• 06 Haziran 2017, Salı 11:03
Hüseyin VedatAĞLAMAZ

Hüseyin Vedat AĞLAMAZ

Sanat(çı)nın ve mesleki disiplinlerin sıfat ilişkisi ve de bir toplumun tükenişi..!

Ganimet algısı üzerinden yaratılan ve 1975 yılından itibaren sistematik olarak Kıbrıslı Türklere dayatılan bu olgu görüldüğü gibi hiç de masum değildir. Bir toplum mühendisliğinin ürünü olması yanı sıra, kültürsüzleştirmenin, kimliksizleştirmenin ürünüdür de aynı zamanda. Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra, uluslararası sermayenin kendisi ve işbirlikçilerinin Ortadoğu ve Akdeniz’deki uzun vadeli çıkarlarının etüt edildiği onlarca değerlendirme yapılmıştır.

Bunu bütün gayrı resmi tarihçiler, belgelere dayalı yazmışlar ve söylemişlerdir. Yapılan değerlendirmeler neticesinde, sermayenin Akdeniz ve Ortadoğu’daki çıkarlarını uzun vadeli korunması ve kalıcı hale gelmesinin en temel koşulunun İngilizlerin elinde bulunan ve adeta batmayan bir uçak gemisi gibi Akdeniz’in ortası bulunan bu kara parçasının coğrafik olarak bölünmesi geçeğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

O dönemdeki sosyo ekonomik örgütlenme ve demografik yapının buna uygun olmaması nedeniyle bu planı öteleyip yeni bir plan üretmişlerdir. Buna göre ülkenin çoğunluğunu oluşturan başta Hıristiyan ve Müslüman toplulukları gettolaştırma yöntemiyle küçük küçük bölünmelere ve ayrıştırmalara maruz bırakarak esas ana amaca, yani toprak olarak bölünmeye götürecektir. Ve götürdü de.

1974’ten hemen sonra oluşturulan iki bölge işte bu çalışmanın ürünüdür ve içinde bayağılığı, kültürsüzleşmeyi ve de kimliksizleştirmeyi barındırıyor.
Bu uygulamanın etkilediği (ana amaca yüzde 100 etki edecek) esas kesimde sanatçılardır. Ve bu da masum değildir. Bu da bir toplum mühendisliği ürünüdür. Çünkü bir toplumun gelişmesinde ve yetkinleşmesinde en önemli disiplin sanatçıdır, sanattır.
1960 ve 1974 yılları arasında yetişen ve sanat üreten insanların almış oldukları entelektüel terbiye her ne kadar İngiliz entelekyasının etkisini taşısa da, uluslararası sermayenin aktif olarak soruna dahil ettiği Türkiye etkisi de kendini göstermeye başlamıştır. Ama yine de İngiliz entellekyası etkin ve dominanttır. Her ne kadar da Hint atasözü “bir göl kenarından geçerken, iki balığın kapıştığını görürseniz, anlayın ki beş dakika önce oradan bir İngiliz geçmiştir dese de İngiliz sisteminin Kıbrıs’a ve genel anlamda Kıbrıslılara katmış olduğu yaşam disiplinini inkar etmemize engel teşkil etmiyor. Bilakis, Kıbrıslılara nitelikli bir yaşam standardı sunmuştur. Ve o dönemde yetişen birçok disiplinin insanı, edinmiş olduğu sıfatı hak ederek edinmiştir ve mesleğinin gereği olan her olguyu da yerine getirmiştir. Hoş bu genel anlamda tüm Avrupa’nın benimsemiş olduğu bir anlayıştı.
1974 yılıyla birlikte ortaya çıkan yeni durum hem cumhuriyet geleneğini ortadan kaldırmış hem de toplumun tamamının hak etmeden ortaya çıkan birçok değerin sahibi olmasına neden olmuştur. Fakat belirtmeden geçmek yanlış olacağından, bu durumun da bir toplum mühendisliğinin eseri olduğu gerçeğiydi. Bu arada Kıbrıslılar ne yapıyordu, hiç mi aklılarına gelmedi 400 yıl birlikte yaşadığımız insanların değerlerini nasıl gasp ederiz diye. Geliyordu elbette ama oranlar ve mevcut sistemin sağladığı değerler (hak edilmeyen) çok daha cazip geliyordu.
Bu bir tükeniş serüveninin başlangıcıydı ve hâlâ devam ediyor. Bu tükenişe de en çok sanat yaptığını iddia eden insanlar katkı koymuştur.
Bir ülkeyi sıradan ilişkiler ve sıradan insanların bir yerlere taşıması asla mümkün olmamıştır ve olmayacaktır. En büyük tanık ise dünya devrimler tarihidir. Hangi sayfayı açarsanız açın yüzleşeceğiniz şey, bütün devrimlere öncülük yapan insanların sahip olduğu entelektüel alt yapı gerçeğidir.
1974-1983 yılları Kıbrıs için ve Kıbrıslılar için tam bir kırılma dönemidir. Önce otonom Kıbrıs Türk devleti, sonra Kıbrıs Türk Federe devleti ve son olarak da KKTC. KKTC’ye gelene kadar oluşturulan bundan önceki yapı içinde hem ulusal hem uluslararası kimliği ve tanınmışlığı barındırıyordu. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası cemaat esasına dayalı bir yapı çerçevesinde oluşturulduğunda, yeni oluşumlar da (KKTC hariç) uluslararası güçler tarafından benimsenmesini sağlamıştır. Dolayısı ile KKTC’ye (1983) gelene kadar Kıbrıslı Türkler uluslararası hukukun ukdesinde bireyler olarak yaşamlarını sürdürmeye başlamıştır. Bu realiteyle yaşamını sürdüren Kıbrıslı Türkler edindikleri sıfatları da bu çerçevede edinmiştir. Emrivaki bir şekilde yasal olmayan yeni devlet yapısını (KKTC) kabul eden Kıbrıslı Türkler artık uluslararası hukuktan uzaktadırlar. Artık herkes istediği her şey olabilecek koşullara da, hiçbir bedel ödemeden veya o işin gereklerini yerine getirmeden sahip olabileceklerdir. Bu yapıyı reddetmek yerine, içselleştiren Kıbrıslı her an her şey olabilmek için, bırakın kendini tüketmeyi, kendinden sonraki nesillerin de haklarının gasp edilmesine olanak sağlamıştır.
Anlamakta güçlük çektiğim nokta ise sanat ürettiğini iddia eden kesimin buna kayıtsız kalması ve bohem bir yaşam tarzını benimsemiş olmasıdır.
Bu kayıtsızlık ülkemizin bu duruma gelmesinin yanında, bir vatandaş olarak hiç aklınıza gelmeyen bir durumda hiç alakası olmayan bir sürü insanı “yazar”, “araştırmacı”, “şair”, “aktör”, “heykeltraş”, “ressam”, “fotoğrafçı”, “balerin”, “balet”, “yönetmen”, “senarist”, “aktrist”, “müdür”, “müsteşar”, “uzman”, “başkan”, “yk üyesi”, “danışman” ve en önemlisi “sanatçı” olarak görmeniz mümkün kılınmıştır.
Böyle bir yapının içinde edinilen her sıfat şaibe altındadır. Ve bayağılığa da mahkumdur. Özellikle geçtiğimiz 10 yıl içinde ulusal ve uluslararası etkinliklerin niteliklerine baktığımızda bunu ayan beyan görmekteyiz. Ve her geçen gün standartlar, dünya standartlarının dışında, daha çok kalmaya başlamıştır.
Sanatçı bir tamlamadır; sıfattır… Bu sıfatı hak edenler, hem kendilerini hem de ülkelerini evrensel değerlerle buluşturabilir. Bunun tersi, tükeniştir, yok oluştur!
 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık