Yıllarca bizi hapsettiler, şimdi de Türkiye’ye taktılar!

   Doğu Akdeniz’deki, Ege’deki gelişmeleri takip etmeye ederiz de, biz burada ne yapıyoruz? Önemli olan odur. Türkiye, kendi başının çaresine bakar. Son olarak, Türkiye’nin bölgede sismik araştırma yapmak üzere Navtex ilan etmesi Yunanistan’ı hop oturtup, hop kaldırtıyor. Atina, buna karşı ‘Anti Navtex’ ilan ederek, kırmızı alarma girdi. Firkateynler ‘hazır ol’ vaziyetinde. İpleri germek için bahane arıyorlar.

   Nerdedir bu Meis adası? Antalya’nın burnunun dibinde… Yüzölçümü 10 kilometre kare. Anadolu’ya 2 kilometre, Yunan ana karasına 580 kilometre uzaklıkta. Osmanlı’nın zayıf döneminde Yunanlılara hediye edilen adalardan sadece biri… Türkiye’den yüzerek ulaşılabilir. Ama Yunanistan’ın 580 kilometre uzağında. Böyle bir adanın 40 bin kilometre kare genişliğinde kıta sahanlığına sahip olabilmesi mantıklı mıdır? Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy’un da ifade ettiği gibi, bu durum rasyonel ve uluslararası hukuka uygun bir tez olabilir mi?

   “Bu nedenle Yunanistan’ın iddialarını reddediyoruz” diyor Aksoy.

   İşte bu noktada durmak gerek. Rum lider Nikos Anastasiadis’in, Yunanistan’la hazırladığı sinsi planların esas amacı, Yunanistan’ın bu çığırtkanlığı ile daha iyi anlaşılmıyor mu? Yunanistan ana karasından 580 kilometre, Türkiye’den de sadece ve sadece 2 kilometre mesafedeki ada yakınlarında Türkiye, denizde arama çalışmalarında bulunamayacak, ama Yunanistan bulunabilecek. Türkiye eli kolu bağlı oturacak.

   Anastasiadis, Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama faaliyetleri çerçevesinde Yunanistan’la birlikte Türkiye’ye karşı şer ittifakı oluşturması, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de kendi sınırları içine hapsetmek çabasında olduğu bu olayla bir kez daha ortaya çıkmıyor mu? Kısacası onlara göre, Türkiye, burnunun dibindeki ada yakınlarında uluslararası hukuka uygun olarak, kılını kıpırdatma hakkına sahip olamayacak, olursa da hemen kıyameti koparacaklar, Navtex’ler ilan edecekler, AB’ye, BM’ye Türkiye’yi şikâyet edecekler, yanlarına şer ittifakı üyelerini de alarak horozlanacaklar. Ondan sonra da Türkiye’ye “Sen ancak sahilde olta ile balık avlayabilirsin” diyecekler.

   Akıllarınca Doğu Akdeniz’de en uzun sahil şeridine, en uzun kıyıya sahip bir ülke olarak Türkiye’ye haddini bildirecekler. Mısır’ı, İsrail’i anlarız da, esas kapısını çaldıkları Fransa, bir Doğu Akdeniz ülkesi değil ki! Dünkü Anastasiadis-Macron görüşmesinde Rum liderin, 1’in yanına 10 daha koyarak, Türkiye’ye etmedik laf bırakmadığını tahmin edebilmek zor değildir. Baş başa yapılan görüşmede Türkiye için ne tezgâhlar hazırlandığını, ne tür tertipler üzerinde durulduğunu da anlayabilmek zor değildir.

   Acaba Macron, zahmet edip de önündeki masaya Doğu Akdeniz’in ve Ege’nin haritalarını koydu mu? Anastasiadis’e “İyi hoş da, bu adacık Yunanistan’a çok uzak, ama Türkiye’nin hemen hemen kucağında” diyebildi mi? Doğu Akdeniz haritasına bakarak, “İyi hoş da, sizin ‘Kıbrıs’ dediğiniz adada Türkler de yaşıyor, bu doğalgazda onların da hakkı var. Kaldı ki, doğruyu söylemek gerekirse bahsettiğiniz şu Doğu Akdeniz’de Türkiye en uzun sahile sahip bir ülke. Biraz haksızlık etmiyor muyuz?” diyebildi mi?

   Bu tür çirkin oyunlara geçmişte de tanık olduk. Kıbrıs Türk halkı bu adada toprağın yüzde 3 buçuğuna hapsedilmişti… 103 köyden kovulmuştu. Deniz sahillerinin en az yüzde 95’i Rum kontrolündeydi. Sadece Erenköy, Yeşilırmak, Kaleburnu gibi yerlerde denizle temasımız vardı. Bir de Larnaka’nın Türk bölgesi… Girne’ye gidip de balık bile avlayamazdık. Özetle 21 Aralık 1963’ten 20 Temmuz 1974 tarihine kadar kendi ülkemizde hapistik. Denize hasret kalmıştık.

   Nitekim geçtiğimiz yıllarda Anastasiadis, “Size çok fazla deniz sahili kaldı. Nüfus oranına göre bu haksızlık” demişti… Neyin haksızlığı? Barış Harekâtı gerçekleştirilmeseydi, Türklerin elinde 1 santim bile deniz sahili olacak mıydı? Zaten Türk’ten eser kalmayacaktı ki!

   Şimdilerde aynı oyunları tekrar edip duruyorlar. Kıbrıs Türkünü 11 yıl kendi ülkesinde, kendi toprağında hapsettiklerini ne çabuk unuttular? Zamanında üzerine kondukları adalar kendilerine yüzlerce kilometre uzakta, Türkiye’nin ise burnunun dibinde olmasına rağmen, illa ki Türkiye’yi de kendi sınırları içine hapsedecek, sadece balık avlamaya müsaade edecekler…

   Yok öyle bir dalga! Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye…

YORUM EKLE

banner75