• 13 Haziran 2018, Çarşamba 9:18
KyriacosDJAMBAZIS

Kyriacos DJAMBAZIS

Neden askeri birlik istiyorum?

Herhangi bir kimsenin Kıbrıs’ta Türkiye ve Yunanistan’ın az sayıda askeri birliklerini benimsiyorum demesi zordur. Ben bunu utanmadan sıkılmadan söylüyorum ve kamuoyunda da açıkça savunuyorum. Retçilerin beni “hain” olarak damgalamalarından korkmuyorum. Bu retçiler sözde vatanseverlik yapıyorlar, vatanseverlik oyunu oynuyorlar ve çözüm istememeye devam ediyorlar, iki kesimli iki toplumlu federasyonu reddetmek ve statükodan sonraki en iyi ikinci seçenek olarak taksim ve iki devletliliği öne çıkarmak suretiyle işgali kalıcılaştırıyorlar. Ben konferansta üzerinde uzlaşmaya varılacak bir dönem için askeri birliklerin mevcudiyetlerini istiyorum. Kıbrıs’ın nüfus yapısının çok kültürlü olduğunu, Kıbrıs’ta etnik grupların ikamet ettiklerini öğreneceğimiz zamana kadar askeri birliklerin mevcudiyetlerini istiyorum. Bu etnik grupların barış içerisinde bir arada yaşamayı, kaderlerini ortak bir şekilde tayin etmeyi ve adayı ortaklaşa yönetmeyi öğrenmeleri gerekir. Eğer bu ülkeyi serbestçe yönetmesine izin verilirse Kıbrıs Rum çoğunluğun 1963 yılında yaptıklarını tekrarlamayacağına dair güvenim yoktur. Normal bir devlet olana kadar Yunanistan ve Türkiye’nin askeri birlikleri zorunlu bir unsurdur.

1974’te başımıza nelerin geldiğini gördük ama ders çıkarmadık. Aklımızı işletip derhal çözümler üretmedik. Sorunu öylece bıraktık ve statükonun içine battık, Kıbrıs denilen “çamaşır makinesinden” çıkan rahat paranın tadını çıkardık. Bugünse Avrupa Birliği’nden ötürü çamaşır makinesinin işlevleri sınırlandırılmış durumdadır. Şimdiki durumda ise çok bilmişler pasaport satma, sıkışık yapılaşma ve kulelerin satılması yollarını keşfettiler. Bu şekilde çözümü ikinci kez “çimentoluyorlar”. Maddi bunalım milliyetçiliğimizi artırdı, bunun sonucunda siyasi körlüğümüz de arttı. Bu durum Kıbrıslı Türklere karşı gerçekleştirilen birçok olayda da meydana çıkmaktadır. Polisimiz ve hükümetimiz bu olayları “münferit olaylar” şeklinde nitelendirmektedirler. Hükümet kendisinin görüp, kabul edip Kıbrıslı Türklere saldıranların kim olduğunu bildiği halde, o kişileri mahkeme önüne çıkaracağına dair söz verdiği halde maalesef davalar Kıbrıs Rum adaletinin takvimleri içerisinde kaybolup gittiler. Kimse Kıbrıslı Türklere karşı yapılan saldırılardan ötürü yargılanmadı. Bunun sebebi, bu davaların “ötekiler” ile ilgili olmalarıydı. 1963 ile 1974 arasında bu “ötekileri” Kıbrıs tarihinin bir köşesine itmiştik. Onları görmüş ama önemsememiştik. Onlar vardılar ve bu adada yaşıyorlardır ama liderlerimiz sadece Kıbrıslı Rumların olduklarını varsaymaktaydılar. Kıbrıslı Türkler parazitlerdi. 1974 yılında faşist gruplar devleti mahvettiler ve onlara “zeytin dalı” verildi. 2013 yılında ülkenin ekonomisi çöktü ve halen suçlular aranıyor. Kokuşmuş bir elit hüküm sürüyor ve bu elitin ekonomik çıkarları halkın geleceğinin birlikte görülmesine meydan bırakmıyor.

Milliyetçi ekstremizmin şiddet biçimlerine götürmesi olasıdır. Çözüm durumunda, federal devletin işleyişi esansında da sorunların ortaya çıkması için çok kişiye gerek yoktur. 1960 yılına vardığımızda iki toplum bağımsız iki toplumlu ortak yönetilecek bir anlaşmaya imza koymuştu. Üzerinde birlikte çalıştığımız Anayasaya uyulacağına yemin edilmişti. Daha imzanın mürekkebi kurumadan ENOSİS flamaları açılmıştı. O dönemde ENOSİS için mücadele edenlerin başını devletin Cumhurbaşkanı olan Başpiskopos Makarios çekiyordu. Makarios’un hülyası sadece Kıbrıs’ı değil, Yunanistan’ı da yönetmekti. Makarios’un bakanları, yani Lefkoşa Belediye Başkanı Themistoklis Dervis’in o dönemde nitelediği üzere “çocuk korosu” ise “self determinasyon - ENOSİS” hülyasına karşı çıkan Kıbrıslı Türkleri ortadan kaldırmak üzere paramiliter örgütler kurmak suretiyle Makarios’a bu yolda yardımcı olacaklardı. Çok uluslu devletlerde genellikle çoğunluk sorun yaratır. Bunun sebebi, etnik azınlığın imtiyazlara sahip olduğu ve çoğunluğun kararlar alıp uygulamasını engellediği yönündeki görüşüdür. Kıbrıs Rum çoğunluğu, Kıbrıslı Türklere siyasi eşitlik sunan toplumsal hakları Kıbrıslı Türklerin elinden almayı arzuluyordu.

Kıbrıs Rum liderliği Zürih – Londra anlaşmalarını ve Anayasayı ortadan kaldırmış, Rum Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Bugünkü retçi güçler bu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kökleşmesini ve kalıcılaşmasını istiyorlar. Retçi güçlerin başında Türk yiyicisi Tasos Papadopulos’un oğlu Nikolas Papadopulos vardır. Kendilerini “sosyalist” olarak tanımlayan M. Sizopulos liderliğindeki bordo berelilerin “değerli” varisleri; ENOSİS için Atina’nın Sindagma Meydanı’nda kendi kendini yakmaya hazır olan Eleni Theoharus ve ekolojiyi bir kenara bırakıp siyasetle uğraşan popülist Perdikisise Nikolas’ın destekçileridir. Kıbrıs Rum toplumu lideri Nikos Anastasidis de son dönemde bunlara yakın durmaktadır. Onunla birlikte yürüyen birçok kişi son dönemde iki devlet oluşturulması fikrini ortaya koymaktadırlar. İstiflerini bozmaksızın demagoji yapmak suretiyle üniter bir Kıbrıs Devleti’nde Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamaya hazır olduklarını savunuyorlar. Sayın Anastasidis’in kendi kendine söylediklerini kamuya açık bir şekilde söylemeye cesareti yoktur.

Dış bağımlılıktan tamamen kurtulmak için, sadece Kıbrıslı Türklerin değil, hepimizin sütten kesilmemiz için belli bir süreliğine sembolik bir Türkiye ve bir Yunanistan birliğini kabul ediyorum. Hatta milliyetçi çığırtkanlığı ve savaş tamtamlarını bir kenara bırakıp birlik istemezse Yunanistan’ın olmadığı, sadece Türkiye’nin askeri birliğinin olduğu durumu da kabul ederim. Ortaya koyduğum bu duruş, taksimin kalıcılaşmasına ve Afrodit’in adasında Türk ordusunun süresiz olarak kalmasına karşı vatansever bir duruştur. Bugünkü veriler bunlardır. BM Genel Sekreteri Sayın Guterres de bu yönde bir değerlendirme yapmış ve Türk ordusunun çekilmesine ve normal bir devletin kurulmasına götürecek altı ana dayanak belirlemişti. Çözüm orada duruyor. Yeter ki Kıbrıs Rum toplumu ve siyasi liderleri ülkenin ve ülkede yaşayanların çıkarlarını toplumsal çıkarlarının üzerine koysunlar.

Yaklaşık iki asır önce Yunan şair Kalvos, “özgürlük erdeme ve cesarete muhtaçtır” yazmıştı. Biz Kıbrıslı Rumların lideri bu özelliklere sahip midir, yoksa onu kontrol altına alan milliyetçi sendromlar mıdır?

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 13 10 2 1 22 32
2 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 13 10 2 1 17 32
3 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 12 7 0 5 9 21
4 CİHANGİR GSK 12 6 3 3 2 21
5 ÇETİNKAYA TSK 13 6 3 4 1 21
6 TÜRK OCAĞI LİMASOL 12 6 2 4 9 20
7 GÖNYELİ SK 13 6 2 5 4 20
8 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 13 6 2 5 -3 20
9 LEFKE TSK 13 5 4 4 0 19
10 BAF ÜLKÜ YURDU 12 5 3 4 8 18
11 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 12 2 7 3 -10 13
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 12 2 4 6 -8 10
13 BİNATLI YSK 12 3 1 8 -10 10
14 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 13 1 5 7 -16 8
15 GİRNE HALK EVİ 13 2 1 10 -10 7
16 ESENTEPE KKSK 12 2 1 9 -15 7
yukarı çık