• 15 Mart 2018, Perşembe 14:32
KonukYazar

Konuk Yazar

Demokratik kültür ve koalisyon

KONUK YAZAR/ Selçuk GENÇ (Akademisyen)

‘Demokratik kültür’ü; çoğunluğun sınırlı egemenliği ve birlikte yaşam kültürü olarak tanımlamak mümkündür. Çoğunluk sistemi, parlamentonun oluşum sürecinin dayandığı seçim sistemi ile seçime katılan partiler ya da adaylar arasında en çok oy alan partinin ya da partilerin kendilerine oy verenlerin mecliste temsil edilmesinin sistemidir. Bu sisteme göre bir partinin ya da birden fazla partinin kuracak olduğu hükümet yapısı ya tek başına iktidar ya da koalisyon hükümeti iktidarı adını almaktadır. Kurulacak olan hükümetin tek parti iktidarı ya da birden çok partinin birleşimiyle kurulacak olan hükümet modeli ‘çoğunluğun iktidarı’ anlamına gelmektedir. Çoğunluğun tercihi ile iş başına gelen hükümetlerden, toplumun her bireyini temsil ettiğini ve sınırlı bir egemenliğe sahip olduğunun şuurunda olması beklenmektedir.

Çoğunluğun sınırlı egemenliği

Dünya siyasal tarihi incelendiği zaman görülecektir ki ulusal ve uluslararası alanda yaşanılan çatışmaların temelinde, demokratik kültürü özümseyememişlerin iktidar mücadelesi olduğunu görürüz. Güce kim sahip olacak ve gücü kim yönetecek... Güce kimin sahip olacağı ve kimin yöneteceği bir soru olduğu gibi bir sorun olarak da insanlığın önünde durmaktadır. Demokratik kültürü özümseyememiş iktidarlar, yönetimde keyfilikleri doğurmakta ve toplumsal huzursuzluklara kapı aralamaktadır. İktidar mücadelesi demokrasilerin meşru mücadelesi olarak görülürken, demokrasinin perde yapılıp her türlü ayak oyunlarının meşrulaştırılmaya çalışılması bir iktidar mücadelesi olmaktan çok gücün istismarı olarak görülmektedir. Demokrasinin istismar edilmesi toplumsal ahengi bozduğu gibi birlikte yaşam kültürünü yok etmektedir. Bu anlamda birlikte yaşam kültürü demokrasilerin vazgeçilmezidir. Herkesi kendi konumunda kabul eden ve insanlık ortak paydası üzerinden herkesle diyalog kurulabilecek zeminin ihdas edilmesi demokratik kültürün gelişmişliği ile doğru orantılıdır.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesi, sonrası ve günümüzde, baskıcı ve otoriter iktidarların, çoğunluğun tercihini sorumsuzca kullanması ve egemenlik alanının istismar edilmesi ile toplumlar içinden çıkılamaz acı tablolarla karşı karşıya kalmaktadır. Aristo, baskıcı ve otoriter yönetimleri “gücün, erdemsizler elinde soysuzlaşması” olarak ifade etmektedir. Dünya genelinde antidemokratik iktidarlar incelendiğinde görülecektir ki yaşanılan güç sarhoşluğu çoğunlukçu demokrasinin bazen yanılabildiği, adalete hizmet etmediği, hatta bilinçli olarak antidemokratik emellere hizmet ettiği görülecektir. Bu anlamda ideal demokrasi uygulamasında, çoğunluğun yönetme hakkı ve yönetenlerin otoritesi ile yönetilenlerin hak ve hürriyetlerinin dengelenmesi gerekmektedir. Denilebilir ki ideal demokrasi “çoğunluğun sınırlı egemenliği” ile korunabilmektedir. Günümüz modern demokratik yönetimlerinde artık çoğunluğun tercihiyle iktidara gelmenin yanında temel hak ve hürriyetlerin güvence altında olması, anayasanın üstünlüğü, anayasaya uygunluk denetimi ve kuvvetler ayrılığının olması iktidarı elinde tutanların, otoriter ve baskıcı eğilimlere kaymasını engelleyici bir faktördür. Fransız düşünür Montesquieu’den (1689-1755) sözleriyle “Güç, gücü durdurur.”Diğer bir ifadeyle ‘gücü’ durduran ‘güç’‘kuvvetler ayrılığı’ dır. Kuvvetler ayrılığı ilkesini; “iktidarın istismar edilmemesi için bağımsız yargı gücü tarafından iktidarın durdurulması” şeklinde ifade etmek mümkündür. Demokratik kültürün korunması açısında ‘kuvvetler ayrılığı’ şeklinde ihdas edilen kurumsal yapı bağımsızlığını koruması elzemdir.

Siyaset kurumu ve güven

KKTC’de CMIRS araştırma şirketinin Temmuz 2017 yılında yaptığı ankete göre “en fazla güven ve memnuniyet duyulan kurumlar hangisidir” sorusu katılımcılara yöneltildi. Yapılan ankete göre 5 puan üzerinden güven puanı (1,83)’le en düşük kurum siyasal partiler olduğu ortaya çıkmıştır (KIBRIS Gazetesi, ‘Siyasi partilere güven çok azaldı’, 16 Eylül 2017). KKTC’de siyasal partilere güven düşük olmakla birlikte beklentinin fazla olduğunu söylemekte mümkündür. Halkın iradesini temsil etmesi açısından ve alternatif imkanların kısıtlılığı dolayısıyla güven ve beklenti ters orantılı bir görüntü sergilemektedir. Toplumun, güven puanı en düşük olan kurumdan beklenti içine girmesi umutların her defasında berhava olması anlamına gelmektedir. Siyaset kurumu öncelikli olarak bu tezatlığı aşmalı ve imajını tadil etmelidir. Halk nezdinde koalisyon hükümetlerine güvensizliğin altında yatan sebepler arasında uzun soluklu meclis çatısı altında siyasal partilerin birlikte yaşam kültürünü devam ettirme iradesini gösterememeleri yatmaktadır. Zira 42 yılda 39 hükümet kurulmuştur. Neredeyse her yıl hükümetler değişmiştir. İstikrarın olmadığı siyasal birliktelikler demokratik kültürü yaralamış ve halkın siyasetten beklentisini olumsuz etkilemiştir. Siyaset kurumuna güvensizliğin diğer bir sebebi, koalisyon hükümetlerinin birlikte yaşamı destekleyecek adımlarındaki istikrarsızlığı olmuştur.    Halbuki koalisyon hükümetleri demokratik sistemin bir parçası ve müzakere kültürünün çok önemli bir vesilesi olduğunu görmek gerekmektedir. Avrupa’nın 22 ülkesi koalisyonla yönetilmektedir. Bugün Hollanda dörtlü koalisyon ile yönetilmektedir. Anayasal düzeni belirleyen tek bir belgesi dahi bulunmayan, kanunlar, mahkeme içtihatları ve tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan uygulamalar üzerine sistemini kuran Yeni Zelanda bugün koalisyon hükümetiyle yönetilmektedir. KKTC’de kurulan hükümet, koalisyonun bir kabusa dönmemesi için ve bu birlikteliğin demokratik kültürün vazgeçilmez bir unsuru olduğunu topluma göstermek durumundadır.

Birlikte yaşam ve koalisyon

Bağımsız Yargı, ‘çoğunluğun sınırsız egemenliğini (!) denetleme görevi gördüğünü,‘çoğunluğun’ sınırlı bir egemenliğe sahip olduğunu ve keyfi uygulamalardan kaçınmaları gerektiğini iktidarlara hatırlatan bir güç olduğunu arz etmiştik. Bunun yanında koalisyon hükümeti demokratik kültür içinde ‘çoğunluğun sınırsız egemenliğini(!) sınırlandıran ayrı bir faktör olduğunu ifade edebiliriz. Bu anlamda koalisyon hükümetini ‘çoğunluğun sınırlı bir egemenliğe’ sahip olduğunu göstermesi açısından demokratik kültürün bir evresi olarak görülebilir. Demokratik kültürün gelişim seyri göz önüne alındığı takdirde toplumun bir bölümü koalisyon hükümetlerine ‘kaos hükümeti’-‘erken seçimi netice verecek zorlama birliktelik’ olarak bakmaktadır. Gücün sınırlandırılması ve kontrol edilmesi açısından demokratik bir nimete dönüşebilecek olan koalisyon hükümetleri, demokratik kültürün gelişim seviyesi de düşünüldüğü takdirde maalesef çok kısa zamanda dağılabilmektedir. 7 Ocak Genel Seçimleri sonrası kurulan koalisyon hükümeti dört partinin birleşmesi ile vücuda gelmiştir. Tek başına iktidar olmanın verdiği şımarıklıkla her şeyi yapabileceğini düşünen, ortak akla müracaat etme ihtiyacı hissetmeyen sorumsuz iktidar tehlikesini engelleyecektir. Bu kurulan hükümet modelini ‘çoğunluğun sınırlı egemenliği’ ve demokratik kültürün bir evresi olarak görmek durumundayız. Bu açıdan kurulan dörtlü koalisyon, idari uygulamalarda keyfilikten ve tek başına iktidar olmanın getirmesi muhtemel sorumsuzlukları engelleyecektir. Hükümet ortaklarının birbirlerine olan ihtiyacı, dolaylı olarak birlikte yaşam kültürünü ön plana çıkaracaktır.

Bu bağlamda 7 Ocak Genel Seçimleri sonrasında ortaya çıkan koalisyon iktidarı, meşverete, diyaloga, müzakereye olan ihtiyacı ve ‘çoğunluğun sınırlı bir egemenliğe’ sahip olduğunu hükümet ortaklarına gösterecektir. Siyaset kurumu olarak başaramadığımız fakat başarmak zorunda olduğumuz diyalog, bireyi kendi konumunda kabul, istişare, müzakere gibi faktörler aynı ortak alanı paylaşmamızdan doğan insani zorunluluklardır. Bu zorunlulukları istenilen düzeyde temsil ettiğimiz söylenemez. Siyasi çekişmeler, parlamento içi kavgalar, hesap vermekten kaçan idareciler, şeffaflıktan uzak uygulamalar, rüşvetler, adam kayırmalar vs daha birçok gayri ahlaki ilişkiler toplumdaki bağlara çok büyük zarar vermektedir. Meşverete, ortak akla, müzakereye yer vermeyen iktidarların, dayanışma içinde bir toplum arzulaması oldukça gülünçtür. Meclis toplumun aynasıdır. Küpün içinde ne varsa dışına o sızarmış. Meclis, halk iradesinin temsil mekanı olması dolayısıyla diyalogu, dayanışmayı ve müzakereyi esas almalıdır. Bu insani değerler ideal bir şekilde temsil edilemezse toplumsal gerilimler kaçınılmazdır. Bu manada yeni kurulan dörtlü koalisyon hükümeti parlamento içi gerilimi yükseltecek ‘mücadeleci’ söylemlerden uzak, müzakereci ve herkesin fikrine saygılı olmak suretiyle diyaloga açık olmalıdır. Önemli olan koalisyon hükümetinin‘birlikte yaşam kültürünü sürdürebilme gerekliliğine olan inancını ve cesaretini yitirmemiş olmasıdır. Sonuç olarak denilebilir ki; çoğunluğun tercihi ile iktidara gelen siyasal parti veya partilerin, herkesi kendi konumunda kabul edip evrensel insani değerleri adil bir şekilde yaşatabilmesi ve ötekileştirmeye sebebiyet verecek eylem ve söylemlerden uzak durabilmesi ancak ve ancak ‘demokratik kültür’ün temsiliyle mümkündür.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık