Yöneticilik ve liyakat ilişkisi ile istihdam adaletsizliği

Başarılı yöneticiler, bilgili, donanımlı, liyakatlı olmalıdır. Ama bunun yanında dürüstlük, adalet, vicdan, empati gibi yeteneklere de sahip olunmalıdır.
Özellikle kamu yönetiminde, yukarıda saydığım özelliklere sahip olmayan yöneticiler (bürokratlar), siyasetin baskısından kurtulamamakta, vatandaşa şeffaf, tarafsız ve hak ettiği şekilde hizmet verememektedir.
Siyasi kollama ve yakınların kayırılmasına yönelik yapılan işler ve icraatlar, vatandaşlar arasındaki fırsat eşitliğine zarar vermekte, adalet duygusunu zedelemekte, halkın devlete olan güvenini sarsmakta ve özellikle gençlerin ülkeden göç etmesine neden olmaktadır.
Bizim ülkemiz, özellikle kamu yönetiminde, son dönemde maalesef bu konularda sınıfta kalmaktadır. Bizde de işin ehli, uzmanı olmayan birçok yöneticilerin özellikle son dönemde görevlere getirildiğini gördük.
Sırf siyasi nedenlerden dolayı yapılacak görevle ilgili eğitimi, yeteneği, bilgi ve tecrübesi olmayan kişiler, hiç çekinmeden bu görevlere bürokrat olarak atanmaktadır. O göreve liyakatla gelmemiş, oturduğu koltuğu doldurmayan, sadece siyasi tercihlerden dolayı getirilmişlerdir. Bunun acısını da, iyi hizmet almak isteyen hem özel sektör, hem de vatandaşlar çekmektedir.
Ülkemize iyilik yapmak istiyorsak, hem siyaset kurumunda, hem de kamu yönetimi ve bürokraside makam ve mevkilere, eğitimli, o işle ilgili bilgi ve donanıma sahip, deneyimli, yönetici vasıflarına haiz kişileri seçmeliyiz.
Özellikle kamu yönetiminde liyakat mekanizmaları üzerine kurulmayan  bir sistem eninde sonunda başarısızlığa uğrayacaktır. Kamu yönetiminde, hesap verebilirlik ve saydamlık ilkeleri ön plana çıkmalı, kamu yönetimi siyaset baskısından kurtarılmalı ve vatandaşa tarafsız ve hak ettiği şekilde hizmet veren bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Öte yandan ülkemizde, siyasi kollama ve yakınların kayırılmasına yönelik işe almalar bitmemiştir.
Yapılan bu geçici ve sınavsız, münhalsiz istihdamlar, devlet bütçesine ek yük getirmektedir. Yatırımlara ve reel sektör desteklerine yeterli kaynak kalmıyor diye herkes de, kamunun şişkinliğinden bahsetmektedir.
Yani, bu istihdamları yapanlar sıkıntıyı bilmekte ama yinede kamuya yeni yükler yaratılmasından kaçınmamaktadır. Çünkü bu durum seçmen gözünde her zaman prim yapmaktadır.
Yapılan bu geçici ve vasıfsız istihdamlarla, kamuya alınan birçok personel özel sektörde çalışmakta olup, işlerinden ayrıldıkları zaman, özel sektör de zor durumda kalmakta, yetişmiş personelini kaybetmektedir. Bu da aslında bir çeşit haksız rekabet olmaktadır.
Özellikle, eğitim, sağlık dışında, acil ve ihtiyaç olmadığı halde, yüzlerce geçici işçi istihdamı gerçekleştirilmesi, çok sınırlı olan ekonomik kaynaklarımızın hesapsız ve plansız bir şekilde heba edilmesine neden olmaktadır. Üstelik, alınan bu geçici işçilerin büyük bir kısmına, çoğunluğu üniversite mezunu olduğu için, memur görevi yaptırılmaktadır.
Kamu maliyesinin çok zor durumda olduğu, tasarruf yapılması gerektiği, günden güne devlet borçlarının arttığı bir dönemde, istihdam ihtiyacı olmayan yerlere personel alınmasının siyasi amaçlar için yapıldığı görülmektedir.
Böyle bir manzara sonrasında ise şişirilen kamu yönetimine ve harcamalarına yerel kaynak yetişmiyor ve borçlanmak zorunda kalan bir kamu maliyesinden bahsediyoruz. Özellikle de pandemi döneminde giderlerin arttığı, gelirlerin azaldığı böylesine olağanüstü bir zaman diliminde.
Kamu yönetiminde bu duruma düşmesinin en önemli nedenlerinden biri, gerek devlette, gerekse de diğer kamu kuruluşlarında ve belediyelerde, geçen yıllar içinde siyasi rant ve popülizm için ihtiyaçtan fazla binlerce kişinin istihdam edilmesidir.
Bu bağlamda, siyaset kurumu geçici istihdamlardan kaçınmalı ve istihdamların kadrolu olacak şekilde, münhal açılarak, Kamu Hizmeti Komisyonu’na başvurarak, yapılmasını sağlamalıdır.
Son tahlilde şunu vurgulamak istiyorum, üst düzey yönetici atamalarını özel kalem müdürü ve müsteşarlar hariç, tüm müdür pozisyonlarını da Kamu Hizmeti Komisyonu atamalıdır. Bu konuda yeni Kamu Görevlileri Yasa Tasarısı’nda buna yönelik değişiklik mutlaka bulunmalıdır. O zaman, üst düzey yöneticilerin önemli bir bölümü de sınavla ve liyakatla o görevlere atanacaktır. Böylece, toplum içinde bu konudaki öfke ve huzursuzluk da azalacaktır.
Liyakat sistemini başarıyla uygulayan ülkeler de verimlilik artmakta, sosyal adalet sağlanmakta, kamu vicdanı rahatlamakta ve vatandaş memnuniyeti yükselmektedir. Böyle ülkelerde ekonomik ve sosyal  ilerleme, gelişme ve kalkınma da daha hızlı gerçekleşmekte ve daha kalıcı olmaktadır.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104