Yıllar, pek bir şeyi değiştirmediyse…

   “1974 öncesinde ekonomimiz yoktu.
   Sorgulanacak sistemden bahsetmek zordu.
   1974 dönüm noktası oldu.
   1974’e gelirken bugünün büyük işadamlarının bir – ikisi hariç geriye kalanlar ya iş dünyasında yoktu ya da olanlar küçük dükkân sahibiydi.
   Üretici olanların işyeri taş çatlasa 100-150 metrekare, çalışan sayısı da ona göreydi.
***
   Türkiye’nin Özal dönemine kadar kapalı bir ekonomik yapısı söz konusuydu.
   Rum’un ganimetiyle palazlanmaya başlayan iş dünyası, Türkiye’nin kapalı ekonomisine kocaman bir deliği Mersin Limanı’ndan açtı.
   İspanya’nın Mora battaniye, Fransa’nın Pyrex fabrikası üretimlerinin önemli bir bölümünü Kuzey Kıbrıs üzerinden bavul turizmi operasyonuyla Türkiye’ye yaptı.
   Battaniye üreticileri, Kuzey Kıbrıs’tan talebe akıl erdirememiş o zaman. Herkes üçer beşer alsa bile talep edilen miktar yine akıl almazdı.
   Rahmetli Turgut Özal’ın ekonomik reformlarına kadar bu devam etti.
   Bavul ticaretinin adı bavul turizmi oldu.
   Başka bir ülkede asla görülmeyecek kocaman tekerlekli valizler üretildi.
   Onlar taşıdı.
   Kuzey Kıbrıs ekonomisinde palazlanma hız kazandı.
   Gün geldi o kapı kapandı.
   Kapanana kadar da atı alanlar Üsküdar’ı çoktan geçmişti.
   Küçücük bir dükkanda üç beş televizyon satanlar sihirli dokunuşun, “Yürü ya kulum”  demesiyle yürümeyi boş verin şaha kalktılar!!!
***
   “Sular şarıl şarıl akarken” bazıları havuzlarını taşacak kadar doldururken hükümet edenlerin işbirlikçi politikalarıyla devlet, günlük yaşadı.
   Ülkede gelir dağılımında adalet hiç düşünülmedi.
   Kamu çalışanlarının ve emeklilerin kazançlarını, taş çatlasa on işadamına taşıdığı görmezlikten gelindi.
   İş dünyasında namusuyla vergisini verenlerin sayısı bir elin parmaklarını bulmadı.
   Sanayileşmeden uzak duranlar, bu düzenin “akıllıları” oldu.
   Parayı çok kazananlar kendilerini en akıllı zannetti.
   Hiç risk almadan dünya ölçeklerinde zengin olanlar oldu.
   Gün geldi parasının çokluğunu akıl göstergesi olarak algılayanlarla yüzleştik. Önce aynaları kırdılar, sonra vicdanlarını parçaladılar…
   Bu durum acımasızlığı da beraber getirdi.
   Bir daha altını çizeyim. Bu yazdıklarım, şarlatanlık yapmayan, büyürken vergisini veren, insanlarımıza ciddi ekmek kapısı yaratanları kapsamaz.
***
   Kuzey Kıbrıs’ta hükümet edenler devletin kendi ayakları üzerinde durmasını hep lafta bıraktı.
   İmkân olduğu zaman, kendi ayakları üzerinde duran bir yapı oluşumu için hiçbir şey yapılmadı.
   Bizim Maliyemiz, mutemetlik yaptı.
   Torbayı dolduranların geliri için gözler kapatıldı.
   Dar ve sabit gelirlilerle uğraşıldı.
   Memur ve emeklinin sağ eliyle aldığını sol eliyle çarşının üç beş ismine verdiğini görmezlikten geldiler.
   Türkiye’nin aktardığı paralar yolun sonunda üç beş kişinin banka hesaplarını şişirdi.
***
   Devlet sanal bir zengin görünüm yansıttı.
   Bir ülkede devlet zenginken, iş dünyası dâhil, vatandaşlar fakirse, yoksulsa orada demokrasi sorunu ve adaletsizlik var demektir.
   Bunun tam tersi bir ülkede devlet, çalışanlar fakirken, küçük bir grup zenginse orada adaletsizlik gene var ama bu adaletsizliği besleyen sistemde önemli bir sorun var demektir.”
***
   Belki fark etmediniz, yazımın başlangıcında tırnak işareti var. Bir de bu cümlenin bir yukarısında. Ne zaman eleştirel bir şey yazsak, hükümet edenler alınganlık gösterir. Hâlbuki uzun yıllardır aynı sıkıntıları yaşıyoruz. Tırnak içinde size aktardıklarımı Ekim 2013’te, yedi sene evvel yazdım. Ha 7 sene evvel ha 7 sene sonra. Ne fark eder? Siz söyleyin…
  

YORUM EKLE

banner75