Yükseköğretime önce YÖDAK üyeleri sahip çıkmalı

Ülkemizin en dinamik sektörü olan ve zincirleme birçok sektörün de ana atar damarı olan yüksek öğretimle ilgili olarak dizimizi dövmeye ramak kalmışken, kendimizi toparlamamız açısından son şansları da iyi değerlendirmek gerekmektedir.

“KKTC, bu kadar üniversiteyi kaldırmaz” şeklinde basmakalıp bir saptama yapıp suçlamaları ardı ardına getirme yerine, bu sektörün ayakta kalması için neler yapılabileceğine odaklanmada geç kalıyoruz.

Hükümet, bakanlık, üniversiteler ve YÖDAK dışında herkesin yapabileceği bir şeyler vardır.

Her yıl bu dönemlerde Türkiye kaynaklı KKTC üniversitelere saldırılar olduğunu biliyoruz. Bu yılki karalama kampanyalarının da başladığına tanık oluyoruz.

Anadolu’nun her köşesinin üniversite dolduğu bu dönemde KKTC üniversitelerinin rekabet koşulları daha da ağırlaşmışken, Türkiye’deki büyük vakıf üniversitelerinin bile gözü ülkemize gelen Türkiyeli öğrencilerde. Hatta şimdi YÖK’ün esnekleşmesiyle İranlı ve Afrikalı öğrenciler de hedefe girdi..

Yayınların odağında ise Kıbrıs’ı karalayıcı spekülatif haberler akın akın gelmeye başladı bile.

Birer yurttaş olarak yapmamız gereken gözbebeğimiz olarak gördüğümüz üniversitelerimize sahip çıkalım. Sahip çıkmak eleştirmekten kaçınalım anlamı taşımıyor.

Maalesef yıllardır üniversiteler kendi başlarına mücadele ediyorlar. Ayrı ayrı ve parça parça güçlerle artık başarı sağlamak ve dev rakiplerin saldırılarına karşı mücadele etmek imkansız olduğu için gerçek anlamda birlik ve beraberliğe ihtiyaç vardır.

Bugünkü YÖDAK yapısı, geçmişe göre üniversiteleri bir çatı altında toplamaya daha müsait gibi görünüyor. Ancak kucaklayıcı olması gereken yapının önce kendini biraz sorgulaması gerekir diye düşünüyorum.

Bu yazının ana sebebi, YÖDAK kurul üye veya üyelerine asıl görevlerini hatırlatma ve içinde bulundukları yanlıştan dönmeleri çağrısı bulunmaktadır.

Kurul üyesi olmak, müstakbel YÖDAK başkanı adayı olmak değildir. Bazı kurul üyelerinin Akile Büke’yi bıktırıp kaçtırma konusunda adımlar attığını duyuyorduk, ama bu iddiaları son bir ayda tespit etmeye başladığımızı söylemek yerindedir.

Akile Büke odaklı yazıların sıkılığını herkes fark etmiştir. Bunlardan bir tanesi de sevgili dostum Ziya Emir’dir.  YÖDAK çalışmalarını genellikle beğenen ve saygı duyulan bir kuruma ihtiyacımız olduğu kanaatinde olmamdan dolayı sevgili Ziya ile sık sık yazdığı konuları tartışıyoruz.

Bazen haksızlık yaptığını düşündüğüm konuları tartışırken geçen ay yaptığı bir haberde kendisini takdir ettim. Çok hızlı gelişen ve erken sönen bir krizin belgelerini yayınlamıştı. Onu takdir ettiğim bu konudan sonra YÖDAK kurul üyelerine bakış açım değişti.

Akile Büke’nin YÖK’ün talep ettiği bir yazıyı kurul yönetimine neden bilgi vermeden yazdığına dair, kurul üyelerinin yazılı sorusunun Ziya’ya sızdırılması yanında hızını alamayan kurul üyelerinden bazıları ya da biri, Akile Büke’nin kendilerine verdiği cevabı da servis edince “YÖDAK’ta Kriz” manşeti doğmuş oldu.

Kıbrıs Manşet’te aylardır çıkan haberlerin kaynağının da kurul üyeleri mi olduğu sorusu beliriveriyor beynimde.

Sayın Profesör hocalarımızdan hangisi ya da hangileri, sadece 4-5 kişinin bildiği belgeleri Akile Büke’yi yıpratmak için basına servis etmiştir diye bugün peşine düşecek değilim.

Ama yüksek öğretime katkı vermek için kurul görevliğine talip olanlar, neden yükseköğretime zarar verecek adımlar atıyorlar. Onların görevi başkanı yıpratmak mı? Bu yıpratmayla içinde bulundukları kuruma zarar verirken keyif mi alıyorlar?

Dört bir yandan yıpratılarak bezdirilip görevi bırakması için üzerine bir çalışma yürütülen Akile Büke de inadına görevine sarıldı.

İşte bu noktada başta YÖDAK içinde bilerek ya da bilmeyerek yükseköğretimi yıpratanların bir toparlanması gerekir ki yükseköğretimimize sahip çıkabilmek için üniversiteleri de kenetleyebilsinler.

 

 

 

YORUM EKLE