatları) aşılmadığı sürece bütçe disiplini sağlanmış kabul edilmektedir. Halbuki, her yılın başından önce bazı tahminler ve öngörüler dikkate alınarak hazırlanan bütçe rakamları, takip eden yılda mutlaka harcanacağı veya gelir sağlanacağı anlamına gelmez. Bu nedenle önemli olan tahmine dayalı olarak hesaplanan gider kalemlerinin tümünün harcanmasını gerektirmez. Önemli olan tasarruf ve “maliyet-fayda” prensipleri gözetilerek bu harcamaların doğru, gerçekçi ve gereklilik ilkeleri dikkate alınarak kişisel veya siyasal rantlardan çok ülke menfaatlerinin ön planda gerçekleştirilmesi ile denetim süzgecinden geçirilmesi gerekir.

Halk dilinde, “har vurup harman savurma” tabiri ile ifade edilmek istenen uygulama, “mali disiplinsizlikle” aynı anlamdadır. Bütçede ilgili harcama kaleminde tahsisat miktarının bulunması, bu miktarın gereksiz kullanılmasına gerekçe olarak kabul edilemez. “Mali disiplin” ilkesi hiç şüphesiz devleti ve kamu kurum ve kuruluşlarını da zarara sokmamayı da kapsar. Mali disiplinsizliğin ve devletin zarara uğratılmasının önlenmesi ancak ciddi önlemlerle gerçekleştirilebilir. Bu disipline uymayanlara, kim olursa olsun gerekli yasal müeyyideler mutlaka uygulanmalıdır.

Mali disiplinin sağlanması öncelikle kararlılık ve bütçelerde ve diğer mali mevzuatta öngörülen kurallar ile yükümlülüklerin yerine getirilmesini gerektirir. Her konuda olduğu gibi varlıkların ve işletmelerin de bir yük kaldırma kapasitesi vardır. Bu yük kaldırma kapasitesi aşıldığı zaman, o varlığın veya işletmenin ayakta kalabilme ve faaliyete devam edebilme yeteneği kaybolur, çöker veya iflas eder. Örneğin her motorlu aracın ve özellikle de yük ve yolcu taşıma araçlarının yasalarla saptanmış yük ve yolcu taşıma sınırları vardır. Bu nedenle de söz konusu araçların görülebilecek yerlerine “istiap haddi” olarak ifade edilen bir ağırlık miktarı veya yolcu sayısı yazılır. “İstiap” kelimesinin anlamı “en çok alabileceği yük miktarıdır”. Bunun amacı, trafik mevzuatı uyarınca taşıtlara fazla yük ve yolcu almak suretiyle araçlara zarar veya kazalara sebebiyet verilmesini önlemek amacıyla trafik polislerine denetimlerde kolaylık sağlamaktır.

Şayet bu araçlara “istiap haddini” (yük kaldırabilme sınırını) aşan yük ve yolcular alınırsa, bu araçların normal çalışabilmesi veya hareket edebilmesi için fazla ağırlık miktarının boşaltılması kaçınılmazdır. Bu bir işletme ise gereksiz varlıkların elden çıkarılması veya ücret vs. giderlerle ilgili gerekli tasarruf önlemlerinin alınması gerekir. Belirtilmiş olduğum örneği dikkate aldığımız zaman, fazla yolcuların selameti bakımından ve hizmetleri gerektiği gibi sürdürebilmek için (bazı kişisel mağduriyetler ile sosyal olumsuzlukların oluşacağı gerçeğine rağmen) bazı yolcuların araçtan indirilmesinin veya başka araca aktarılmasının uygun bir yöntem olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Zaten, bu yolcular sıraya girip bilet almak ve gerekli esas ve kıstaslara ilişkin prosedürleri yerine getirmek suretiyle araçlara binmemişlerdir. Diğer bir anlatımla, yolcular yani kamuya sınırsız ve liyakata dayandırılmayan yöntemlerle istihdam edilenler, gerek verimlilik bakımından gerekse mali yük bakımından devlet ve kamu kurumlarının bütçelerine külfet oluşturmaktadır. Maalesef gelmiş geçmiş hükümetler, belediyeler ve kamu kurum ile kuruluşları iktidarlarını sürdürme ve koltuklarını koruma uğruna kurumlarının gerçek “istiap haddini” aşmak suretiyle kurumsal hizmetlerin çökmesine veya iflasın eşiğine gelmelerine neden olmuşlardır.

Her ne kadar da “bütçe disiplininin” önemine vurgu yapmışsam da bazı beklenmedik durumlarda bütçe disiplinini olumsuz yönde etkileyen en önemli hususlardan bir tanesi Türk Lirası’nın döviz karşısında değer kaybetmesinin yarattığı çeşitli sosyo-ekonomik olumsuzlukların da meydana gelmesi olanağına kaçınılmaz olmasıdır. Bu nedenle, mali disiplinin en etkin ve amacına uygun gerçekleştirilmesi için bütçeler hazırlanırken gerçekçi ve bilimsel veriler ile halkın refahını ve yatırımları artırıcı kaynaklara önem verilmelidir.

Konumuz bütçe olduğuna göre 2018 Mali Yılı Bütçe Tasarısının 30 Ekim’de KKTC Meclisi’ne sunulmuş olduğu bugünlerde, “bütçenin” ekonomi literatüründe ki basit bir tanımını yapmayı ve özelliklerini belirtmeyi uygun gördüm.

En basit bir tanımlamayla “bütçe”, belli bir döneme ait yapılacak giderleri ve elde edilecek gelirleri tahmini olarak gösterir. Bu dönem, mali yıl olarak adlandırılan dönemdir. Bütçe, henüz gerçekleşmemiş olan, tahmini rakamları gösteren bir mali plandır. Bütçe, ekonomik, mali, siyasi, sosyal ve hukuki sonuçlar yaratır. Bütçenin kalkınma planları (varsa) dikkate alınarak hazırlanması büyük önem taşır. Bütçenin dikkatli, gerçekçi güncel verilere dayandırılması ve gerektiği gibi uygulanması ile milli gelir, gelir dağılımı, ekonomik kalkınma, ekonomik ve sosyal vb. sorunların giderilmesi üzerinde olumlu etkiler yapar.

Kağıt üzerinde ve tahmine dayalı olarak hazırlanan bütçeye “denk bütçe” denmesi için gelirler ile giderlerin eşit olması bu bütçenin denk anlamında olduğunu belirtmek yanıltıcıdır. Bir bütçenin denk bütçe olarak tanımlanması için gelir kaynaklarının nelerden ve nereden oluştuğuna bakmak gerekir.   Toplam 1.230 milyar TL tutarındaki T.C. kredi ve hibe kaynakları (Toplam Bütçenin !,45) ile desteklenmesi veya mevcut yaklaşık 5.5 milyar TL tutarındaki miktara ek olarak iç borçlanma yapılması “denk bütçe” olarak tanımlanmasını mümkün kılmaz.

Öte yandan, yüksek miktardaki iç borç stokunun ve faizlerinin ödenmesi ile T.C. tarafından sağlanan yatırım ve savunma giderlerinin de KKTC bütçesinden karşılanması halinde “denk bütçeden” bahsedilmesi mümkün olacaktır. Kaldı ki, yukarıda da belirtmiş olduğum gibi öngörülen gelir ve giderler “tahmin” esasına dayandırılmış olup 2018 yılından ekonomik ve finansal gelişmelerin nasıl gelişeceği bilinmemektedir. Bu bütçeye “denk bütçe” olarak tanımlanabilmesi için ancak, 2018 yılı gerçekleşme sonuçlarını beklemeyi gerektirecektir.

2018 yılında iç borçlanmaya gidilmesine gerek duyulamaması iyi gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak, sadece bu durumu dikkate alarak karar vermek gerçekçi değildir. 2015 yılı verilerine göre kamu borç stoku oranı Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) 3 civarında hesaplanmaktadır. Maastricht kriterine göre bu oran `’ı geçemez.

Konuya meşhur bir Türk atasözü ile son vereceğim. Ne demiş atalarımız? “Ayağını yorganına göre uzat”.

Gelmiş geçmiş birçok hükümet maalesef ayaklarını değil yorganın dışına yatağın da dışına çıkarmışlardır. Her ne kadarda son yıllardaki hükümetler bütçe disiplinine önem vermeye çalışmışlarsa da özellikle de 2015 yılı sonu itibarıyla 5.5 milyar TL tutarındaki borç stokunun ödenmesine gerekli önemi vermemiş, her yıl ayırdıkları faiz giderlerinin bile sadece ortalama %1.50’sini ödemişlerdir. Bugün itibarıyla bu borç stok miktarının faizleriyle birlikte ne kadar olduğunu merak ediyorum. Öte yandan T.C.’ne de 3.98 milyar ABD borç stoku olduğunu da belirtmek isterim. Özetle, sadece iç borç stoku 2018 yılı toplam bütçesini aşmış durumundadır. Yorganı veya ayağı uzatmak mümkün olmayacağına göre ayaklarımızı yorganın altına çekmeliyiz. Her türlü kamusal hizmet bedellerini vergi, resim ve harç şeklinde ödeyen halkımızın bu hizmetleri gerektiği gibi alamamaktaki veya yararlanamamaktaki suçu nedir? Tek suçlu veya suçlular siyasi popülizm veya rant uğruna mali disipline gerekli önemi vermeyen siyasiler ile kamu kuruluşlarını yönetenler ve bu duruma düşülmesine göz yumanlardır.

Temennim, seçim atmosferine girdiğimiz bu dönemde popülizm ve siyasi rant uğruna mali disiplinden uzaklaşmadan halkın hayatının kolaylaştırılması için ciddi ve gerçekçi icraatların yapılmasıdır. Aksi takdirde bu hataların bedelini sadece bugünkü kuşaklar değil gelecek kuşaklarda ödemek zorunda bırakılmış olacaktır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık