• 14 Şubat 2018, Çarşamba 10:33
SerkanSOYALAN

Serkan SOYALAN

Zeytin Efsanesi

Kıbrıslıların en büyük adetlerinden biridir, zeytin ağacı yapraklarını yakarak tütünmek. İnanış odur ki, zeytin ağacı yaprakları yandığında, çıkan dumanı insanı kem gözlerden korur.

Çocukluk anılarıma baktığımda, her hafta sonu büyük mangallar yanılır ve tüm aile bir araya gelir, yemekler yenilir, içkiler içilirdi. O zamanlar büyüktü ailem, küslükler, göçler ve ölümler ayırmamıştı henüz bizi. Böylesine kalabalığın toplandığı bir gecenin sonunda, mangalda kalan son ateşle, zeytin yaprakları tütsülüğün içinde yakılır ve çocuklardan başlayarak, tüm aile tütünürdü. Hatırladığım, elimizle üç kez başımıza doğru yellerdik o çıkan güzel kokulu dumanı. Böylece, gözden, nazardan arındığımıza inanırdık.

Peki nereden gelirdi bu adet, nereden çıkmıştı zeytin yapraklarını yakmak?

İşte Kıbrıs Mitolojileri ve Efsaneleri kitapçığından Zeytin Efsanesi;

“Bugün, Zeytinlik olarak bilinen Templos’ta bir zamanlar insanların zenginliği sahip oldukları zeytin ağaçlarıyla ölçülür, düğünler zeytin hasadı sonrasına bırakılırdı. Zeytin, ekonomik, kültürel ve yaşamsal değeri olan kutsal bir ağaçtı. Zeytinin kutsallığı Hz. İsa ile ilgili anlatılan bir efsaneye dayanır. Hz. İsa kendini öldürmek isteyen düşmanlarından kaçarken bir zeytin ağacının üstüne saklanmış ve düşmanlar geçip gittikten sonra zeytin ağacını kutsayarak “Seni eken insandan yüz kat fazla yaşa. Hep bol ürün ver, meyveleri ve yağı faydalı olan, sahiplerini zengin eden bir ağaç ol” diye dua etmiş. Bunun üzerine zeytin ağacı sormuş “ya beni kesip yakarlarsa?” “O zaman da odunundan ve yaprağından çıkan duman insanları kötülüklerden, kem göz ve hasetten korusun” diye dua etmiş.

Zeytinlik köyünde olduğu gibi, tüm Kıbrıslı Türkler bu efsaneye inanarak o günden beridir zeytin yaprağının nazara, göz tutamsına ve kötülüklere karşı tütsülenmek için kullanılan bir kutsallık taşıdığına inanılmaktadır.”

(Şubat 2018, Lefkoşa)

***

Bir Şiir…

ASPELİA

aspelia, dengesiz bir mücevhersin

ve sazlıkların rüzgârdaki iç çekişi

 

aspelia, yengeçler ılık saatlerini kurarken

kızgın kumlara

benliğimle serpiliyorum

benliğinle dokuduğun yalnızlığa

 

aspelia, ürkütücü bir aşksızlık var

saat, tarih tanımayan bir kül

safir tenini göğüsleyen melez kanatlarımda

eğme kirpiklerini

solar bulutların

el-değmemiş yaprakları

Hüseyin BAHCA

(Eylül Bir, Işık Kitabevi, 2017)

***

Bir Söz…

“Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım”

(Yusuf ATILGAN)

***

Okuduklarımdan…

Çocukluğumda, özellikle de Lefkoşa’ya geldiğim süreçten sonra “a”nın yanına “b”yi yazmayı iyice öğrendikten sonra durmadan yazmaya başlamamın nedeni, şimdi düşünüyorum da, bir tür “günlük” tutmaktı sanıyorum. O günlerimle ilgili, tüm anımsadıklarımı da bu “yazmak” tutku ve alışkanlığıma borçluyum.

Aslında, ne çok anı var… Olabilir, insanın yaşamında…

Öğretmen olarak neredeyse her sınıfa girdiğimde… hatırladığım kendi öğrencilik dönemim… hatta şimdilerde dahi “duş” yaparken anımsadığım, “Lefkoşa’nın susuz günleri” ve o “sokak çeşmeleri”nde, babalarımızın birer tahta sap çaktığı tenekeler, lengerlerle eve su götürmeye çalışırken biz çocuklara mahallenin kadınlarınca yapılan haksızlıklar. Sonradan gelenlerin bizim tenekelerimizi iterek önümüze geçmeleri…avaz avaz ağlamalarımıza aldırmadan, Baf sakızlarını çatırdatarak diğer kadınlarla dedikoduya devam etmeleri…Ve avazımızın eve ulaşması sonucunda, ana-nene takviyeli bir meydan kavgası sonucu, “adaletin yeniden tahsis edilip” sıramızı almamız ama anamızın eliyle itilip, evin yolunu tutarken, evde anamızdan “korkak, miskin, sen asla adam olamayacaksın; hade doğru eve” derken, ben söylenmedik kelimeleri de yüklenerek, salya sümük eve dönerdim; ama aklımda da hep anamın “Sen adam olamayacaksın” sözündeki “adam olmak” tanımına takılırdı… (Niçin kadın değil de adam diye!)

O zaman daha ötesini düşünüp sorguladığımı sanmıyorum (8-9) yalında bir çocuk olarak…ama hep kız çocuğu doğuran annem ve özellikle de “kız babası!” diye ünlemli anılan babamın durumu da sanki kafamın içinde “mıh gibi çakılı” dururdu… Ve tabii, kimselere de, “ben adam olmak değil ‘kadın’ olmak istiyorum” diyemezdim…diyemedim de çok uzun süre…

(NERİMAN CAHİT / LEFKOŞA’YA MEKTUPLAR, s.261-262)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık