Yetersiz ekonomik tedbirler ve yükselen döviz kurunun sonuçları

Geçtiğimiz hafta, hükümet geç de olsa, döviz artışı ile ilgili bazı tedbirler aldı. Ancak, alınan tedbirlere bakınca, yetersiz kaldığını söyleyebilirim. Gayrimenkul sektöründe ve emlak kiralamalarında kur sabitlemesi yoluna gidileceği, kira stopajlarında dövizle kiralamaların stopajının yüzde 16, TL kiralamalarında ise stopajın yüzde 8 olacağı, kredi kartlarında faiz indirimi yapılacağı, döviz borcu olanlara bankaların yapılandırma yapacağı ve yeni bir kredi paketinin devreye gireceği açıklandı.
Oysa işletmeler daha önce aldıkları kredileri bile ödeyememektedir. Borcu borçla kapatma çare değildir. İşletmeleri daha da zora sokmaktadır. Çare, işletmelere yeni kredi vermek değil, hibe desteğinde bulunmaktadır.
Vatandaş, zaten geçinemediği için, kredi kartlarına yüklenmekte, borcunun anaparasını ödeyemediği için de, yüzde 20’si olan asgari ödeme tutarını ödemeye çalışmaktadır. Geriye kalan miktar da borç olarak yazılmaktadır.
Bu bağlamda, ülkedeki kredi kartı borçları bir yılda yüzde 42 artmış durumdadır. Döviz kriziyle birlikte oluşan pahalılık, kredi kartı borçlarını daha da artıracaktır. Netice itibarıyla, hükümetin aldığı bu kararlar, yetersizdir. Yaraya, merhem olmayacaktır.
Hükümet, vatandaşı rahatlatmak, pahalılığı önlemek istiyorsa, derhal ithalatta kur sabitlemesine gitmeli, gıda, ilaç, temizlik malzemelerinde tüm vergileri belli bir süre için sıfırlamalı ve özel okul harçlarında okullar ya kur sabitlemesi yapmalı, ya da TL ile harç almaya başlamalıdır.
Öte yandan, ülkede büyük bir kriz yaşanırken, pahalılık ve fakirleşme artarken, ülkede ilaç eksikliği varken, döviz borçluları büyük bunalım içindeyken, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı yapılması çalışmalarının hızlanması, halk içinde tepkilere ve kızgınlıklara yol açmaktadır.
Bu konuda, sağduyulu davranıp, böylesine bir ortamda bu yatırım ertelenmeli ve buna harcanacak kaynağın, halkın ihtiyaç duyduğu sağlık, eğitim ve diğer alt yapı yatırımlarında ve Covid-19 ile mücadelede kullanılması sağlanmalıdır.
Geçtiğimiz günlerde gündeme düşen, 69 bin sterlin karşılığında, bugünün kuruyla 1 milyon 110 bin TL’lik rakamın, Azerbaycan’da sosyal medya fenomeni oldukları iddia edilen 3 kişinin KKTC’yi tanıtması için ödenecek olmasına tepkiler gecikmedi. Tepkiler çok haklıydı. Böylesine bir ekonomik kriz ortamında, bu tür bir harcama yapılması çok gereksizdi.
Gelen büyük tepkiler karşısında, hükümet geri adım atarak, kararı iptal etti. Hükümetin yapacağı en iyi iş, ayrılan bu kaynağı, eksik olan ilaçlar için ve sosyal yardım ile engelli maaşı alanlara eşit olarak dağıtmak olmalıdır.
Türkiye Merkez Bankası’nın yaptığı faiz indirimleri, herhangi bir ekonomik gelişme, gösterge ve gerekçe ile maalesef ilişkilendirilemiyor. Yaşanan gelişmeler ve faiz politikası ekonomi bilimi ile uğraşanları şaşırtıyor.
Döviz değer kazandığında, ithal edilen her şeyin fiyatı yükselmekte, her türlü mal ve hizmete zam gelmekte, pahalılık artmakta ve halkımız günden güne yoksullaşmaktadır.
TL’deki zayıflık devam edeceğe benziyor. Çünkü piyasaları rahatlatacak, faiz indiriminin sonuna gelindiğine dair net bir mesaj verilmiyor. Ekonomi yönetimi ve MB’nin açıklamaları piyasalara güven vermiyor ve kurlardaki yükseliş devam ediyor.
Bu gelişmeler ışığında, dövizdeki aşırı yükselişin piyasalara ve ekonomiye olumsuz etkileri olacaktır. Aşağıda, sizlere bunlardan bahsedeceğim.
Döviz artışı nedeniyle özel sektör, yatırımlarını erteleyecektir. Ekonomiye ve kurlara güvensizlik olduğu için, üretim ve tüketimde gerileme görülecek, esnaf ve işletmelerin zaten azalan işleri daha da bozulacak ve ekonomik büyüme daha da yavaşlayacaktır.

Üretim ve tüketimin azalması, ekonominin daralması, istihdamı, iş imkanlarını azaltacak, işsizliği artıracaktır. Döviz kurlarının yükselmesi, enflasyonu ve fiyatları artıracak ve piyasada zamlar ve pahalılık görülmeye devam edecektir.
TL’deki aşırı değer kaybı, TL’ye güveni sarsmaktadır. Enflasyondan dolayı TL reel faizlerinin eksi olduğu bir ortamda, zaten yüzde 70’lerde olan döviz mevduatı oranı daha da yükselecek, TL’den kaçış devam edecek, bu da dövize olan talebi artırıp, kurları daha da yükseltecektir.
Dövizdeki yükseliş, gelirleri, tüketimi ve talebi azaltacağı için, ithalatta da gerileme görülecek. Üretimin ve istihdamın da azalmasıyla, ekonomik büyüme de olumsuz etkilenecektir.
TL’nin değer kaybetmesi, halkın fakirleşmesini artırırken, varlıklı olan ve döviz birikimi olan varlıklı kesimlerin gelirlerini artıracak ve ülkedeki gelir dağılımını daha da bozacaktır. Orta gelir grubu ise, bu durumdan oldukça olumsuz etkilenecek ve alt gelir grubu çoğalacaktır.
Son olarak, olumlu bir gelişmeden de bahsetmek istiyorum. Euro’nun oldukça değer kazanması, Rum komşularımızın ve turistlerin Güney’den Kuzey’e gelişini artırmaktadır. Kurların artmasının avantajını kullanan komşularımız ve turistler, harcamalarını her alanda artırmaktadır.
Bu da, esnafın ve işletmelerin işlerini olumlu etkilemektedir. Öte yandan, büyüyen bu ticaret hacminden, devletin vergi ve fon gelirleri de artmaktadır. Bu bağlamda, Güney’den geçişlerin düzenli, kolay ve artarak devam etmesi için, geçiş kapılarında gerekli tedbirler alınmalıdır.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104