• 12 Eylül 2018, Çarşamba 8:55
KyriacosDJAMBAZIS

Kyriacos DJAMBAZIS

Yönetimin gasp edilmesi ve Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi

Türkiye’yi sarsan kur ve döviz krizinin uzantısı olarak Kıbrıs Türk toplumunu derin sıkıntıya sokmuş olan derin ekonomik kriz Kıbrıs Rum toplumunu da ciddi ölçüde endişeye sevk etmeliydi. Maalesef egemen çevrelerin algısında hâkim olan dar görüşlülük ve sınırsız milliyetçilik bu çevrelerin mantık çerçevesinde ölçüp tartmalarını ve rasyonel sonuçlara varmalarını engelliyor. Krizin kendilerine yeniden kabul edilemez öneriler sunma fırsatını sunduğunu ve Kıbrıs Türk liderliği ile Türkiye’nin bu önerilere boyun eğmek durumunda kalacağını varsayıyorlar. Bu doğrultudaki eğilimler resmi ağızlardan yapılan genel açıklamalardaki gizli imalardan çıkarılabilir. Türkiye’nin yüzünü Avrupa Birliği’ne dönmesinin, Türkiye’yi ülkemizin yeniden birleşmesi için dayatılan Kıbrıs Rum taleplerini kabul etmek durumunda bırakacağını ima ediyorlar. Kıbrıslı Rum milliyetçi çevreler, Kıbrıslı Türklerin yeniden birleşmeyi yalnızca ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldıklarında adanın yeniden birleşmesini hatırladıklarını ifade ediyorlar.Hepimizin hatırladığı ise, 2004 yılında “hayır” sloganının hüküm sürdüğü ve baş retçi Tasos Papadopulos’un gözyaşlarının ardında “fakir ve tembel Kıbrıslı Türkleri beslemeyeceğiz” sloganı öne çıkıyordu. Diğer bir ifadeyle, içeriği farklı olsa da hedefi aynı olan sloganı geri getiriyorlar: Ülkemizin ve yurttaşlar toplumunun yeniden birleşmemesi…
Maalesef devlet liderliğimiz uluslararası piyasada Kıbrıs kimliğini elinde tutarken, siyasi örgütlerin kurulup ülkemizdeki siyasi oluşuma katılmalarına izin verirken, yabancı birliklerin daimi mevcudiyetlerine (bunları üs diye tanımlamıyor) dair askeri kolaylıklar sağlarken altın kesiti bulup ülkeyi yeniden birleştiremiyor. Açıkladığı silahlanmalar ebediyetin yarısını aşmış olan sorunun çözümüne dönük bir niyet içermiyor*. Maalesef, Fransa ile Kıbrıs arasındaki askeri anlaşmalara ilişkin Anastasiadis Hükümeti’nin yaptığı açıklamalara tepki göstermesi gerekenlerden “tıs çıkmadı”. Yurttaşım Ö. Nami’nin 9/9/2018 tarihinde Politis gazetesinde yayınlanan röportajında ifade ettiği, Kıbrıs Rum devleti liderliğinin BM parametrelerini gerçekte olduğundan çok farklı yorumladığı yönündeki görüşüne tamamen katılıyorum. Bütünlüklü bir sona götüren uzun süreli bir görüşme sonucunun nihai sonucu olarak değil, yeni tur görüşmelerin bir başlangıcı olarak yorumluyor. BM Özel Temsilcisi Lute’a ne yanıt verdiği bilinmiyor. Görüşmelere Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmeye hazır olduğumuz şeklindeki genel yanıt genelleştirmekten ve içeriksiz bir yanıt vermekten başka bir şey değildir. Her şeyden önce, Guterres’in toplum liderlerinden istediği şey bu değildir. Guterres, ortak bir karar ve yeni bir konferansın düzenlenmesi için ortak bir çağrı istemişti. Ayrıca, yıldız koymadan, kendi yorumlamaları olmadan parametrelerin kabul edilmesini de talep etmişti. Parametrelere tarafların yapacakları kendi yorumları kaçınma ve parametrelerin çarpıtılması anlamına gelir. 
Kıbrıs Rum devlet liderliğinin kullandığı korkunç demagoji mağduriyet retoriğinden ibarettir: Biz bu durumda mağdur olanız; biz bu mağduriyete müthiş bir sabır ve iyi niyetle tepki verdik; biz halkın bütününü temsil ediyoruz; Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızın çıkarlarını da temsil ediyoruz. Bunları ifade ederek içte kibir ve milliyetçi önyargılar işlenmekle birlikte uluslararası oyuncular tarafından ciddiye alınmamaktadır. Uluslararası oyuncular Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetimini gasp ettiğini ve Kıbrıs Rum Kıbrıs Cumhuriyeti’ne çevirdiğini çok iyi biliyorlar. BM Genel Sekreteri’nin “normal” bir devlet inşa etmekten bahsetmesi tesadüf değildir. Tabiatıyla, bunu söylerken Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “normal” bir devlet olmadığına işaret ediyordu.
Eylül ayı siyaseten çok sıcak bir ay olacak. Kıbrıs’ın kaderi tayin edilecek. Gerek Kıbrıslı Rum müzakerecinin gerekse birçok diplomat ve politikacının dile getirdikleri gibi, statüko bir yarım asır daha süremez. Bu ay “hüküm verilecektir”. İyimser miyim diye sorarsanız, sizi ‘zor’ yanıtlarım. Ancak gelişmelerin beni haksız çıkarmasını ve küçük yurdumuzun yeniden birleşmesini umut ediyorum.
*Not: Tarihe atıfta bulunacak olursak, Panama Kanalı’nın yönetilmesine ilişkin Panama ve ABD arasında imzalanan anlaşmada her paragrafın sonunda “ebediyen” kelimesi vardı. Asrın (100 yılın) bitmesi ile birlikte, iki ülke “ebediyen” kelimesinin 100 yıl anlamına geldiği hususunda uzlaştı ve bu şekilde yeni asırda kanal Panama’ya devredildi.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 TÜRK OCAĞI LİMASOL 1 1 0 0 2 3
2 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
3 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
4 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
5 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
16 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 1 0 0 1 -2 0
yukarı çık