Zübeyir, Kemal Coşkun’dan ısrarla bilgi isteyince…

   Temmuz ayı olduğu kadar, Ağustos da Türk milleti ve aynı zamanda Kıbrıs Türkleri için de nice tarihi değerler içeren bir aydır. Hele ayın ilk günü, Ada’nın Türkler tarafından fethi, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın (GKK) kuruluş yıldönümleri olması bakımından daha büyük bir önem taşımaktadır.

   Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethiyle birlikte, Rum toplumuna nice ayrıcalık tanınmış, haklar bahşedilmişse de, hiçbir zaman tatmin olmamış, ENOSİS anlamına gelen Yunanistan’la birleşme, bütünleşme, ilhak sevdasından vazgeçmemişlerdir. Bu zihniyet nedeniyle ada zaman zaman fırtınalı dönemler yaşamış, nice masum insanların kanı akıtılmıştı… 1 Nisan 1955’te ENOSİS’i gerçekleştirmek amacıyla 1 Nisan 1955’te kurulan EOKA, adayı kan gölüne dönüştürmüş olmasına rağmen, başta Rum lider Anastasiadis olmak üzere, gelmiş geçmiş Rum liderleri, bu eli kanlı örgüte övgüler düzmekte, aynı yolun yolcuları olduklarını inkâr etmemektedirler.

   Kıbrıs Türk halkı bu yüzden çok acılar çekti, bu topraklarda varlığını koruma uğrunda nice şehitler verdi. Toprağın yüzde 3’ünde yaşamaya mahkûm edildi, ama teslim olmadı. Yıllarca göçmen çadırlarında çok zor koşullarda yaşadı, ama direndi ve diz çökmedi. Utanç barikatlarında acı ve ıstırap çekti, horlandı, ama Türkiye sevgisini içinden hiçbir zaman eksiltmedi. Aksine yaşamaya mahkûm edildiği o zor koşullarda birlik ve beraberliğini korumayı bildi, bencilliğe prim vermedi.

   Eğer Rum liderliğinin baskılarına boyun eğmiş, azınlık haklarını kabul etmiş olsaydı, bugün bu topraklarda başı dik, alnı açık dolaşabilir,  güvenli bir ortama kavuşabilir miydi? Allah rahmet eylesin, Barış Harekâtı dönemi hükümetin Başbakanı Bülent Ecevit, “Sizler burada yıllarca direnmeseydiniz, biz müdahale edemezdik” demişti. Kıbrıs Türkünün direnişini organize eden, kamçılayan da TMT olmuştu. Yunanistan’la birleşme ve burada bir ‘Elen Cumhuriyeti’ kurulması için silaha sarılan EOKA’ya karşı bir misilleme hareketiydi TMT. Kıbrıs Türk halkını korumaya yönelik bir örgütlenme kaçınılmazdı. Daha önceleri de yazdığımız ve yetkililerin de zaman zaman dile getirdikleri gibi, EOKA olmasaydı, TMT de olmazdı.

   Rumlar da bu gerçekleri bilmekle birlikte, okullarda, kiliselerde hep işlerine geleni tekrarlayıp durmakta, en basit örnekle Kıbrıs sorununun 20 Temmuz 1974 tarihinde başladığı yalanı ile avunmaktadırlar. İşlerine böyle gelmekte, yeni nesillere de tarihi gerçekleri çarpıtarak aktarmaktadırlar. Kendi inançları bakımından belki de haklıdırlar. 15 Temmuz 1974 darbesini kitaplardan çıkarmalarının nedeni de bu değil midir?

   TMT, bugün disiplinli bir ordu konumunda olan GKK’nın mayasıdır. Eski TMT’cilerden Fil Turgut’un dediği gibi yapılan bir araştırma sonucunda, TMT’nin hata ve yanlışlarının, EOKA’nın yanlışlarının yanında devede kulak bile olmadığı ortaya çıkmış bulunmaktadır. EOKA, yalnız Kıbrıslı Türklerin ve İngilizlerin değil, aynı zamanda kendi soydaşlarının, Rumların da kanına girmiş, sayısız Rum’a hayatı zindan etmişti…

   O günlerin zor koşullarında TMT’nin de bilinçli veya bilinçsiz bazı yanlışları olmuş olabilir. Hani ‘Hatasız kul olmaz’ derler ya, elbette hatasız örgüt de olmaz. Ancak yabancı araştırmacılara göre, TMT’nin dünyada en az hata yapan örgütlerin başında yer alması çok önemlidir. Zamanında özellikle İsrail’liler, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi ile özdeşleşen TMT’nin, çok daha geniş olanaklara sahip EOKA karşısında gerçekleştirdiği başarıları merak ederek, mercek altına almışlardı. Gerçekten varoluş yıllarında TMT, EOKA’nın korkulu rüyası olmuştu. Rum kesimlerinde dilediği yerde bomba patlatabiliyor, EOKA’ya misillemede bulunabiliyordu. O kadar ki, Larnaka’daki petrol rafinerilerini havaya uçurma olayından tutunuz da, nice misillemeler yapabilecek yetenek ve beceriye sahipti.

   Bir cumartesi günü sabah erken saatlerde beni Berber Ahmet’ten aramışlardı. Hisarın üzerindeki Site’nin karşısındaki Berber dükkânından… Merhum Berber Ahmet, o dönemde ‘büyüklerin’ berberiydi. Eroğlu’ndan tutun da, Kemal Coşkun’a varıncaya kadar… Her neyse arayan Zübeyir Ağaoğlu idi ve beni Berber Ahmet’te beklediğini söylemişti… Ne işim olabilirdi cumartesi günü ‘sabahın köründe’ Berber Ahmet’te? Ben oralı olmayınca, ikinci kez telefon açtı ve bu kez Bayraktar Kemal Coşkun’u verdi telefona. Konuştuktan sonra, arabaya atladığım gibi Berber Ahmet’e gittim.

   Meğer Zübeyir Ağaoğlu, bazı konularla ilgili olarak Kemal Coşkun’dan bilgi istiyordu ve ses cihazını da hazır vaziyete getirmişti… Bayraktar’ın ağzından laf almak kolay mıydı? Allah rahmet eylesin, Kemal Coşkun da, kendisini fena halde sıkıştıran, ısrar eden Zübeyir’i ‘başından atmak’ için “Cemal’i çağır bakalım, o bu işe ne diyecek?” diye mırıldanınca, telefon etmiş bana Zübeyir Ağaoğlu. Kemal Coşkun bana hep ‘Cemal’ diye hitap ederdi…

   Her neyse; oturduk, kahvemizi yudumlarken, Zübeyir derdini anlattı, Kemal Coşkun da bıyık altı gülerek, dalgasını da geçerek “Bak Zübeyir; Cemal evet derse, sorularına cevap verecek, anlatacağım” deyiverdi. Hani ‘Gel de içme’ derler ya, bizimkisi de o hesap. Kemal Coşkun topu bana atmış, oradakiler de pür dikkat kesilmişti… “Bunlar bir nevi ‘devlet sırrı’ Zübeyir; günü geldiğinde o defterler de açılır, ama şimdi zamanı değil” deyince Zübeyir Ağaoğlu yüzünü ekşitmiş, öfkelenmiş, Kemal Coşkun ise kahkahayı koy vermişti…

   Bugün hem Pazar, hem de Bayram olduğundan, geçmişte yaşananlardan bir anımızı aktaralım ve sizlere de nostalji yaşatalım dedik. Tekrar nice sağlıklı ve mutlu bayramlar dileğiyle…

                                                                        ***

Bir zamanlar ‘ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk günü

Kıbrıslı Türklerin ve Rumların nice badirelerden sonra ortaklaşa oluşturdukları ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk günlerinden tarihi bir anı. Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük ve kısa bir süre önce yaşama veda eden eşi, Kıbrıs’ın ilk ‘First Lady’si Süheyla Küçük bir sohbet esnasında.

YORUM EKLE

banner75