Yenilenebilir enerjide kaos geliyorum dedi ve geldi…

KIB-TEK’in ülke kurumsal yapısı içindeki yeri ve önemi, diğer kurumlarımızdan farklıdır.

Enerjinin, varlığın kaynağı olması gerçekliği, tek başına, KIB-TEK’in ülkenin varlığındaki pozisyonunu anlatmaya sanırım yardımcı olur.

Kendimi sürekli tekrar etmeyi sevmem, ancak eğer konu ülke insanının geleceği ile doğrudan bağlantılı ise, sesimi duyurana kadar ısrarcı olmaktan da çekinmem.

Daha önceki yazılarımda da, ülkemizin genel bir enerji politikasının olmadığına değinmiştim.

Yenilenebilir enerji ve KIB-TEK’te izlenen politikanın tıkanacağı ile ilgili yazılarımdan birinde kullandığım; ‘Mevcut zihniyetle, bu politikasızlığın ve yapılan yanlışların, zaman ilerledikçe acısını yaşayarak göreceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.’ cümlesi, ne üzücüdür ki, hayat bulmaya başladı.

Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kurulu, bir müddet önce yaptığı açıklama ile, şebeke güvenliğindeki tehlike gerekçesi ile yenilenebilir enerji izin başvurularının bir süreliğine askıya alındığını ve yeni bir tüzükle düzenlemeye gidileceğini duyurdu.

Açıkçası beklemediğim bir durum veya karar değildi.

Bugün gelinen tıkanıklık noktası, bu konuda, bugüne kadar alınmış yanlış kararların neticesi olarak, adım adım geliyordu.

Enerjinin, ülke ekonomilerindeki yerinin, dışa bağımlılık ve özgürlükle yan yana olduğu gerçekliği ortaya çıkması, birçok, enerji kaynağından yoksun ülkenin, enerjide dışa bağımlılığı, cari bütçelerinde ağır bir fatura olarak yer almakta.

Tüm bu saydıklarımın ışığı, KIB-TEK’in yönetiminde gösterilmesi gereken özenin, bir manada toplumsal fayda ile ne kadar doğrudan bağlantılı olduğunun göstergesidir.

Genelde enerji, özelde KIB-TEK ile ilgili alınan kararlar ise, toplumu doğrudan ilgilendirdiği ve etkilediği kadar, KIB-TEK’in sağlıklı varlığının devamını da etkiler.

Yenilenebilir enerjinin hane boyutuna yayılma geçmişi çok uzun değil.

Fosil yakıt hala daha dünya genelinde etkinliğini korurken, çevresel olumsuz etkilerinin dünyayı tehdit eder boyuta ulaşması ve enerjide dışa bağımlılığın, ülkeler için tehdit boyutuna ulaşması, teknolojik gelişimlerin de yardımı ile yenilenebilir enerji kaynaklarının, fosil yakıta alternatif olarak çıkmasında, itici güç oldu.

Avrupa Birliği, güneş panellerinden üretilecek enerji konusunda, dünyada örnek olacak şekilde, bir politika belirlemiş ve buna sadık kalmış. 2020 yılının sonu içinhedeflenen, toplam Avrupa enerji şebekesinin yüzde 20’sinin yenilenebilir enerji kaynaklı olması ve fosil yakıta olan ihtiyacın azaltılması,pandemi engeline rağmen neredeyse yakalanmış.

Hanehalkınıntasarrufunun, toplumsal faydasının ve paylaşımının daha yüksek olacağından, Avrupa Birliği, yenilenebilir enerji politikasının temelini, konut ve hane halkı önceliği üzerine kurmuş.

Ülkemiz coğrafik olarak güneşli Akdeniz iklim kuşağında.

Neredeyse 365 günün 330 günü güneşimiz var.

Son yıllarda, elektrik fiyatlarının artışı ile güneş panel fiyatlarının erişilebilir veya panellere yapılacak yatırımın kısa sürede kendini karşılaması talep patlamasına yol açtı.

Ne yazık ki öngörüsüzlüğümüz bu konuda da başımıza bela oldu.

Ülkemizde ana enerji üreticisi konumunda olan KIB-TEK ve ek olarak alım garantili AKSA santrali eklendiğinde toplam üretim, her ne kadar 404 megawatt olarak açıklansa da, mevcut santrallerin yaşları ve kapasitelerinin 360 megawatt civarında olduğu konuya hakim kişilerin ortak düşüncesi.

Mevcut sisteme entegre olacak, şebekeye bağlı alternatif enerjinin, sistem güveliği açısından toplam üretimin, mevcut altyapı ile, yüzde 30’unun, yani 108megawatt civarında alternatif üretimin, planlı dağılımla uygulanmasının, sistemde bir güvenlik veya teknik sıkıntı yaratmayacağı düşünülmekte.

Sıkıntıların ise, tam da bu noktada başlıyor.

Toplam verilmiş izin 141megawatt.

Şu ana kadar uygulanmış, şebekeye bağlı (on grid) yenilenebilir enerji kullanımı 86megawatt civarında.

Uygulanan 86megawatt’ın, 36’sı konutlara, 50’si ise özel işletmelere verilmiş.

İzinlenmiş, ama uygulanmamış 55 megawatt yenilenebilir enerji projesi var.

Konunun uzmanları ise, 108megawatt ve üzerinin elektrik şebekesine zarar verebileceğini söylüyor.

Zarar derken işin boyutunun santralin patlamasına kadar gidebileceği de olasılıklar arasında. Ülke genelindeki trafoların, bir birlerinden farklı markalardan ve zamana göre ilkel oluşunun sağlıklı bir bağlantı ağının önünde engel olarak durduğu söyleniyor. Olası çözüm ise KIB-TEK’in bağlantı altyapısına yapacağı yatırımdan geçiyor.

Mevcut mahsuplaşma sisteminin, kırsal kesimde kurulan, yüksek kapasiteli güneş enerji tarlalarının, şehirlerde faaliyet gösteren yüksek tüketimli işletmelere, mahsuplaşma olanağı tanıması, mevcut altyapı yetersizliği nedeni ile bölge kotalarında yarattığı doluluk sebebi ile kırsal bölgede yaşayan insanlarımızın olası izin taleplerinin önünde engel olarak duracağı öngörülmekte.

Asıl sorulması gereken ise bu noktaya nasıl gelindiği olması gerekirken, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kurulu, 16 Şubat tarihinde, web sayfasından yayınladığı kararda, ‘Kıbtek’in yaptığı şebeke inceleme ve analizi çalışmaları doğrultusunda, Orta Gerilim Seviyesinde şebekeye bağlantı yapılabileceği görüşü ve talebi Kıbtek tarafından Bakanlığımıza yapılmıştır. Bu bağlamda, 2021 yılı için yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretmek amaçlı Orta Gerilim Seviyesinde daha önceden Bakanlığımız tarafından alınan karar revize edilerek, 2021 yılı için Orta Gerilim Seviyesinde 5MW’lık kotanın açılmasına karar verilmiştir’ duyurusunu yaptı.

Bu konu ile ilgili uzman bir arkadaşıma danıştığımda, orta gerilimin, konut maksatlı üretim için olmadığını, konuttan çok daha fazla yüksek miktar üretme amacı ile talep edilen üretimlere yönelik olduğu bilgisini aldım.

Araştırmaya biraz daha devam etmem, kötü kokuları duymama yetti.

İnşaat şirketlerinden, farklı sektörlerdeki, doğrudan üretim katkısı olmayan şirketlere verilmiş 3 megawatt iznin olduğunu da duydum.

Bankaların, yüksek miktarlar için izin talebinde bulunduğunu da duydum.

Fazla miktarlar için alınan izinlerin para karşılığı satılmak istendiğini de duydum.

Hangi inşaat şirketi 1.5megawatt enerjiyi nasıl kullanır diye düşünmeden edemedim. Cevabım hala yok.

Ortalama bir evin aylık ihtiyacının 4 ile 5 kilowatt civarında olduğunu, bu konuda uzman bir arkadaşımdan öğrendim. 1.5 megawatt yaklaşık 300 konutluk enerji yapar.

300 konutun faydalanabileceği bir kaynak neden 1 şirkete verilir?

Yapılanın yasal oluşu, doğruluğunun kanıtı değildir.

Özel şirketlere karşı bir düşmanlığım yok. Onlar kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ederler. Şirketlerini nasıl daha kazançlı hale getiririm düşüncesinde olmaları da doğru olanı.

Üretimin içinde elektrik maliyeti yüksek ve çözülmesi gereken bir sorundur, ancak, bu yönde uygulanacak, üretim teşvikleri farklı şekillerde de yapılabilir.

Halkın geneline, birileri daha fazla kazanç elde etsin diye, ağır faturalar ödetmeye kimsenin hakkı yoktur.

Özele, verilen izinler iptal edilsin demiyorum ama KIB-TEK özel bir şirket değildir vefaaliyet alanı halkın tümünü doğrudan ilgilendirdiğinden, alınacak kararlarda,halk yararını düşünmek zorunluluktur.

İnancım odur ki, alınacak kararlarda unutulmaması gereken temel nokta, konuta yönelik verilecek izinlerin yaratacağı hane gelirindeki tasarruf, ailelerin refahına doğrudan katkı yapacağı ve bu sayede yaratılacak ekonomik katma değerin çok daha geniş bir halk kitlesine yayılacağı yönündedir.

KIB-TEK’in enerji üretimine, yenilenebilir enerji ile katkı ortağı alınacaksa, ortağın, şirketler yerine, halk olmasına öncelik verilmelidir.

Bu noktadan sonra, yenilenebilir enerji kullanım izinlerinde umarım bugüne kadar yapılan hatalar yapılmaz ve halkın malı KIB-TEK, halka hizmete devam eder.

Mevcut şebekemizin,altyapı eksikliği ve enterkonnekte sisteme bağlı olmadığından, geriye yaklaşık ya 20 ile 30 arası özel kişilik ya da 4400 konutluk izin kaldı.

Bu izinleri kimlere dağıtacağınızın kararını siz verin.

Birçok konuda olduğu gibi, yenilenebilir enerjide de, doğal avantajımız olan bir konuyu, dezavantajımıza çevirmeyi becerdik.

Unutulmamalıdır ki, kaynakların etkin kullanımı ülke refahına direk katkı koyan faktörlerin başında, hane halkı geliri ve tasarrufu ise toplumun refahı ile doğrudan bağlantılıdır.

Paylaşım arttıkça, refah da artar.

Yoksa biri yer, biri bakar, kıyamet bundan kopar.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75