Yolları tamir edecek, bariyer yerleştirecek paramız bile yok

Geçmişte bir dönem köşe yazarlığına ara vermiştim, hem de öyle uzun bir süre… Gerekçemi de açıklamıştım; “kendimi tekrarlamaktan sıkıldım” diye. Değişmeyen sürekli tekrarlanan sorunlar nedeniyle köşe yazarları aynı konuyu defalarca yazmak zorunda kalıyor. Bir süre sonra bakıyorsunuz ki değişmeyen sorunlar nedeniyle kendi kendinizi tekrarlıyorsunuz. İnsan, bir konuyu kaç kez yazacak ki? Sorunların değişmemesi, hep aynı şeyleri yaşayıp durmak, insana bıkkınlık veriyor. Sürekli aynı suda yıkanmak gibi bir şey…

“Kendimi tekrarlıyorum” diyerek köşe yazısı yazmaya ara verdiğimde, okurlarımız bana muhalefet etti, kızdı... Tavrımı “yılgınlık” olarak nitelediler, bizim yılgınlığa, teslim olmaya değil, mücadeleye ihtiyacımız olduğunu söylediler. “Pes ettiysen gazeteciliği de bırak” dedi bir okurumuz. Başka bir okurumuz, “Sen yazmadın mı, baban seni devlet memuru yaptı da kaçtın, gazeteciliğe devam ettin, memur kalsaydın öyleyse” diye çıkıştı. Haklıydılar... Okurlarımıza hak verdim, yılgınlığa, bıkkınlığa değil, mücadeleye, ısrarla mücadeleye ihtiyacımız var. Gazetecilere pes etmek yakışmaz. Medyanın bu işi çok iyi yaptığı da söylenemez ama “hiç olmamasından” iyidir. İşte bu nedenle köşe yazısı yazmaya devam ediyorum, bazı konuları bin kere yazdığım halde…

Şimdi bunlar nereden mi aklıma geldi? Defalarca haberini yapıp, defalarca üzerine köşe yazısı yazdığımız, “şeridinden kaçıp, diğer tarafa geçen ve ölümlü kazalara neden olan araçlar” meselesi getirdi bunları aklıma… Yani şimdi size yine umutsuz bir vakayı yazacağım; yollar arasına bariyer yerleştirilememesi meselesini… Özellikle de bu gibi olayların en fazla meydana geldiği Lefkoşa-Girne anayoluna, çift gidiş, çift geliş yolun arasına bariyer koyamamayı tekrardan irdeleyeceğim. Yıllardır hiçbir hükümet yapamadı bu işi… Yalnızca Lefkoşa- Girne anayolu değil tabii ki; Lefkoşa- Mağusa anayolu, Lefkoşa-Güzelyurt anayolu, Mağusa- Karpaz anayolu, Girne-Güzelyurt anayolu bariyer istiyor… Belli bölgelerde numunelik bariyerler var… Örneğin Lefkoşa’dan Demirhan köyüne kadar numunelik bariyere sahibiz… (Gerçi, Lefkoşa- Güzelyurt anayolundaki numunelik bariyerler bile dün büyük bir kazayı önledi ve önceki günkü ölümlü kazadan sonra adeta bize ders verdi.)

Yapamıyoruz, bariyer yapacak paramız yok. Ne beton bariyer yapabiliyoruz, ne de metal… Ne kadar moral bozucu bir durum değil mi? Kaç hükümet geldi geçti ama yollarımızın arasına bariyer koyamıyoruz, araçlar karşı tarafa geçiyor ve bir başka araçla çarpışıyor. Elbette bir aracın, sürücüsünün kontrolünden çıkıp, karşı şeride geçmesi yalnızca “bariyer koymakla” izah edilebilecek ve bununla sınırlı bir ihlal ya da hata değildir. Bir aracın sürücüsünün kontrolünden çıkmasının birçok sebebi var; “aşırı sürat”, “cep telefonuyla konuşma”, “alkollü araç kullanma”, “yoldaki bozulmalar” gibi... Yani yalnızca “bariyerle çözelim” demiyorum. Trafik kazaları zaten çok taraflı bir sorundur ama yukarıda saydıklarımdan hiçbiri için bir şey yapılamıyor, hiç olmazsa suçsuz/ kabahatsiz yolunda giden insanları kuralları ihlal edenlerden, dikkatsizlerden korumak için bariyer koyun bu yollara… Kurallara uymayanlar, hata yapanlar için değil, onların hatasının kurbanı olanlar için bariyer talep ediyoruz… Kendi yolunda giden bir aracın üzerine, diğer taraftan uçarak gelen başka bir araç çakılmasın diye… Yollar insanlara mezar olmasın diye…

Boşuna yazdığımın farkındayım… Yollardaki tamiratlar için bile parası olmayan ve 2 aydan beridir tamiratları erteleyen devlete, “bariyer koy” diyoruz. Bunlar için de mi hükümetin bozulmasını bekleyelim? Hükümet bozulunca ve yenisi kurulunca bunlar için de mi Türkiye’den para gelecek? Devletimiz varmış… Övünün devletinizle, yollarını tamir edemeyen, bariyer koyacak parası olmayan devletinizle övünün… Elimizi açtık bekliyoruz, Türkiye’nin insafına sığınıyoruz, ebeveyninden süklüm püklüm para bekleyen çocuklar gibi… Devletçilik ve hükümetçilik oynamak hoşunuza gidebilir ama nereye kadar? Kıbrıs’ta çözüm istemeyenler ama kendi kendine yeter olmak için de kılını kıpırdatmayanlar böyle bir devlet mi hayal ediyordu? Çaresiz ve zavallı bir toplum olma yönünde koşar adım ilerliyoruz. Hiç kızmayın, öfkelenmeyin, açın gözünüzü de gerçekleri görün artık…

YORUM EKLE