• 04 Haziran 2018, Pazartesi 10:35
Prof. Dr. OğuzKARAKARTAL

Prof. Dr. Oğuz KARAKARTAL

Kayıp Adalarımız: Türk Edebiyatı ve Rodos

Ege denizinde “On iki ada” diye isimlendirilen adalardan biri olan ve Anadolu’ dan 12 mil uzaklıkta bulunan Rodos’un Türk kültür ve edebiyatında önemli bir yeri vardır. Türkler Akdeniz’de fetihlere girişirken en güçlü mukavemetle Rodos’ta karşılaşmışlar, 1522’de Kanuni Sultan Süleyman adayı Osmanlı topraklarına katmış ve Osmanlı egemenliği 1911’de İtalyanların Rodos ve öteki adaları işgallerine kadar dört yüzyıla yakın sürmüştür.

Rodos fethedilene kadar Saint Jean Hıristiyan şövalyelerinin, yani Haçlı kuvvetlerinin Türkleri rahatsız ettikleri bir nokta, bir kale görümündedir. Adanın fethiyle hem Anadolu kıyılarındaki Türklerin Haçlılarca rahatsız edilmesi engellenmiş, hem de Akdeniz ticaret yolu güven altına alınmıştır. 1911 İtalyan işgali Osmanlı-Türk aydınları ile kamuoyunun ilgisini Rodos’a daha çok yöneltmiş ve bu ilgi Rodos ve On İki adanın II. Dünya Savaşı’ndan sonra İtalyanlardan Yunanistan’a teslimine kadar sürmüştür. 1960’lardan sonra ve günümüzde ise ilgi Kıbrıs adasınadır.

Osmanlı-Türk aydınlarının Rodos üzerinde bu kadar hassasiyetle durmalarının sebebi basittir. Tıpkı Girit gibi Rodos da Osmanlı fethinden sonra Türkleştirilmeye başlanmış, adanın her tarafı Türk-İslam mimarisinin örnekleriyle bezenerek Rodos Türk nüfusunun da bulunduğu bir ada, Osmanlı toprağı halini almıştır. 1912-1913 Balkan Savaşı sonrasında bile Rodos’un yerli halkı içinde Türklerin sayısı kabarık bir halde bulunmaktadır. Bu durumda Rodos’un İtalyan işgalinden kurtularak yeniden Türk hakimiyetine dönmesi için Türk kamuoyu ve aydınları arasındaki arzu, Cumhuriyet sonrasında da sürmüştür. İtalyanlar Lozan antlaşmasında Rodos ve On İki adayla ilgili 1920 tarihli Sevr antlaşmasına koydurdukları, “Türkler, Cezayir-i Bahr-i Sefid adaları Stampalia, Rodos, Harkit, Karpe, Kaşot, Piskopis, İncirli, Kalemnos, Leros, Patmos, Lipsos, Sömbeki, İstanköy adaları ile bu adalara tâbi diğer ada ve Kastellorizon yani Meis adası üzerindeki hukukî haklardan İtalya lehine feragat eder” şeklindeki maddeyi Lozan’da da hemen hemen korurlar. Moralı Amiral Arif Bey’in oğlu Ali Fuad, 1922’de yayımladığı Adalarımız Türkiye ve Anadolu’dan Ayrılamaz adlı kitapçığında bu duruma isyan eder. II. Dünya Savaşı yıllarındaki devlet politikaları, Türk kamuoyu ve aydınlarının geri dönüş isteğini sağlayamayınca Rodos ve On İki ada, Avrupa devletlerince 1947’de Yunanistan’a bırakılır. Şerafettin Turan, “Rodos ve On İki Ada’nın Türk Hakimiyetinden Çıkışı” adlı yazısında, 1947’den sonra Türkiye’ye göçlerle adadaki Türk nüfusu üç bin civarına indiğini söyler.

Ege ve Akdeniz adalarında yüzyıllardan beri Türk-Rum yani Hıristiyan-Müslüman mücadelesi yaşanmaktadır. İtalyanların Rodos ve On İki adayı işgalleri ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra onlar çekilince İngiltere tarafından Yunanistan’a verilmesi bu bakımdan anlam taşır. Türk tarihi içinde bu kadar önemli bir yere sahip olan Rodos’taki Türk kimliğinin bir yansımasını da edebiyatımızda buluyoruz. Ben bu yazıda Ahmet Midhat Efendi’nin Rodos sürgün günlerini anlattığı Menfa (1876) adlı eserinden adanın Yunanistan’a ilhak olunduğu 1947 tarihine kadar edebiyatımızda Rodos üzerine kısa bir gezintiye çıkmak istiyorum.
***

Osmanlı İmparatorluğu’nda Yemen ve Trablusgarp vilayetleri dışında Rodos ve Kıbrıs adaları sürgün beldeleri olarak karşımıza çıkar. Örneğin İran seferberliği yapan, ayyaşlık ve zina suçlamalarıyla geri çağrılıp hacegânlık kendisinden alınan ve 1809’da vefat eden ünlü şair Sünbülzâde Vehbi, Rodos kadılığına yollanmıştır. Nemçe Sefaretnamesi yazarı Ebubekir Ratip Efendi’nin 1796’da reisülküttap iken azledilip sürüldüğü ve sonra da idam edildiği yer yine Rodos adasıdır. Tanzimat dönemi yazarlarından Şemsettin Sami ise Cezayir-i Bahr-i Sefîd valiliğine atanan Sava Paşa’nın emrinde beş ay Rodos’ta kalır.

Tanzimat devri Türk basın hayatından çıkardığı gazete ve dergilerle adından söz ettiren Ebüzziya Tevfik, bilindiği üzere 1 Nisan 1873’te temsil edilen Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre piyesinde halkın tezahüratı ve Sultan Abdüllaziz’in bundan ürkmesi sonucunda gazeteleri kapatılarak Ahmet Mithat Efendi’yle birlikte Rodos’a sürülür. Hem Ebüzziya Tevfik hem de Ahmet Mithat Efendi Rodos zindanında yazdıklarını İstanbul’a yollayarak başka imzalar altında yayımlatırlar. Ebüzziya Tevfik, oğlu Ziya’nın adına yakın olacağı düşüncesiyle Ziya’nın babası anlamında Ebüzziya imzasını kullanır. Yeni Türk edebiyatının başlangıcında Rodos’la ilgili Ebüzziya Tevfik ile Ahmet Mithat Efendi anıları karşımıza çıkıyor. Her iki yazar da 1873’ten 1876’ya kadar bu adadaki yaşantılarını yayımlıyor; Ebüzziya Tevfik 1911 yılında Yeni Tasvir-i Efkar gazetesinde tefrika ederken, Ahmet Mithat ise hemen sürgün dönüşü 1876 yılında Menfa adıyla yayımlar.

Ahmet Mithat Efendi ile Ebüzziya Tevfik, Rodos kışlasında zindan gibi bir kaleye konurlar. Er ve zabtiyeler onların özel işlerini görecektir. Dikkati çeken bir nokta da adada görev yapan Osmanlı askerlerinin Kıbrıs Türklerinden seçilmesidir. Ebüzziya Tevfik her akşam iftardan sonra kütüphane memuru, tüccar, asker ve öğretmenlerden kurulu ufak bir toplulukla edebî sohbetler yapar. Ebüzziya Tevfik biraz ilerde söz edeceğimiz Ahmet Mithat Efendi’nin ada çocuklarına ders verme ve mektep kurma teşebbüsleri üzerinde de durur. O da zindan mahkûmlarının yaptıkları el işlerine, sigara kutularına Arap üslubunda resimler çizer ve bu kutular Mısır’da alıcı bulur. Böylece mahkûmlar tembellik ve kumar alışkanlığından kurtulurlar.

Ebüzziya’nın Rodos’la ilgili tespitleri arasında şehirde çakılcılığın, marangozluğun, bağcılığın, zeytin ve narenciyeciliğin yaygınlığı sayılabilir. Ebüzziya’ya göre Rodos’ta, Girit’te olduğu gibi Türklerle Rumlar arasında bir sürtüşme yoktur ve Rumlar ticaret süngercilikte, Türkler ise bakkallıkla uğraşmaktadır. Ebüzziya, Ahmet Mithat Efendi ile birlikte adada 1873-1876 yılları arasında üç sene kalmıştır ve onun verilerine göre, o tarihte yirmi altı bin nüfusu olan bu ada halkının 2500 kadarı Müslüman (Türk), 1000 kadarı Musevî, kalanı Rum’dur. Ebüzziya Tevfik, Yeni Osmanlılar Tarihi’ nden önce kendi çıkardığı Mecmua-i Ebüzziya’da “Rodos Mektupları” başlığı altında mektuplar yayımlamayı düşünmüş, ancak bunlardan sadece, Rodos’un güvercinlerini anlattığı birini neşretmiştir.

Rodos sürgünü sırasında Ebüzziya Tevfik ve Ahmet Mithat Efendi kendilerini insan eğitimi üzerine vermişler ve bunda da başarılı olmuşlardır. Rodos hayatının Ahmet Mithat Efendi’ye bir katkısı da Akdeniz’i tanıması ve bizde Türk medeniyetinin Akdenizli bir yönünün de bulunduğunu ilk keşfeden yazarlardan biri olmasını sağlamasıdır. Hasan Mellah ve Hüseyin Fellah romanlarında Akdeniz’deki ticaret ve korsanlık maceralarını hikâye eden yazar, Rodos sonrası romanlarında, örneğin Ahmet Metin ve Şirzat’ta mekân olarak Akdeniz’e önemli bir yer ayırır.

Rodos’ta resmî devlet göreviyle bulunan Türk aydınlarından biri diğeri Namık Kemâl’dir. Kıbrıs sürgününden döndükten sonra Namık Kemâl sırasıyla Midilli, Rodos ve Sakız adalarında görevalır. 1884-1887 yılları arasında ise Rodos mutasarrıflığını yürütür. Ebüzziya Tevfik ve Ahmet Mithat Efendi’nin hazırladığı zemin üzerine bazı şeyleri inşaya çalışır. Ancak Namık Kemâl’in meselelere yaklaşımı daha ciddî yönetici olmasından dolayı daha programlıdır. Namık Kemâl’in meselelere ciddi yaklaştığı, çözmeye çalıştığı ve proje ürettiği görülmektedir, Namık Kemâl devlet adamı gibi davranır. Ahmet Mithat Efendi, Ebüzziya Tevfik, Namık Kemâl’in Rodos’la ilgili anlattıklarından çıkan sonuç sudur: Osmanlı devleti Ege adalarını siyâsi-askerî güçle elinde tutmakta, oralara yerleştirdiği Türkler aracılığıyla adaları bir uç nokta-gözetleme kalesi gibi görüp başta Rodos olmak üzere bu adalarda yaşayan Türklerin eğitim ve din işleri başta olmak üzere çeşitli sorunlarının çözümünde belli bir plan-program uygulayamamaktadır. Bu başı boşluk da adalarda Türklerin aleyhine bir durum ortaya çıkarır.

Millî birliğini 1870’lerde kurup 1890’larda sağlamlaştıran İtalya diğer Avrupa devletleri gibi kendisine sömürgeler arar ve gözlerini Osmanlı devletinin Afrika kıtasındaki son toprak parçası Trablus ve Bingazi’ye çevirir. Zaten İtalyanlar “Banca di Roma” adlı bankalarıyla Libya’daki nüfuzlarını kuvvetlendirir ve Türkleri Trablus’u teslime zorlamak için Beyrut’u bombardımana tutup Rodos ve On İki adaya asker çıkarırlar. Rodos şehri, 1912 Mayısı’nda İtalyanların eline geçer. Yahya Kemal hatıralarında Rodos ve öteki Ege adalarının İtalyanlar tarafından işgalinden bahsederken: “Rodos ve İstanköy’ün ve diğer adalarımızın işgali bana Trablus’un işgalinden fazla tesir etmişti. Trablus ve Bingazi şöyle böyle Arap diyârıydı. Osmanlı tarihinde Cezayir, Tunus ve Trablus’a hiçbir zaman fazla bağlı kalmamıştık.” der. Rodos Türk kültür ve edebiyatıyla iç içedir ve onunla o kadar kaynaşmıştır ki Rodos kökenli Türk yazar ve kişilerin adına zaman zaman dönemin edebî Osmanlı dergilerinde rastlamak mümkündür.

Rodos ve On İki adanın İtalyanların eline geçmesinin ardından Rodos’un yeniden gündeme gelmesi Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonraya rastlar. Cumhuriyetten sonra Türk aydınları Rodos’un yeniden anavatana bağlanması ve oradaki Türklerin rahatlatılması için kamuoyu oluşturması amacıyla yazı ve eserler kaleme alırlar. Bu tür eserlerden birinde, Rüştü İlhan’ın “Rodos Sahillerinde” isimli şiirinde Rodos, esir bir yurt olarak nitelendirilir ve onun gördüğü rüyaların sonunun hayırlı çıkacağına inanç ifade edilir:

Kalbimde boş bir yer var, ne için, âh ne için?

Neden bu gece ruhum avutulmak istiyor?

Anladın âh bu hissi, ağladım için için

Ayaklarım altında esir yurdum inliyor.
Gözlerimde canlandı bu gece bin bir hayal

Elemlerle titredim bu ıssız sahillerde

İlk defa ben bu gece rûhumda duydum melâl

Anladım ki bu his de yaşarmış gönüllerde…

Çılgın mûsikîyle inliyor yine lodos

Kabaran dalgalarda bin şehit âhı saklı…

Acı rüyalarına dalıyor yine Rodos

Emin ol sevgili yurt, rüyan olacak tatlı.

Bir başka eserde, Faruk Gürtunca’nın “Rodos Özlemi” adlı şiirinde, Anadolu kıyılarından Rodos’a düşünen şairin duyguları şöyle dile gelir:
Nice Türk kanyonu akmış buradan

Ne sevinmişti bu yerler, nice yıllar önce

Ne övünmüştü bu toprak güzel ay-yıldızla

Yükselir ta boğazımdan heyecanım hızla!

Şanlı bir tarihin en sonda tecellisi bu mu?

Sıkarım engine hıncımdan o an yumruğumu!

Ey Rodos, ey sedef evlerle donanmış şen ada

Kendimiz burada, fakat kalbimiz ancak orada.

Taransa Yeni Türk Edebiyatı eserlerinde Rodoslu tiplere rastlanacaktır. Yüzyıllar boyunca maddî ve manevî alanda Türk kültürüyle beslenmiş Rodos’un az çok edebiyat ürünlerimizde yerini almış, ancak 1947’ten sonra Rodos ve On İki adanın İtalyan yönetiminden Yunanistan’ın idaresine geçmesi buralardaki Türk nüfusunu geriletmekle kalmamış, adalarda Türklere ait kültür izlerindeki azalmayı da hızlandırmıştır. Modern Türk edebiyatında Rodos’un tuttuğu yer de tarihi gelişmeye paralel II. Dünya Savaşı’ndan sonra azalır. Bununla birlikte Ege-Akdeniz adalarından göçen, kaçan veya mübadil Türklerinin torunlarının 1990’lardan sonra atalarına ait yerleri, ada Türklerini ve oralara ait anılarını edebiyata dökmeye başlaması gerçeği ile, yeni bir durumla da karşı karşıyayız. Türk edebiyatında “sürgün yeri, Akdeniz beldesi ve kaybından ötürü hasret çekilen Rodos ve diğer adalar”, 1990’lardan itibaren edebiyatımızda adeta yeniden keşfedilmektedir. Bu bağlamda, Zülal ve Yücel İzmirli’nin Rodos’tan Karşıyaka’ya (2007) adlı anı kitabıyla Rodoslu Ahter (2012) romanı, Şahap Kaşlıoğlu’nun Rodos’ta Saklı Zamanlar’ı (2007) ile, Emine Perran Yücel’in Rodoslu Mülteci Sıdıka (2010) adlı romanı, ilk akla gelen eserlerdir. Şimdilerde mazide kalan bir hatıra olarak gördüğümüz Rodos adası ve Türklüğünün hüzünlü erime ve eritilmesi oyunlarına Kıbrısımızda düşmemek için kayıp Ege adalarımızın öyküsünü bilmekte yarar görüyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık