Yoğun bakımda yaşamı sorgulamak

Saygı duyduğum, sevdiğim çok güzel ortak anılarımız olan bir dostum kaç gündür Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi yoğun bakımında… Ona yaptığım sessiz ziyaret vesilesiyle tıp literatürümüzde sözü çokça edilen bu birime özel hijyenik giysiler içinde ilk kez girdim…
   “Girdim” derken kolay bir giriş olmadı bu tabii ki… Üçüncü teşebbüsümde başardım bu girişi… Biraz da torpil görerek!.. Çünkü ziyaretçiler çok sıkı bir denetim, sorgulama ve titiz seçimlerle alınıyor o birime… Ziyaretçinin hastaya yakınlık derecesi mutlaka araştırılır bu çok kısa süreli giriş izni verilirken…
   Ziyaretlerin bu denli sıkı denetim ve sorgulama altında olmasının nedenlerini içeriye alındığımızda çok daha iyi anlıyor ve tabii ki kaçınılmaz olan o aşırı titizliğe de yerden göğe dek hak veriyoruz… İçeriye alınabilmek için birimin kapısında diğerleriyle birlikte verdiğiniz mücadeleyi, öfkenizi ve yansıttığınız tepkileri unutuyorsunuz üzerinize tüm ağırlığıyla çöken hüzünle…
   Beyaz rengin egemen olduğu, doktor ve hemşire postasının çevresine hastaların ay şeklinde sıralanan yataklara yatırıldığı o ortam sözle anlatılamayacak denli etkileyici geldi bana… “Anlamak istersen yaşa” dediğimiz durumlar var ya, işte aynen öylesi bir manzara… Sarmalına girdiği ortamda insanın ruhu hüzünle yerinden sarsılır…
                                                                              ***
   Yaşama tutunabilme adına yaşamlarının en ciddi sağlık mücadelesini veren insanların bulunduğu yerdir orası… O insanlar ki, yaşları ne olursa olsun çoğu kez oradaki yaşam mücadelesini yitirmekte ve tekerlekli bir sedye içinde morga gönderilmektedirler… O ortama ayaklarımın ucunda girdiğimde en gençleri hariç –ki o da çok sevdiğim bir aile dostum çıktı- yataklardaki tüm hastalar uyku halindeydiler… Ve yatakların tümü de dolu maalesef… Bedenlerine biteviye ilaç akıtan serum şişelerinin altında görevlilerin “monitör” dedikleri yaşam ünitelerine bağlıydılar… Onlarla göz göze gelemiyorsunuz… Onlarla konuşamıyorsunuz…Onlardan hastalıklarına ve kaygılarına dair tek sözcük duyamıyorsunuz… Ziyaretçileriyle iletişimi başarabilenler zaten kısa sürede yoğun bakımdan alınıp servise götürülür ve yerlerini başka yoğun bakımlıklar doldurur… Kendilerinde değiller ki size ilgi gösterebilsinler… Onların alıp verdikleri nefesten başka bir ses yok o tertemiz hijyenik ortamda…
   Ziyaretine gözlerim yaşlı gittiğim sevgili dostumun yanına yaklaştığımda adını fısıldadım… Gözleri kapalı, kendi yaşam mücadelesinin sessiz fırtınalarındaydı… Hiç duymadı tabii ki beni… Elimi uzattım ve serum kordonunun bağlı olduğu koluna hafifçe dokundum… Serinletilmiş ortamda sımsıcaktı teni… Yaşama dair bu tensel ısı sevinç ve hüzünle harmanlanmış bir duygu saldı içime… Dostum ve oradaki kader arkadaşları için dua etmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu o an orada…
                                                               ***
   Birkaç saat sonra günlük yazımı yazmak için bilgisayarımın başına geçtiğimde duanın ötesinde yoğun bakım olayımıza dair yapabileceklerimizin neler olduğunu düşündüm… “Yoğun bakım sorunlarının ve eksikliklerinin giderilebilmesi adına sinerji yaratmak öncelikli  görevimiz olmalı” dedim kendi kendime… Merkezi devlet hastanemizdeki yoğun bakım birimi çoktan beri hasta kabulünde yetersiz kalıyor… O birim dolduğunda hastalar özeldeki yoğun bakıma gönderilir… Bu da zaten bütçesi düşük olan sağlık hizmetlerimize yüksek maliyetler yüklemekte… “Dışarıdan alınan hizmete ayrılan kaynakla şimdiye kadar yoğun bakım ünitemiz fevkalâde geliştirilebilirdi” diyen hekimlerimiz var… Hiç de haksız değiller… Nitekim Bakanlar Kurulu’nun yakın geçmişteki bir toplantısında Sağlık Bakanlığı servislerinde yoğun bakım ünitesinin yetersiz kalması durumlarında hastaların mağdur edilmemesi için Bakanlığın dışarıdan yoğun bakım hizmeti alabilmesini sağlayacak yeni bir protokole daha onay verildi…
                                                               ***
   Bilgisayarımın başına geçmeden önce Sağlık Eski Bakanı Dr. Filiz Besim’le bu konuyu konuştum… Hastanelerimizde alt yapı sorunları nedeniyle yoğun bakım servislerinin de artan nüfusa ve hastalıklara artık yanıt veremez durumda olduğunu söyledi bana… Buna karşın kendi bakanlığı döneminde bu bağlamda çıkılmış olan bazı ihalelerin ihmal edilmiş olmasından yakınıyor… Besim, yoğun bakımdaki yatak kapasitesini artırma kararının gereği olarak çıkılan bu ihaleler sonuçlandırılmış olsa bu bağlamdaki tedavilere bir rahatlama geleceği görüşünde.  Alt yapısı hazır olan ancak bir türlü açılmayan Gazimağusa Hastanesi yoğun bakımını da devreye koyabilecek adımların atılması gerektiğini savunan eski bakan, bakım monitörleri için çıkılan ihalenin sonuçlandırılmamış olmasının altını çiziyor…
   Filiz Besim, kendi görev zamanında Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde birinci katta yedek bir yoğun bakım ünitesi için hazırlıklar yapıldığını, ihtiyaç duyulan cihazların alımı için de ihaleye çıkıldığını, ama bunun da sonuçlandırılmadığından sitem ederek; “Oysa devreye girecek bu iki üniteyle birlikte devletteki yoğun bakım yatak kapasitemiz 12'ye çıkacaktı” diyor… Eğitimli özel personel sorununun çözümünün de önem taşıdığını belirtmeyi ihmal etmiyor bu arada…
                                                                              ***
   Devletin yoğun bakım birimleri sağlık açısından yaşamsal önem taşır… Hangimizin ne zaman ve nasıl oraya düşeceği de hiç belli değildir… Ve orası hastaların yaşama tutunabilme adına verdikleri savaşımın son kalesidir… Bu kaleyi güçlendirerek en yararlı, en verimli ve en çağdaş biçimde devrede tutmak ve geliştirmek hiç ihmal edilmemesi gereken insanlık ve toplumsal borcumuzdur…

 

YORUM EKLE

banner107

banner96