• 14 Ağustos 2017, Pazartesi 14:34
GökselSAYDAM

Göksel SAYDAM

“Şerefiye vergisi” nedir? Ne değildir (1)

Son günlerde, Rumlara ait taşınmaz malların Türkleştirilmesi için tazminat kaynağı oluşturulması amacıyla bazı kesimler tarafından “Şerefiye Vergisi” olarak tanımlanmaya çalışılan bir konunun kamu oyununun gündemine getirilmesi istenmektedir. Hangi yasa olursa olsun ilgili yasanın kısa ismi ile içeriğinin yakın ilişki içerisinde olması gerekirken bu amaç için “şerefiye” diye bir kelimenin kullanılmaya başlanması beni rahatsız etti. Neyin şerefini vergilendiriyoruz.

Gerek KKTC’nin sosyo-ekonomisini gerekse mevcut siyasi ortam ve geleceğini ilgilendiren bu konu her bakımdan çok önemlidir. Böyle bir yasal düzenlemenin yapılması ve uygulanması siyasi bakımdan önemli olduğu kadar gerek kamu maliyesi gerekse daha çok vergi hukuku ile tapu mevzuatı ve taşınmaz mal değerleme uzmanlığı bakımından uzmanlık gerektirir. Ayrıca, bu konudaki düzenleme için çok sağlam bilgilere ve verilere de mutlak zorunluluk vardır.

Şunu da belirtmek gerekir ki “Rum malı” diye tanımlanan KKTC’deki taşınmaz malların değerlendirilmesi, halkoylaması (referandum) sonucunda büyük çoğunlukta kabul edilen KKTC Anayasası’na (Md. 159/4 ve Geçici Madde 12/5) istinaden yapılan yasal düzenlemeler uyarınca Güney Kıbrıs’tan Kuzey’e göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Türklerin terk ettikleri taşınmaz malları için eşdeğer karşılığı ve çeşitli statüler altında hak sahibi kılınan kişilere mülkiyet olarak verilmiştir. Ancak, bu uygulamalarda çeşitli suistimallerin yapıldığı da herkes tarafından bilinmekte olup söz konusu uygulamaların tümünün geçersiz olduğu anlamına gelmemelidir.

Güney Kıbrıs’ta taşınmaz mal veya mallar bırakmak zorunda bırakılmış olan ve bu mallarına karşılık almış oldukları taşınmaz mal veya mallar dolayısıyla yasal mevzuatın “eşdeğer mal sahibi” olarak tanımladığı herkesin malumudur.

Güney Kıbrıs’ta terk ettikleri mallarına karşılık İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası kapsamında taşınmaz mal alanlar KKTC devleti lehine feragatname imzalamışlardır. Diğer bir anlatımla, Kuzeyde hak sahiplerine eşdeğer olarak verilen taşınmaz mallar karşılığı Güneydeki taşınmazları takas edilmiştir. Dolayısıyla, Güney Kıbrıs’taki bu malların sahibi veya vekili KKTC devleti olup bu konuda Rum yönetimine ve/veya Taşınmaz Mal Komisyonu’na muhatap KKTC devletinin olması gerekir kanaatindeyim.

Eşdeğerde alınan bir maldan “şerefiye vergisi” veya başka bir isim altında bir vergi veya tazminat ödeme katkısı alınacaksa verginin genellik ve eşitlik ilkeleri kapsamında bu katkının dolaylı olarak herkesten alınması gerekir; çünkü KKTC’deki taşınmaz malların çok büyük bir kısmı 40 yılı aşkın bir dönemde devletin yapmış olduğu çeşitli altyapılar ve teşvikler nedeniyle gerçekleşen yatırımlar dolayısıyla herkesin malları da ekonomik gelişmelerden dolayı değer kazanmış olmasıdır.

Bu arada KKTC sınırları içinde bulunan Rum taşınmazlarının Türkleştirilmesinde, yani bunların eski Rum sahiplerine tazminat ödemesi konusunda kaynak yaratmak amacıyla son günlerde KKTC gündeminde yer almaya başlayan ve “Şerefiye Vergisi” olarak tanımlanmaya çalışılan bu vergi ve veya katkı payı alma uygulamasının içeriği hakkında aşağıdaki bilgileri kamuoyu ile paylaşmak suretiyle bir zamanların “tahmini hava raporu” gibi bilgisi olmadan fikir belirtenleri veya siyasi popülizm uğruna beyanatlar verenleri de aydınlatmayı uygun gördüm.

Öncellikle şunu belirtmek isterim ki Kıbrıs müzakerelerinin önemli bir konusunu oluşturan mülkiyet ve tazminat sorunun çözümüne de yardımcı olacak bu kaynağın oluşturulmasını destekliyorum. Önemli olan öngörülecek bu uygulamanın hukuka, adalete, eşitliğe ve ekonomik akıl ile uluslararası vergi hukuku ilkelerine de uyumlu olmasıdır. Bunun da başlıca nedeni dünyada bir başka uygulaması olmayan yasal bir düzenlemenin yapılmasıdır.

 “Şerefiye” kelimesinin sözlüklerdeki genel tanımı “bir yerin bayındır duruma getirilmesiyle o çevrede veya bölgede bulunan taşınmaz malların değerinde meydana gelen değer artışı dolayısıyla alınan bir vergi türü” olarak yapılmış olmasına rağmen, vergi hukukuna ilişkin düzenlemelerde “şerefiye vergisi” kelimeleri kullanılmamaktadır. Bu ifade vergi türü olmaktan çok belediyelerin mal sahiplerinden tahsil ettikleri bir “katkı payı”dır. Nitekim, TC’de 1930 yılından beri yürürlükte olan “şerefiye vergisi” 1981 yılından itibaren yürürlükten kaldırılarak içeriği ve kapsamı “katılma payı” olarak değiştirilmiştir.

Bu vergi türü veya katkı payı birçok ülkede uygulanmakta olup İngiltere’de “Betterment Tax Law” olarak tanımlanır ve yerel kuruluşlar tarafından yapılan yatırımlara karşı katkı payı olarak mal sahiplerinden tahsil edilir. Diğer bir ifade ile “şerefiye” kelimesinin genel tanımı, bir yerin bayındırlık durumu dolayısıyla meydana gelen değer artışıdır. “hava parası” veya “peştamallık” kelimeleri bir yeri devralmak için sahibine ve içindeki kullanıcıya veya kiracıya verilen paraya denir.

Şerefiye (Goodwill) kelimesinin esas tanımı ise “hava parası” veya “peştamallık” olup, genellikle tüm ülkelerde Gelir Vergisi Yasaları altında kazanç olarak vergiye tabidir. Nitekim, 24/1982 sayılı Gelir Vergisi Yasası’nın “Arizi Kazançlar” başlıklı 4(1)(h) maddesinin (vii) alt bendinde, “hava parası, taşınmaz malları boşaltılması, kullanma hakkının devri” dolayısıyla doğan kazançlar arizi kazanç olarak kabul edilmiştir.

TC mevzuatına bakıldığı zaman “Şerefiye Vergisi” uygulamasının 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3.’ncü Kısmında “Harcamalara Katılma Payları” olarak değiştirilerek bu başlık altında yer alan kurallara istinaden devletin, kamu tüzel kişilerin, özellikle Belediyelerin altyapı ve bayındırlık hizmetlerinden dolayı, taşınmaz mal sahiplerinin varlıklarının değerlerinin artması dolayısıyla belli esas ve kıstaslarda alınan bir tür vergi veya katkı payıdır. Örneğin, yeni yolların açılması, mevcut yoların daha iyi hale getirilmesi, park ve bahçelerin kurulması, yol, su, kanalizasyon, okul, hastane gibi tesislerin yapılması veya kamusal hizmetlerin götürülmesinden dolayı taşınmaz mallarda meydana gelen değer artışı üzerinden alınan bir vergi veya katkı payı türüdür.

KKTC’deki mevcut uygulama ise tam bunun tersi bir uygulama olup bahse konu bayındırlık faaliyetleri vs. yatırımlar dolayısıyla devletin ve kamu tüzel kişilerin kısmen kamulaştırmak zorunda kaldığı taşınmaz mallara karşılık mal sahiplerine kamulaştırma tazminatı ödemektedir.

Yukarıda belirtmiş olduğum uygulamalar dikkate alındığın da bahse konu vergi türü veya katkı payı uygulamalarından sağlanacak kaynaklar, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (T.M.K) tazminat ödeme kararları için pek yeterli olmayacağı kanaatindeyim. Bu konuda amaçlanan kaynağın sağlanması için ülkenin mevcut vergi yükünü aşırı artırmayacak, sosyo-ekonomik hayatını olumsuz etkilemeyecek birçok kaynaklardan oluşacak katkı paylarının veya düşük kredili uzun vadeli krediler sağlanmasının araştırılması gerekecektir.

Ayrıca, kaynak sağlanmasına ilişkin bu amaçla yapılacak yasal düzenlemede vergi hukukundaki genellik, eşitlik, uygunluk, sosyal adalet ve diğer ilkelere gerekli özen gösterilmelidir.

Bahse konu kaynağın T.M.K tarafından verilen kararlara istinaden tazminat olarak kullanılacağı için eşdeğer mal kapsamında edinilen taşınmaz malların da kapsama dâhil olup olmayacağı üzerinde titizlikle durulması gereken bir başka önemli husus olmalıdır.

Bu arada, birçok eşdeğer hak sahibinin Güneyde terk etmek zorunda kaldıkları taşınmaz mallarına karşılık Kuzeyde yeterince mal alamadıkları veya bazı hak sahiplerine verilen taşınmaz malların daha sonra SİT alanı veya benzeri durumlar dolayısıyla değer ancak tazmin edilmeyenlerin durumları, diğer bir anlatımla tazmin edilmedikleri de ayrı bir gerçek olarak karşımıza çıkmakta olup bu durum da göz ardı edilmemelidir.

Öte yandan unutulmamalıdır ki bugünkü iktidarda olan siyasi partiler öteden beri mülkiyet konularının bireysel değil global takas yöntemiyle gerçekleştirilmesini savuna gelmiştir. Acaba bu siyasal partiler bu konudaki politikalarını bırakmışlar mı?

Belirtmeye çalıştığım bahse konu gerçeklerden hareketle aşağıdaki görüş ve soruların cevaplanması, makul, mantıklı ve adaletli bir yasal düzenlemenin yapılmasında dikkat edilmesi gereken önemli hususlar olduğu kanaatindeyim.

1.  Basında çıkan haberlerden ve bazı yetkililerin beyanatlarından bahse konu tazminat ödemelerine ilişkin geçmişte TC tarafından bir yasa taslağının hazırlanmış olduğu ifade edilmektedir. Bu gerçek ise bu taslağın içeriği halkla paylaşılmalıdır.

2.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AHİM) kararı doğrultusunda KKTC’de oluşturulan T.M.K’nın faaliyetlerine devam etmesinde yarar vardır. Bu amaçla yapılan tazminat başvuru bedellerinin ödenmesi suretiyle Rum mallarının Türkleştirilmesi için bir kaynağa mutlak ihtiyaç olduğu bir gerçektir.

Bu kaynağın tümünün KKTC bütçesinden karşılanması mümkün değildir. Bu nedenle dış veya mahalli ek kaynaklara gereksinim vardır. Bunlardan biri TC’nin hibeleri olabilir ancak, Kıbrıs Türkü’nün de bu kaynağa olanaklar ölçüsünde katkı koymasının gereğine inanmaktayım. Sonuç itibarıyla tazminat ödenerek Türkleştirilecek her Rum taşınmaz malı, KKTC’nin toprak konusundaki duruşunu güçlendirecektir.

3.  T.M.K’nın kararına istinaden Rum eski mal sahiplerine yapılacak tazminat ödemeleri bugünkü taşınmaz mal sahipleri tarafından mı ödenecek, yoksa çeşitli katkı payı gelirlerinden oluşacak ve bir havuzda (fonda) toplanacak kaynaklardan mı, yoksa müştereken taraflarca mı karşılanacaktır?

4.  Tazminat veya iade yöntemi yerine eşdeğer mal sahiplerinin bu malları ile ilgili takas işlemleriyle de yapılabilecek mi? Güneydeki Türk malların durumu ne olacaktır?

5.  “Şerefiye Vergisi” ismi olarak dillendirilmeye çalışan bu kaynak tanımlaması vergi hukukumuzda “hava parası”, TC hukukunda ise “peştamallık” olarak tanımlanmakta ve “vergiyi doğuran olay” taşınmazın elden çıkarılışında (satış, kamulaştırma vs. devirlerde) meydana gelmekte olup kazanç olarak Gelir Vergisi’ne tabi tutulmaktadır.

Uluslararası vergi hukukunda buna “Değer Artış Kazancı Vergisi” denir ki buna İngilizcede “Capital Gains Tax” tanımı ile aynı anlamı taşır. Uygulanması tamamen aynı olmasa da 24/1982 sayılı Gelir Vergisi Yasası’nda vergilendirme bakımında benzeri kurallar mevcuttur. Bazı çevreler tarafından düzenlenmesi önerilen bahse konu vergi türü uluslararası vergi hukukunda ayrı özellikler taşımakta olup amaçlanan kaynak türü ile harcama amacı bağdaşmamaktadır

Hâlbuki“Şerefiye Vergisi”(Betterment Tax) daha ziyade devlet ve kamu kurumları tarafından yapılan yatırımlar dolayısıyla, ilgili yöredeki taşınmazların değerinde meydana gelen değer artışı üzerinden belediyelerin taşınmazların mal sahiplerinden “katkı payı” olarak tahsil ettikleri bir vergi veya katkı payı türü olup, bu konuda KKTC’de yasal bir düzenleme yoktur.

 

(DEVAM EDECEK)

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık