• 10 Eylül 2018, Pazartesi 8:46
Prof. Dr. MehmetHASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Haşhaş krizi, Rahip Brunson komplosu ve Kıbrıs ayracı!

   Duygu Sağıroğlu’nun yazıp yönettiği 1975 tarihli “İnsan Avcısı” filmini görenler hemen hatırlayacaklardır. Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı Komiser Metin, filmde yapılan tarifle “Rum asıllı CIA ajanı” olan Toma Formas’ı dev kütükleri ikiye ayıran bir hızarın yürüyen bandına bağlar. Sonra makinenin kumandasını eline alıp inceler: “Made in U – SE – A! Şu Amerika ne büyük devlet. Ne biçim makineler yapıyor adamlar. Bas düğmesine şıp çalışsın.” Dediğini yapar, düğmeye basar. Haddinden fazla vahşet yüklü sahne Toma Formas’ın çığlıklarıyla son bulur.
   Filmde Amerika’daki Rum lobisi ve CIA el ele veriyor, İstanbul narkotik polisiyle birlikte çalışmak üzere Rum asıllı iki ajanı Türkiye’ye gönderiyorlardı. Yerli işbirlikçi bir Türk işadamının fabrikasında üretilen ampullerin içine eroin doldurup gemiye yükletecekler ve sonra da yakalatacaklardı. Böylece Amerikan ve dünya kamuoyu Türkiye’nin uyuşturucu ticaretine göz yumduğuna ikna olacak hem Amerikan hükümeti hem de Rum lobisi bu işten kârlı çıkacaktı. Elbette geceleri evinde Ecevit’in kitaplarını okurken gördüğümüz Komiser Metin bu planı bozmasaydı.
 

Türk-Amerikan ilişkilerinde Haşhaş krizinin tarihi seyri… 
 

Bugün de Türkiye toplumuna egemen olan hava gibi “anti-emperyalizmle” “aşırı milliyetçilik” arasındaki ince sınırı aşıp tehlikeli sularda epey yalpalayan filmin çekildiği yıl iktidarda CHP – MSP koalisyonu vardı ve Amerikan karşıtlığı şimdiki gibi zirvedeydi. Bir yıl önce Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunulmuş. ABD, Türkiye’ye karşı silah ambargosu uyguluyor ve ilişkiler çok gergin. Ancak o zamanki krizin esas başlangıç noktası ve hatta ambargonun da esas sebebi Kıbrıs değildi. İlişkiler Kıbrıs’tan önce başka bir mesele yüzünden; Haşhaş Krizi sebebiyle bozulmuştu.
   Aslında haşhaş meselesi ABD ile Türkiye arasında neredeyse 1923’ten itibaren bir tartışma konusuydu. 1945’te İsmet İnönü 2. Dünya Savaşı ardından kurulan yeni dengede yer bulabilmek için haşhaş üretiminin kısıtlanacağı sözünü vermişti. 1959’da darbeyle devrilip idam edilmeden bir yıl kadar önce ABD’ye giden Adnan Menderes’in önüne gene bu haşhaş mevzuu konmuştu. 1969’da Süleyman Demirel hükümeti, U2 casus uçaklarının Türkiye üzerinden eski SSCB’ye uçmasına karşı çıktığında gene haşhaş meselesi masaya sürüldü. Demirel hükümeti 1971’de 12 Mart Muhtırası ile devrildi. Kurulan Nihat Erim kabinesinin ilk icraatlarından biri haşhaş ekiminin yasaklanmasıydı. Erim, bu kararının ardından 1972’de Beyaz Saray’da Nixon tarafından muhabbetle ağırlandı. Bir tür ödüllendirildi!...
   1972’de Nixon’ın başı Watergate olarak anılan Amerikan siyasi tarihinin en büyük skandallarından biriyle beladaydı. Demokrat Parti merkezine hırsız görünümlü adamlar sokulmuş, her yere dinleyici yerleştirilmişti. Nixon olaydan kurtulmak için uzun süre direndi. Ancak 1974’e gelindiğinde artık sona gelindiği anlaşıldı. Amerikan tarihinde ilk kez bir başkanın görevden alınması açıkça dillendiriliyordu. Tam o sırada Nixon’ın imdadına Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit’in yeni kararı koştu! Ecevit haşhaş ekimini serbest bırakmıştı. Nixon kamuoyunun dikkatini dağıtmak için Amerikan gençliğini zehirleyen keyif verici maddelerin hammaddesinin en büyük üreticisi Türkiye’yi hedefe koydu. Üstelik Soğuk Savaş’ın zirvede olduğu o günlerde ortada bir de Ecevit gibi sola yakın bir lider vardı.
 

ABD Sultan Ahmet Camii’ni bombalayacaktı!
 

Öyle böyle değil, sonuçta Nixon’ın azledilmesine engel olunamasa da 6. Filo’yu Boğaz’a dayamaktan ve hatta Sultan Ahmet Camii’ni bombalamaktan söz edecek kadar işi çılgınlığa vardıran senatörler çıktı. 1 Temmuz 1974’te haşhaş ekimi serbest bırakılır bırakılmaz ABD’nin Türkiye’ye yönelik silah ambargosu uygulamaya kondu. Bütün bu gelişmeleri pür dikkat izleyen birileri daha vardı elbette: Atina’daki ABD destekli faşist Yunan Cuntası. Bu krizi bir fırsat olarak gördüler muhtemelen. Belli ki Amerikan Devleti’nin içinden birileri de kendilerine yol verdi ve Kıbrıs’ta 15 Temmuz darbesi tertiplendi. Ve 20 Temmuz günü Türkiye adaya asker çıkardı. Televizyonlarda Kıbrıs konusunda uzman oldukları iddiasıyla konuşturulan akademisyen ya da gazeteci unvanlı birtakım zevatın Türkiye’nin Kıbrıs çıkartması sebebiyle ambargo yediği şeklindeki yalan yanlış konuşmalarına akıl sır erdirmek zor olsa da Türkiye Kıbrıs’a çıktığına ambargo zaten yürürlükteydi.
   Peki bugün bütün bu eski hikâyelere neden girdik? Türkiye – ABD ilişkilerinin kopma noktasına geldiği günümüzün o eski devirle bir benzerliği var mı? Brunson adlı bir rahibin tutuklanmasıyla alevlendiği söylenen bugünkü krizin o zamanın haşhaş kriziyle içeriği pek benzemiyor elbette. Ama aktörler aynı. Ve Trump’ın başı aynı Nixon gibi birtakım gizli kapaklı işler çevirmek, Rusya’yla usule uymayan bazı ilişkilere girmekten dolayı belada. Aynı Nixon gibi Trump’ın da Amerikan halkının çıkarlarına zarar verdiği iddia edilen bir Orta Doğu ülkesinin burnunu sürtülmesinin gerektiği şeklinde yazılmış bir hikâyeye çok ihtiyacı olabilir.
 

Her şeyi Kıbrıs’a bağlıyorsunuz diyen cahiller kim?!
   Oldu olacak bu hattan devam edip konuyu, “Her şeyi de Kıbrıs’a bağlıyorsunuz olmaz ki!” diyebilecek olan özellikle Türkiye’nin Kıbrıs cahili uzmanlarına inat kendimize getirelim. Acaba aynı bir zamanlar Yunan Cuntası’nın yaptığı gibi bugünün Rum siyasi eliti “Türk – Amerikan” krizinden fırsat çıkarmaya kalkar mı? Mesela son günlerin önemli gündem maddesi doğalgaz meselesinde. Elbette 1974’teki gibi çılgınlıklardan bahsetmiyorum. Ama ABD Kara Kuvvetleri Komutanı’nın son ziyaretinin ardından yüzlere yayılan ve fotoğraflara yansıyan o gülümsemelerden huylanmıyor da değilim. Ama bir anda ortaya çıkacak ve gerginlik yaratacak tuhaf politik hamleler beni hiç şaşırtmaz sanırım.
   Ecevit, Nixon’ın indirilmesinin ardından yapılan seçimlerde göreve gelen Carter’la görüşmeye gittiğinde Türkiye ekonomisi şimdiki gibi dibe vuruyordu. Ecevit’in yıllar sonra aktardığına göre Carter, masaya haşhaş meselesinin yanında bir de Kıbrıs’ı koymuş ve aynı zamanda da IMF’yi işaret etmişti. Dediğimiz gibi, içerik farklı olsa da bazı durumlar çok benzer. Ve üstelik bugün Türkiye hariciyesinin o zamanınki kadar deneyimli ve işinin ehli kadrolara sahip olmadığını, hatta Türkiye’nin o günün demokratik şartlarından bile bugün geride kaldığını söyleyenler çıkabilir. Bazı açılardan hak da vermek mümkün. Ama unutulmaması gereken bir şey daha var. Kişisel olarak onaylayıp onaylamıyor olmanızdan bağımsız ve nesnel olarak baktığınızda kabul edeceğiniz bariz bir gerçek var: Türkiye’deki iktidar, halkın çoğunluğunun son derece inançlı büyük bir desteğine sahip. Buna bir de diğer taraftaki muhalif kesimin içinde yer alan ve böylesi bir uluslararası kriz anında “ulusalcı – milliyetçi” duyguları ağır basacak olan azımsanmayacak kitleyi ekleyin.
   Karamsarlığa ve felaket tellallığına mahal yok ama önümüzdeki günler yaz bitmesine karşın iyiden iyiye çok daha sıcak geçebilir. İçine düştüğümüz bu ekonomik girdabın yanı sıra Ada’ya damga vuracak politik bir atmosfer tansiyonlarımızı daha da yükseltebilir. Yanılırsam ne güzel olur!

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 8 8 0 0 18 24
2 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 8 6 1 1 10 19
3 BAF ÜLKÜ YURDU 8 5 2 1 12 17
4 CİHANGİR GSK 8 4 2 2 2 14
5 TÜRK OCAĞI LİMASOL 8 4 1 3 8 13
6 GÖNYELİ SK 8 4 1 3 2 13
7 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 8 4 0 4 6 12
8 BİNATLI YSK 8 3 1 4 -3 10
9 GENÇLİK GÜCÜ TSK 8 2 3 3 -2 9
10 LEFKE TSK 8 2 3 3 -4 9
11 ÇETİNKAYA TSK 8 2 3 3 -6 9
12 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 8 2 2 4 -4 8
13 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 8 1 5 2 -8 8
14 GİRNE HALK EVİ 8 2 0 6 -5 6
15 ESENTEPE KKSK 8 1 1 6 -13 4
16 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 8 0 3 5 -13 3
yukarı çık