Yüzyılımızın dönüştürücü lideri: Okuyan Atatürk (1)

   Oldukça genel bir ifadeyle, liderlik, “bir grup insanı belli bir amaç etrafında toplayabilme, onları bu amacın gerçekleşmesi yönünde harekete geçirebilme, harekete geçirdiği kitleyi yönlendirme ve amaca ulaşmak için gerekli her türlü bilgi ve yeteneğin toplamı” olarak tanımlanmaktadır. Liderlik alanında yapılan çalışmalarda, liderliğin, “karizmatik liderlik”, “öğretim liderliği”, “kültürel liderlik”, “isyan liderliği”, “ahlaki liderlik”,  “hizmet liderliği”, “ görev liderliği”, “otokrasi liderliği”, “toplumsal-duygusal liderlik” ve “dönüştürücü liderlik” adları altında toplanan çeşitli türleri olduğu görülmektedir. Bunların arasında, 70’li yılların sonlarına doğru ortaya atılan, ancak içeriği 90’lı yıllarda doldurulan ve kısaca “bir liderde bulunması gereken tüm özellikleri yapısında toplayan bir liderlik türü” olarak tanımlanan “dönüştürücü liderlik (transformationalleadership) “kavramı günümüzde ülkesel ve küresel düzeyde önem kazanmış bulunmaktadır. Ezeli ve ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, konuya ilişkin hemen her çalışmada “yüzyılımızın dönüştürücü lideri” olarak örnek gösterilmesi ve “liderlik paradigmasının çağdaş yaklaşımı” olarak nitelendirilmesi kuşkusuz ki Atatürk ve Atatürkçülüğe inananlar için gurur vesilesi olmaktadır. Aramızdan ayrılışının 81.yılında Atamıza bu sıfatı kazandıran özelliklerin hatırlatılmasında fayda vardır.
   Özellikle Amerikan sosyal bilimcilerinin üzerinde yoğun bir biçimde durdukları dönüştürücü lider kavramı, “değişimi düşünen, değişim için yapılacak çalışmaları örgütleyen, bu çalışmaları ortak bir örgüt kültürü içinde hayata geçiren ve değişimi sağlayacak olan bütün çalışmalara yön vererek değişim sürecini başarıyla tamamlayan liderleri dile getirmektedir. Bu anlamda, dönüştürücü liderlerin temel özelliği “süre giden bir değişimi” hayata geçirmeye çalışmalarıdır. Değişim, dönüştürücü liderlerin lider var olma nedenidir. Ne zaman ve hangi yolla gerçekleştirecekleri dahil, her zaman değişimi düşünürler, değişime hazırlanırlar, değişime ilişkin stratejiler geliştirerek kökleşmiş sorunlara yeni bakış açılarıyla çözüm ararlar. Genelde, değişim sürecini yetkilendirme yoluyla idare eden bu liderlerin önemleri, değişim fikrini ve yolunu oluşturmakta ortaya çıkar. Oluşturdukları bu fikirle örgütün üstüne çıkarlar ve örgütü yönetirler. Bu anlamda, ortak vizyon oluşturma ve bu vizyonu onunla birlikte değişime inanmış olan yakın çalışma arkadaşlarıyla paylaşma ve onları ikna etme, ikna sürecinden sonra değişimi gerçekleştirecek örgütlenmeyi oluşturma ve bu örgüt içinde ortak bir örgüt kültürü yaratma, örgütle etkin bir iletişim içinde olma, örgütü devamlı güçlendirme, örgüte ilham verme, motive etme ve uygun bir zamanda geliştirdiği bu değişim anlayışını hedef kitleye açıklayıp benimseterek onları da değişim sürecine dahil etme dönüştürücü liderlerin en belirgin özelliklerdir.

“Karizmatik bir lider”


   Atamız, belki de çoğumuzun farkında bile olmadığı liderlik teorisinin gelişmekte olduğu yıllar içinde bizlere hep “karizmatik bir lider” olarak tanıtılmıştır. Bu öyle bir tanıtımdı ki, tüm toplumuzda, hatta onu yakından tanıyan yabancılar arasında bile, Atatürk’ün bütün başarılarının arkasında sanki doğuştan sahip olduğu karizmatik özelliklere sahip olmasının yol açtığı inancının doğmasına yol açıyordu. Örneğin Atatürk’e hayran olan İngiliz General Sir Charles Townshend bile, “Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var!” demek suretiyle, Atamızın bütün başarılarını “ruh kudreti” gibi soyut ve ne olduğu belirsiz bir kavrama bağlayabiliyordu! Öyle ki, sanki Atatürk hiç okumamış, hiç masabaşı çalışması yapmamış, hiç toplumsal gözlemlerde bulunmamış, toplumunu değerlendirmemiş, hiçbir zihinsel faaliyette bulunmamış, hiçbir şeyden anlam çıkarmamış, kendisini ve düşünce sistemini geliştirmemiş, yenilememiş ve askeri dehası dahil, sanki sadece doğuştan sahip olduğu bu karizmatik özellikleriyle savaşmış ve ülkeyi işgalden kurtarmış, zaten kokuşmuş olan Osmanlı’yı tarih sahnesinden temelli silmiş, Türkiye Cumhuriyeti adı altında yeni bir devlet kurmuş ve tüm devrimleri yaparak çağdaş bir devlet yaratmıştır!
   Pekiyi bu yaklaşım doğru muydu? Atatürk bütün bu başarılarını sadece doğuştan sahip olduğu karizmatik özelliklerine mi borçluydu?  Bu soruya olumlu cevap vermek ve büyük önderin bütün başarılarını sadece doğuştan sahip olduğu karizmatik özelliklerine bağlamak, en basit ifadeyle, Atatürk’ün, bilinçli olarak olmasa da, karakterinde gizli olan “dönüştürücü bir lider olabilmek “için yaptığı örnek alınması gereken tüm çalışmaları hafife almak olur. Şöyle ki, hangi tür liderlik olursa olsun, doğuştan sahip olunan kişisel özellikler, kişilerin lider sıfatını kazanmasında çok önemli bir role sahiptir. Bu anlamda, dönüştürücü lider olabilmek için de kişinin öncelikle bazı karizmatik özelliklere sahip olması gerektiği açıktır. Ancak karizmatik özelliklere sahip olma, tek başına, kişinin dönüştürücü lider olabilmesi için yeterli değildir. Tam tersine, dönüştürücü liderlik,  liderin karizmatik özellikleri ile yetinmemesi ve karizmasını aşmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda dönüştürücü liderlik anlayışında, bir liderin sadece karizmasına dayandığı, karizmasına güvendiği ve her an karizmasını gündeme getirdiği takdirde onun liderliğinin bittiği dile getirilmekte ve Hitler, Franco ve Mussolini bu hatayı yapan liderlere örnek olarak gösterilmektedir.

Güçlü ve etkileyici bakışlar…


   Bir karizmatik liderde olması gereken tüm özellikler Atatürk’te fazlasıyla vardı: Cesurdu ve atılgandı… Ama cesaretten kaynaklanan aptalca bir atılgan karakter değildi. Tam tersine hesap adamıydı. Her şeyi ölçüp biçerek neyi ne zaman yapacağına ve neyi ne zaman kime söyleyeceğine karar verir ve ona göre risk alırdı. Çok hızlı düşünürdü ve etkileyici idi. Konuşması, yani hitabeti çok kuvvetli idi. İçinde bulunduğu gurupta hemen ön plana çıkar ve guruba hakim olurdu. Bakışlarının ne kadar güçlü ve etkileyici olduğunu yakından tanıyan herkes dile getirmiştir. Baksanıza General Townshead’de yarattığı etki, “bir ruh kudretinin esrarına”  kadar ulaşmış! Kalemi de güçlüydü. Ağdalı bir Osmanlıca ile okuyanı etkileyecek bir şekilde yazardı. İlkeleri açısından sert, kişisel ilişkileri bakımından hoşgörülü idi. Sert ve yumuşak gücünü ne zaman kime karşı göstereceğini çok iyi bilirdi.  Başkomutanlık Muharebesinde cepheyi dürbünle seyreden Sakallı Nurettin Paşa’ya “Dürbünle seyretmeyi bırakınız, cepheye, ateş hattına gideceğiz!  Diyerek ”gösterdiği sert güç bunun en güzel örneğidir. İleri görüşlüydü ve olasılıkları çok iyi hesaplayıp tartardı. Gereğinde yemez, içmez ve uyumazdı. Moral vericiydi ve etkin bir motivasyon sağlardı. Kütahya ve Eskişehir muharebelerinde Yunan ordusu karşısında geri çekilen İsmet Paşa’ya Sakarya savaşından önce Ankara’dan gelerek verdiği moral de bu özelliğinin en güzel örneğidir. Örgütünü çok iyi tanır, kime ne zaman hangi görevi vereceğini çok iyi bilirdi.
   Pekiyi Atatürk doğal olarak kendisinin de farkında olduğu bu özellikleriyle yetinmiş ve sadece bu özellikleri nedeniyle mi ülkeyi işgalden kurtararak yepyeni laik ve çağdaş bir cumhuriyet kurmuştur?  Bu soruya kesinlikle olumsuz bir cevap vermek gerekir! Pekiyi ne yapmıştır da “yüzyılın dönüştürücü lideri” sıfatını kazanmıştır. Bu sorunun cevabı da gelecek haftaki yazımızda.

 

YORUM EKLE

banner107

banner96