• 12 Temmuz 2018, Perşembe 9:12
KyriacosDJAMBAZIS

Kyriacos DJAMBAZIS

Erdoğan, De Gaulle, Kıbrıslı Cumhurbaşkanı ve Kilise

Yazmaya başladığım dönemden beridir olayların aktarılması, diyalektik görüşleri belirtme ve fikirlerimi analiz etme hususlarında hep nesnel olmaya çalıştım, objektif olmak istedim. Peki, durduk yere bunları neden yazıyorum? Toplumumuzun medyasının Erdoğan’a yakıştırmadığı olumsuz ifade, yapmadığı “etiketleme” kalmadı. Anayasayı değişmekle ve parlamenter olan yönetim şeklini başkanlık şekline döndürmekle eleştiriyorlar. Başka bir deyişle, daha önce başbakanda olan ve meclis tarafından denetlenen birçok erk cumhurbaşkanının altına serildi. Tarih boyunca bu gibi birçok duruma rastladık. Avrupa’da ülkesindeki yönetim şeklini değiştiren son kişi General De Gaulle idi. 4. Fransa Cumhuriyeti Parlamenter bir yönetim şekline sahipti ve De Gaulle referandumla bunu Cumhurbaşkanlığı yönetim şekline dönüştürmüştü. Bu şekilde bugünkü Fransa 5. Cumhuriyet olarak tanımlanmaktadır. Bu olay De Gaulle için kolay bir mesele değildi. Demagoji ve antikomünizm doruktaydı. Kıbrıs Cumhuriyeti de Cumhurbaşkanlığı sistemidir. 1963 yılından sonra zorunluluk hukuku ile Cumhurbaşkanı’nın yetkileri oldukça genişletildi, bugün Erdoğan’ın sahip olduğu yetkilerden çok daha fazladır. Denetimi de yoktur, dengeleyici güç de yoktur. İmparator yetkileri gibidir.

Erdoğan bir demagogdur ve kullandığı retorik net biçimde popülisttir. Muhalefeti sindirmek adına anti demokratik araçları sınırsızca kullanıyor. Gazetecilerin ve entelektüel dünyanın hapsedilmeleri esas tercihtir. Seçimler Olağanüstü Hal durumunda yapıldı ve bunun anlamı vatandaşların haklarının Erdoğan rejiminin kontrolü altında olmasıydı. Politikalarını ilerletmek ve iktidarını berkitmek adına dini kullanıyor. Din, dini kitleleri kendi tarafında tutmak adına başvurduğu efektif bir silahtır. Neyse ki Kuzey Kıbrıs’ta Kıbrıs Türk toplumunun İslamlaştırılmasına karşı duran ve eylemler düzenleyen güçler vardır.

Uygulanan bu taktik biz Kıbrıslılara yabancı değildir. Makarios da dini kullanmıştı, kendisinden sonraki başpiskoposlar da Kilise’nin ve kendilerinin çıkarlarını korumak adına aynı yolu izlediler. Kıbrıs Kilisesi siyasete doğrudan karışmakta ve gerek Cumhurbaşkanı’nın seçilmesinde gerekse atayacağı bakanlarda belirleyici bir rol oynar. Kıbrıs’taki derin devletin önemli en önemli ayağıdır. Bunu hükümetler de kabul ediyor ve toplum tepki vermiyor. Maalesef biz Kıbrıslı Rumlar bunları analiz etmiyoruz ve gerekli sonuçları çıkarmıyoruz. Beytüllahim’den gelen ışığı “kutsal” olarak kabul ediyoruz. Kilise önderleri “kutsal” kemikleri taşıyorlar ve binlerce inançlı kişi bunlara mucizevi şeyler olarak tapınmaya gidiyorlar, küçük yardımlarını da yapıyorlar. Kıbrıs Rum eğitiminde işlenen dini fanatizm İslami fanatizmden daha az tehlikeli değildir.

Erdoğan Kıbrıs’a geldi, çünkü her yeni seçilen jest olarak bu adaya gelir. Bunun karşıtı olarak, bizim Cumhurbaşkanımızın da ilk yurtdışı ziyaretinin Yunanistan’a yapılması alışılagelmiştir. Ortodoks kilisesi liderimiz Lefkoşa şehrinin göbeğine en büyük tapınağı inşa etme kararı aldı. Yunan Cumhurbaşkanı’nın Erdoğan gibi bu tapınağın açılışını yapmak üzere davet edilip edilmeyeceğini bilmiyorum. Sonuçta Kıbrıslı Türklerin tepkileri sonucunda Erdoğan fikir değiştirdi. Caminin açılışını yapmadı. Şimdi bu büyük camiyi gören bizim başpiskoposumuz aynı büyüklükte bir kilise yapmak için izin isteyebilir. Neden olmasın? Ona engel olan makamlar mı vardır? İyi de, Müslümanlık ortaya çıkmadan önce antik kültürü mahvedip yerine dini fanatizmi koyanlar Hıristiyanlar değil miydi? Kim engelleyebilir ki başpiskoposu? Dinle iç içe olan Kıbrıslı Rum toplumu mu?

Bu olaylarla ilgili düşüncülerim bunlardır ve sizlerle paylaşmak istedim. Sözler, planlar ve icraatlar ile ilgili bir kıyaslama yapmanın şart olduğu kanısındayım. Herkes kendi sonucunu çıkarabilir. Ben düşüncelerimi sıralıyorum ve sorgulamaya çalışıyorum. Yazdıklarımla hemfikir olmak veya bunlara karşı çıkmak hakkınızdır. Bana sövecek olanlar da çıkabilir. Seviyeleri bu düzeydeyse bana sövmek de haklardır.

Maalesef bu ülkede siyasi yaşamımıza hâkim olan unsurlar kabadayılık, bağırıp çağırmalar ve hakaretlerdir. Kimsenin belirlenmiş tarihin ötesine geçip sorgulayıp araştırıp bunu ortaya koymasına izin verilmiyor. Böyle bir şey Kilise ve siyasi ağalar tarafından kurulan anlatıda çatlaklar oluşturur çünkü. Demokrasi ve bir değer olarak demokratik diyalog da bir köşede beklemeye bırakılır. Tarihi “gerçekten” şüphe edilmesi şarttır ve eleştirel düşüncenin faaliyete geçmesi, siyasi ve kişisel yaşamın tüm alanlarında uygulanması gereklidir. Bu ilkeler yaşam verir ve insanı kendine getirir. Kişiyi sade bir pasif kabul edici konumundan fikir ve öneri yaratıcısı konumuna getirir. Deneyiniz. Olur.

Not: Geçtiğimiz haftaki makalemde hikâyesini kaleme aldığım Ayşe Er, yaptığı bir takım açıklamaların makalede doğru yansıtılmadığını belirtti. Belirttiği doğruysa ve bir soruna yol açtıysam kendisinden özür diliyorum.
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 13 10 2 1 17 32
2 YENİCAMİ AK 12 9 2 1 18 29
3 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 12 7 0 5 9 21
4 CİHANGİR GSK 12 6 3 3 2 21
5 TÜRK OCAĞI LİMASOL 12 6 2 4 9 20
6 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 12 6 2 4 1 20
7 GÖNYELİ SK 12 6 1 5 4 19
8 LEFKE TSK 13 5 4 4 0 19
9 BAF ÜLKÜ YURDU 12 5 3 4 8 18
10 ÇETİNKAYA TSK 12 5 3 4 0 18
11 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 12 2 7 3 -10 13
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 12 2 4 6 -8 10
13 BİNATLI YSK 12 3 1 8 -10 10
14 GİRNE HALK EVİ 12 2 1 9 -9 7
15 ESENTEPE KKSK 12 2 1 9 -15 7
16 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 12 1 4 7 -16 7
yukarı çık